BİR KELİME

29 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = ŞAYAN





Şayan : (sıfat, eskimiş, Farsça) Uygun, yaraşır, değer, layık.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Şayanıdikkat : (sıfat, Farsça şāyān + Arapça diḳḳat) Üzerinde durulmaya, ilgilenilmeye, düşünülmeye değer olan.

Şayanıhayret : (sıfat, Farsça şāyān + Arapça ḥayret) Hayret edilecek, şaşılacak nitelikte olan.

"Belki bunda şayanıhayret hiçbir cihet yoktu." - Refik Halit Karay

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça şāyān شایان “mümkün, uyan, olur” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça şāyistan, şāy- شایستن, شای “mümkün olmak, uymak” fiilinden +ā(n) ekiyle türetilmiştir. Farsça fiil Avestaca χşi- veya χşāy- “muktedir olmak, gücü yetmek” fiili ile eş kökenlidir.

Benzer sözcükler : şayanı takdir, şayanı tavsiye
Bu kelimeyle ilintisi olanlar : şayet


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
bunlar şāyāni vidādü āşināyī degüldir [dostluğa ve tanışıklığa uygun değildir]





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, inspiredpencil.com' dan alıntıdır.




25 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = BAŞAT




Başat : (sıfat) ► Baskın.

"Üstelik de Batıcı düşüncelerin, Batı etkisine en açık olan Harbiye’de odaklaştığı düşünülür ve Mustafa Kemal olayının, ordunun başat rol oynadığı bir Kurtuluş Savaşı biçiminde geliştiği hatırlanırsa bu desteğin anlamı ve önemi açıkça ortaya çıkar." - Emre Kongar

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Başat karakter : (isim, biyoloji) Bir melezde her zaman ortaya çıkan karakter.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Türkiye Türkçesi başa- “başa geçmek, önden gitmek” fiilinden Yeni Türkçe +Ut ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi baş sözcüğünden Türkiye Türkçesi +(g)A- ekiyle türetilmiştir.

Ek açıklama : Anadolu ağızlarında “sürü önderi olan koç” ve “haşarı, yaramaz” anlamında kullanılan sözcük Dil Devrimi döneminde yeni anlamla yazı diline aktarılmıştır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Yeni Türkçe: [Cumhuriyet - gazete, 1935]
'Başat tepe= Hakim tepe' deyimindeki başat kelimesi Fransızca 'dominant' karşılığıdır.




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”- 



not: görsel, internetten alıntıdır.




22 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = ÇEYİZ




Çeyiz : (isim, Arapça) Gelin olacak kız için hazırlanan her türlü eşya; dürü, çeyiz çemen, cihaz.

"Noksansız bir çeyiz ve düğünle iyi bir eve verilen Zeynep..." - Tarık Buğra

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Çeyiz asmak : Çeyiz sermek.

Çeyiz düzmek : Çeyiz hazırlamak.
"Kazandığını bir yana atar, kendine çeyiz düzer." - Mahmut Yesari

Çeyiz sermek : Gelinin getirdiği çeyizleri herkesin görmesi için yaymak, teşhir etmek, çeyiz asmak.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Çeyiz alayı : (isim) Gelinin çeyizini damadın evine taşıyan alay.
"Pazartesi çeyiz alayı, salı günü gelin hamamı, çarşamba günü kına gecesi, perşembe günü yüz yazısı, cuma günü paça..." - Musahipzade Celâl

Çeyiz çemen : (isim) ► Çeyiz.
"Babaannesi gelip de hastanede bulduğunda onu, hiç de şaşmış görünmüyordu. Çeyiz çemen... Hepsi boştu bunların." - Ayla Kutlu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √chz kökünden gelen cahāz جَهَاز “1. donanım, 2. nikâhta kız tarafınca verilen hediyeler” sözcüğünden alıntıdır.

Ek açıklama : Karş. Farsça cahīz جهیز, cahīziyya(t) جهیزیه (aynı anlamda). Arapça aynı kelimeden alıntı olan Farsça sözcüğün Türkçe kelime ile benzerliği, kelimenin Farsçadan Türkçeye veya Türkçeden Farsçaya geçtiğini, ya da ortak kültürel haznede hem anlam hem telaffuz açısından başkalaştığını gösterir. Kelime Arapça sözlüklerde bu anlamda görülmez.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
ḳız boya degdi bu kez eyle çehīz / elin alup erine ıṣmarla tīz

[Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
çok māl ve niˁmet ve cihāz-ıla kimse anı almağa rağbet itmezdi

[Meninski, Thesaurus, 1680]
cehāz, cihāz vul. çihāz: Paraphernalia.

cehiz [Hindoğlu, Dictionnaire Français-Turc, 1831]
céhiz, céhéz جهیز: dot [Fr. çeyiz, başlık parası]




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, pinterest' ten alıntıdır.



18 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = MENDİREK




Mendirek : (isim, denizcilik, Rumca) Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman.

"Eğer bir an önce bu işin önüne geçilmezse mendirek bu seneki lodoslarda bir kat daha göçecek." - Nâzım Hikmet

* * * * *

Kelime Kökeni :

Orta Yunanca mandrákion μανδράκι “'ağılcık', liman ağzına inşa edilen koruma suru” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük, Eski Yunanca mándra μάνδρα “ağıl, etrafı çevrili alan” sözcüğünden +aki(on) ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Bu diyârda [Mora Y.ad.] ... karavulhâne gibi binâ olunan kullelere kastel, liman ağızlannda ve liman ortalarında binâ olunan kullelere mendirek derler.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.


15 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = EKOLALİ



Ekolali : (isim, ruh bilimi, Fransızca)(*)Yankılı konuşma.

(*) Yankılı konuşma : Başka birinin kullandığı söz veya cümleleri anlamsız olarak yankı gibi tekrarlama.


Kelime Kökeni :

Ekolali sözcüğü, Yunanca “echo” (yankı) ve “lalia” (konuşma) köklerinden türemektedir ve bir kişinin, başkasının söylediği kelime ya da cümleleri otomatik ve istemsiz biçimde yinelemesi anlamına gelir. Bu tekrarlar kimi zaman duyulan ifadenin hemen ardından, kimi zaman ise saatler ya da günler sonra ortaya çıkabilir.

Ekolali ilk duyulduğunda anlamsız bir tekrar gibi değerlendirilebilir fakat bu algı çoğu zaman yanıltıcıdır. Pek çok durumda ekolali, bireyin bir ihtiyacını bildirme ya da iletişim kurma çabasının kendine özgü bir biçimidir.

(Otizm, Tourette sendromu, afazi, Rubinstein-Taybi sendromu, gelişimsel bozukluk, şizofreni ve bazen de psikopatolojik diğer durumlarda ekolali gözlemlenir.)





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, www.vecteezy.com' dan alıntıdır.




11 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = DEFANS




Defans : (isim, spor, Fransızca) ► Savunma.

"Herkes kendini forvette görmek, atacağı gollerle kahraman olmak isteğinden kimse defansta durmak istemez." - Oğuz Tektaş

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca défense “savunma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince aynı anlama gelen defensa veya defensio sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince defendere, defens- “darbeyi savuşturmak, savunmak” fiilinden türetilmiştir. Bu fiil Latince fendere, fens- “kılıçla veya silahla vurmak” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰén-i̯e- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰen- “öldürmek” kökünden türetilmiştir.

Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökünden Germence *gund- “savaş”, İngilizce gun “silah”.

Benzer sözcükler : defansif, defansör
Bu maddeyle ilintisi olanlar : ofans


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Cumhuriyet - gazete, 1930]
Biz ikinci devrede defans tarzını kabul etmiştik.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel internetten alıntıdır.




8 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = AYYUK




Ayyuk : (Arapça) 1. (isim) Göğün en yüksek yeri.

2. (isim) Göğün kuzey yarım küresinde bulunan bir takımyıldızın en parlak yıldızı.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Ayyuka çıkmak : 1. Ses yükselmek.

"Camlar çerçeveler parçalanıyor, küfürler ayyuka çıkıyordu." - Ahmet Ümit

2. Dedikodu herkesçe duyulmak, yayılmak.

"Rezalet ayyuka çıktı, bütün İstanbul bundan bahsediyor." - Necip Fazıl Kısakürek

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁyḳ kökünden gelen ˁayyūḳ عيّوق “keçi yıldızı, Capella, gökyüzünün en yüksek yeri” sözcüğünden alıntıdır.

Ek açıklama : Latince auriga “keçi yıldızını içeren takım yıldız” adı muhtemelen bir Sami dilinden alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[anon., Danişmend-Name, 1360]
Anları [kilise çanlarını] depretdiler, āvāzı ˁayyūka irdi.

[Şeyhoğlu, Marzubânnâme terc., 1380]
ve Bidnūs pāk ünin [temiz sesini] ˁayyūḳa çıkarub




Kelime, blogger KuyruksuzKedi tarafından önerilmiştir. Katkısı için teşekkürlerimle,


{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​




4 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ACEM






Acem (1) : (Arapça) 
1. (isim, müzik) Klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam.

2. (isim) Portenin beşinci çizgisine yazılan fa notasının adı.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Acemaşiran : (isim, müzik, Arapça) Klasik Türk müziğinde kullanılan şet makamlarından biri.

"Bir gün evde neyle acemaşiran peşrevini üflemeye çalışıyordum." - Engin Kökçü

Acemborusu : (isim, bitki bilimi) Canlı kırmızı renkli çiçek açan, uzun boylu bir tür süs bitkisi (Bignonia radicams).

"Duvarlarda turuncu renkli acemborusu çiçeklerinin bulunduğu dar sokaklardan geçerek Kalamış'a doğru yürüdü." - Salim Nizam

Acembuselik : (isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça bū-selīk) Klasik Türk müziğinde acem makamı ile buselik beşlisinin birleşmesinden oluşan birleşik bir makam.

Acemkürdi : (isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça kurd + Arapça -ī) Klasik Türk müziğinde acem ile kürdi makamlarının birleşmesinden meydana gelen birleşik bir makam.

"O yıl Sadi Hoşses Bey’in acemkürdi makamındaki ‘Aşkın ile Gündüz Gece Giryan Efendim’ şarkısı çok moda idi." - Fügen Ünal Şen

~ ~ ~ ~

Acem (2) : (özel, Arapça) 
1. (isim) İran’da yaşayan Fars kökenli kimse.

2. (isim) ► İranlı.

3. (isim) İran ülkesi.

"Kanepenin üstünde Müşir Ethem Paşa’nın Acem matbaalarında basılmış müthiş bir resmi." - Ömer Seyfettin

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Acem ağzı : (isim, müzik) İran'da yaşayan Türklerin veya İran'dan Türkiye'ye gelmiş Türkmen ve Azeri toplulukların geleneksel müzik icralarında kullandıkları üslup.

"Bu sırada Acem ağzı İsfahan makamında bir gazel okuyarak Gaffar Ağa gelir." - Sadi Yaver Ataman

Acem aslanı : (isim, mecaz) Gösterişten ibaret, sahte kahraman.

Acem çapkını : (isim, mecaz) Eskiden şehirlerin etrafında gezinti yapmak için kiralanan at.

Acem gömleği : (isim) Belden büzgülü, dizlere kadar inen, kalın kumaştan, düz koyu renkli bir tür gömlek.

Acem halayı : (isim) Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da oynanan bir halk oyunu.

Acem işi : 1. (sıfat) Farslara özgü olan.

"Kutulara yerleştirilmiş kaçak çaylar, elektronik eşyalar, cep telefonları ve birkaç acem işi halı yanarken alevler giderek yükseliyordu." - Mehmet Sait Taşkıran

2. (isim) Döşemelik kumaşların üzerine renkli ipek iplikle işlenen, yer yer altın veya gümüş boncuklarla süslenmiş nakış.

Acem kılıcı : (isim) İki tarafı keskin olan kılıç.

Acem külahı : (isim) Siyah kuzu derisinden yapılan başlık.

"Adı sanı unutulduğu sıradaydı; bir gün tak tak kapı, Leman'ın evine başında Acem külahı, sırtında büzmeli yeşil bir gömlek, saçı sakalı kınalı bir herif geldi." - Refik Halit Karay

Acem lalesi : (isim, bitki bilimi) Taşkırangillerden, turuncu ve sarı çiçekler açan, yıllık ve çok yıllık türleri olan, saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi; güneştopu (Eschecholtzia californica).

Acem pilavı : (isim) İçine safran ve zencefil eklenerek yapılan, İran usulü bir pilav türü.

"Çam fıstıklarına doyunca artanı annemize veriyor, Acem pilavı ya da helva yaparsınız diye tembih ediyorduk…" - Reha Oğuz Türkkan

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁcm kökünden gelen ˁacam عَجَم “Arapça bilmez, barbar, özellikle İranlı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁacuma عَجُمَ “dilsiz idi, dil bilmez idi, Arapçası kıt idi” fiilinin faˁal veznidir.

Ek açıklama : Karş. İbranice/Aramice-Süryanice ˁagam “bağlı veya özürlü olma, bükülme, impediment” (Jastrow, Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc. 1041).
Arapçada ˁacam sözcüğü ile mübalağası aˁcam eş anlamlıdır.
Klasik Türk müziğinde bir perde adıdır.

Benzer sözcükler : acemaşiran, acemborusu, acembuselik, acemi, acemi çaylak, acemilik, acemioğlanı, acemkürdi


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

aˁcem “İranlı” [Edib Ahmed, Atebet-ül Hakayık, 1250? yılından önce]
biligligni ögdi aˁcam ham ˁarab [bilgiliyi övdü hem Acem hem Arap]

acemî “İranlı” [anon., Mukaddimetü'l-Edeb terc., 1300]
Arabīce sözledi ˁacamī [İranlı Arapça konuştu]

acemî “... tecrübesiz, toy” [Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
bir pādişāh bir ˁacemī oğlan-ıla gemiye girdi

acemî [Meninski, Thesaurus, 1680]
ˁacemī: Barbarus vir. Usit. tyro, inexpertus, imperitus, rudis.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: ​görsel, internetten alıntıdır.





1 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = AMORF





Amorf : (Fransızca) 1. (sıfat) Bir bütünü oluşturan parçalardan simetrik olmayan.

"Oğuz Atay romanlarında türe özgü kurgunun dışına çıkan fazla sayıda amorf yapı ile karşılaşılır." - İsmet Emre

2. (sıfat, fizik) ► Biçimsiz.

"Bu alanda buluntu olarak tahıl kalıntıları, amorf demir ok uçları, amorf bronz parçalar ve yanmış ahşap hatıllar ortaya çıkartıldı." - İsmail Eroğlu


* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Amorf olmak : Dengesi bozulmak, dağılmak.

"Moruk bir laf etti, ağzımı açamadım, amorf oldum." - Reşat Ekrem Koçu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca amorphe “şekilsiz” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca morphḗ μορφή “şekil” sözcüğünden a(n)+ ön ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Cumhuriyet - gazete, 1932]
bizim gibi taazzuv etmemiş, amorf halde bulunan ve sınıf ayrılığına yabancı kalmış geri teknikli cemaatlerde





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.