Ç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = ÇEYİZ




Çeyiz : (isim, Arapça) Gelin olacak kız için hazırlanan her türlü eşya; dürü, çeyiz çemen, cihaz.

"Noksansız bir çeyiz ve düğünle iyi bir eve verilen Zeynep..." - Tarık Buğra

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Çeyiz asmak : Çeyiz sermek.

Çeyiz düzmek : Çeyiz hazırlamak.
"Kazandığını bir yana atar, kendine çeyiz düzer." - Mahmut Yesari

Çeyiz sermek : Gelinin getirdiği çeyizleri herkesin görmesi için yaymak, teşhir etmek, çeyiz asmak.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Çeyiz alayı : (isim) Gelinin çeyizini damadın evine taşıyan alay.
"Pazartesi çeyiz alayı, salı günü gelin hamamı, çarşamba günü kına gecesi, perşembe günü yüz yazısı, cuma günü paça..." - Musahipzade Celâl

Çeyiz çemen : (isim) ► Çeyiz.
"Babaannesi gelip de hastanede bulduğunda onu, hiç de şaşmış görünmüyordu. Çeyiz çemen... Hepsi boştu bunların." - Ayla Kutlu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √chz kökünden gelen cahāz جَهَاز “1. donanım, 2. nikâhta kız tarafınca verilen hediyeler” sözcüğünden alıntıdır.

Ek açıklama : Karş. Farsça cahīz جهیز, cahīziyya(t) جهیزیه (aynı anlamda). Arapça aynı kelimeden alıntı olan Farsça sözcüğün Türkçe kelime ile benzerliği, kelimenin Farsçadan Türkçeye veya Türkçeden Farsçaya geçtiğini, ya da ortak kültürel haznede hem anlam hem telaffuz açısından başkalaştığını gösterir. Kelime Arapça sözlüklerde bu anlamda görülmez.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
ḳız boya degdi bu kez eyle çehīz / elin alup erine ıṣmarla tīz

[Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
çok māl ve niˁmet ve cihāz-ıla kimse anı almağa rağbet itmezdi

[Meninski, Thesaurus, 1680]
cehāz, cihāz vul. çihāz: Paraphernalia.

cehiz [Hindoğlu, Dictionnaire Français-Turc, 1831]
céhiz, céhéz جهیز: dot [Fr. çeyiz, başlık parası]




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, pinterest' ten alıntıdır.



29 Ocak 2026 Perşembe

BİR KELİME = ÇİLE




Çile (I) (Farsça) : 1. (isim) ► Sıkıntı.

"Bizim bu dünyadaki hayatımız da bir çileden ibaret olduğu düşünülecek olursa en münasip çilenin de burada olması icap ediyordu." - Asaf Halet Çelebi

2. (isim, din bilimi) Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zahmetli ve perhizli dönem.

- - -

Çile (II) 1. (isim) İpek, yün, pamuk vb. her türlü iplik demeti.

"Ah, bakın! Bir çile iplik hâlinde / Boşluklara doğru çözülüyorum." - Cevdet Kudret

2. (isim) Yay kirişi.

* * * * *


Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı:

Çile Çekmek : Büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak.
"Âşıkın olmaz mı çile çekmesi / Çilenin olmaz mı boyun bükmesi" - Seyrani

Çile çıkarmak (veya doldurmak) : Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek.
      "Yirmi beş senedir Beykoz'daki o tekke gibi evde çile dolduruyorum." - Reşat Nuri Güntekin

(birini) Çileden çıkarmak : Çok kızdırmak.
      "Karşı taraftan konuşanın kolağası Mustafa Kemal oluşu hepsini çileden çıkarır." - Falih Rıfkı Atay

Çileden çıkmak : 1. Olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek.
      "Ben ötede beride tanıdığım yaşlı başlı Fransızlarla böyle konuştukça kardeşim çileden çıkıyordu." - Bedri Rahmi Eyüboğlu
2. (eskimiş) Çile süresini bitirmek.

Çilesi dolmak : 1. (eskimiş) Derviş ve tarikat ehli, sadece dua ve ibadetle geçirmeleri gereken süreyi tamamlamak.

2. Üzücü ve sıkıntılı bir durumdan kurtulmak.
      "Çilesi doldu ve çektikleri çok oldu." - Mahmut Esat Bozkurt

Çileye girmek : Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek.
      "Mevlâna’ya olan bağlılığı nedeniyle çileye girmek için gittiği Konya’ya feyiz almak için 1796 yılında yeniden gitti ve on beş gün orada kaldı." - Halûk İpekten

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Çilehane : Dervişlerin çile doldurdukları yer.
      "Böyle bir hücreye bu kadar çok pencerenin açılmış olması alışık olduğumuz çilehane tasavvuruna aykırı görünmektedir." - Şevket Kâmil Akar


* * * * *


Kelime Kökeni :
Çile (1)

Farsça çilla چلّه “1. kırklık, kırk günlük süre, 2. tarikat erbabının kırk günlük halvet ve perhiz süresi, Hıristiyanlarda Paskalyadan önceki kırk günlük oruç” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça çil چل veya çihil چهل “kırk” sözcüğünden +a ekiyle türetilmiştir.
Benzer sözcükler : çile çek-, çilehane, çilekeş, çileli

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Lugat-i Halimi, 1477]
dervişler kırk gün halvet çeker­ler, aŋa daχı çille derler.

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Kırk sene kāmil çille-i merdān çeküp, gündüz sāim ve gice ḳāim olup [gündüz oruç tutup gece uyanık durup]

- - -

Çile (2)

Farsça cula جله veya culla جلّه “top” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça aynı anlama gelen gula veya gulla sözcüğünden evrilmiştir.
Daha fazla bilgi için gülle maddesine bakınız.

Ek açıklama : Farsça gule/gulle “gülle, top” sözcüğünün muarrebidir.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“kumaş topu” [Osmanlı Kanunnameleri, 1566 yılından önce]
cülle

[Selanikî Mustafa Ef., Tarih-i Selanikî, 1596]
çuka-i sıkarlat-ı mütenevviˁa: altmış çile

[Meninski, Thesaurus, 1680]
cüleh seu cüle: Globulus balistarius [iplik topu].







Bu kelime, yazar/şair Murathan Mungan sayesinde, blogger Hayal Kahvem tarafından önerilmiştir. Katkılarından dolayı teşekkürlerimle,



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, freepik.com' dan alıntıdır.




24 Haziran 2025 Salı

BİR KELİME = ÇOKLUKLA




Çoklukla : (zarf) ► Genellikle.

      "Bazen yumurta pişiriyor, çoklukla yoğurt, peynir, salata, meyve, soğuk etler gibi şeylerle karın doyuruyordu." - Necati Cumalı

* * * * *

Kelime Kökeni :

İnternette yaptığım araştırmada kelimenin Türkçe kökenli olduğu bilgisine ulaştım.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, internetten alıntıdır.




4 Aralık 2024 Çarşamba

BİR KELİME = ÇALMAK




Çalmak :

1. Başkasının malını gizlice almak; hırsızlamak, kaldırmak, tüydürmek, uğrulamak.
      "İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı." - Falih Rıfkı Atay

2. Vurarak veya sürterek ses çıkartmak.
      "Bir yandan mızıka istiklal havasını çalıyordu." - Ruşen Eşref Ünaydın

3. (nesnesiz) Çalgı aleti ile bir müzik parçasını seslendirmek.
      "Fevkalade zekidir, iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır." - Refik Halit Karay

4. (nesnesiz) Ses çıkarmak, ses vermek.
      "Hafif hafif ıslıklar çalan sesi eski keskinliğini kaybetmiştir." - Reşat Nuri Güntekin

5. Bir şeyi bir yere çarpmak, vurmak.
      "Oklavayla açtığı yufkaları başının üstünde döndürüp mermere çalar, iyice yayar ve inceltirdi." - Sevinç Çokum

6. Üzerine sürmek.
      "Ekmeğin üzerine yağ çaldı."

7. Bozmak, zarar vermek.

8. Çelmek. (*)
(*) Yolundan çevirmek, engel olmak, engellemek, kendi yanına çekmek, beğenisini, sevgisini kazanmak, gönlünü çelmek gibi daha bir çok anlamda kullanılmakta.

9. Madeni oymak, kalemle işlemek.

10. Benzemek, andırmak.
      "Geniş alınlı, kırmızıya çalar, kahverengi saçlı, altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi." - Sait Faik Abasıyanık

11. (mecaz) Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak.

12. (ağızlardan) Süpürmek, temizlemek.
      "Tozu çalmak."

13. (dil bilgisi) Kök durumunda veya zarf-fiil eki alarak hızlı, aralıksız ve özensiz tekrarlanan anlamı veren birleşik kelimeler yapar.


* * * * * *


Atasözleri, Deyimler, Birleşik Fiiler veya Kalıp Sözler :

Çalıp Çırpmak : Hırsızlık yapmak.
      "Müşteri ise her zamanki oyunbazlığıyla çalıp çırptıklarını eve yığıyordu." - İhsan Oktay Anar

Çalmadan oynamak : 1. Çok keyifli ve sevinçli durumda bulunmak. 
             2. Bir işe çok hevesli görünmek.

Çalma elin kapısını, çalarlar kapını : "Kimseye kötülük yapma yoksa onlar da sana aynı kötülüğü yaparlar" anlamında kullanılan bir söz.


* * * * * *

Birleşik Kelime :

Çalçene : (sıfat) Durup dinlenmeden konuşan, çenesi düşük (kimse); geveze.
      "Her zamanki gibi bilgiye aç, her zamanki gibi ağızları lafla, kafaları düşünceyle dolu çalçene yaratıklarız." - Ayla Kutlu

Çalyaka : (zarf) Yakasına yapışıp sıkıca tutarak.
      "Kasım Efendi’yi çalyaka Kadı’nın karşısına çıkarttılar." - Aziz Nesin

Çalakalem :1. (zarf) Durmadan, çabucak yazarak.
      "Delegasyonumuz aleyhine çalakalem bir polemiğe girişmiş bulunuyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

2. (zarf) Gelişigüzel, özen göstermeden.
      "Gazete için çalakalem yazılırdı; dergi için özen isterdi." - İlhan Selçuk

Çalakamçı : (zarf) Durmadan kamçılayarak.
      "Arabacı artık beygiri çalakamçı sürüyor." - Osman Cemal Kaygılı

Çalakaşık : 1. (zarf) Soluk almadan yiyerek.
      "… tuzladığın bu ayranı afiyetle içiyorsam, tuttuğun bu yoğurdu, yoğurduğun bu ekmeği, kaynattığın bu bulguru çalakaşık yiyorsam…" - Attilâ İlhan

2. (zarf) Rastgele, düşünmeden.
      "Biz, bir taraftan bu hataları düşünmekle beraber diğer taraftan da şişman yüzbaşıdan cesaret alarak çalakaşık gidiyorduk." - M. Şevki Yazman

Çalakılıç : (zarf) Durmadan kılıç sallayarak.
      "Kimi atlı kimi yaya olan Macarlarla çalakılıç savaşıyorlardı." - Hüseyin Nihal Atsız

Çalakırbaç : (zarf) Şiddetli ve sürekli kırbaç vurarak.

Çalakürek : (zarf) Sürekli kürek çekerek.
      "Bu sırada kaldırılmakta olan birinci sınıf merdivenine doğru bir sandalın çalakürek yanaştığı görüldü." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Çalapaça : (zarf) Zorla yürüterek, sürükleye sürükleye.

Çalataban : (isim) Hızlıca koşarak, kaçarak.
      "Ödü kopmuş, askerler mızraklarını atarak çalataban yamaçlardan atılmışlar..." - Refik Halit Karay

Diskçalar : (isim) Özel yöntemlerle yoğun disk üzerine kaydedilen müzikleri dinlemeye yarayan araç.

Kasetçalar : (isim) Kaset çalan araç.
      "Elinde harabelerden bulduğu eski küçük bir kasetçalar var. Bir de yine eski, harap bir kaset." - Nilgün Serimoğlu


Uzunçalar : 1. (isim, müzik) Üzerine seslerin düşük devirle kaydedildiği büyük boyutlu plak.
      "İlk uzunçaların hazırlıkları başladığında, her ikisi de son kartlarını oynadıklarını biliyordu." - Murathan Mungan

2. (isim) Bir sanatçının eserlerinin bir bölümünün yer aldığı kaset; albüm

Yürürçalar : (isim) Kulaklık aracılığıyla müzik dinlemeye yarayan, insanın üzerinde taşıyabileceği teyp.


* * * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça mlw kökünden gelen imlāˀ إملاء  "dikte etme, yazı yazdırma" sözcüğünden alıntıdır. Sözcük, Aramice/Süryanice mlē מל  "1. dolu, 2. herekeli yani sesli harfleri bildiren noktaları doldurulmuş yazı" sözcüğünün ifˁāl vezni (IV) masdarı olabilir; ancak bu kesin değildir. Bu sözcük Aramice/Süryanice #mly מלי  "doldurma" kökünden türetilmiştir.




Kelime, değerli blogger Recep Altun sayesinde yayına alınmıştır. Katkıları için teşekkürlerimle,



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-






not: görsel, ablackweb.com dan alıntıdır.





2 Mart 2022 Çarşamba

BİR KELİME = ÇOLPA









Çolpa : (Farsça) 1. (sıfat) Ayağı sakat olan.

2. (sıfat, mecaz) Beceriksiz, eli işe yakışmayan, acemi.

"Hareketleri çolpa, dikkati dağınık, tepkileri geç ve kesikti." - Ahmet Hamdi Tanpınar




Bu kelime, blogger YILDIZ tarafından önerilmiştir. Kendisine katkısından dolayı teşekkür ederim.









{ಠ,ಠ}
 |)_) 
-”-”-



not: kullanılan gif buradan alıntıdır.



4 Haziran 2021 Cuma

BİR KELİME = ÇERAĞ
















Çerağ : (Farsça) 1. (İsim) Mum, kandil, lamba vb. ışık veren araç, çırağ

2. (İsim) Işık, çırağ

(bu kelime ile ilgili internette bulduğum örnek cümleler şöyle.)

👇

"Onun nurunun sıfatı, sanki içinde bir çerağ bulunan bir hücredir. O çerağ bir sırça içindedir."

Ve bir TSM eserinde rastladığım çerağ kelimesi. Şarkıyı dinlemek isterseniz buraya tıklayın.

"Ne o bensiz edebilir
Ne temelli gidebilir
Bende öyle bunu bilir
Sade gözden uzağız biz
Alev alev çerağız biz
Ayrılsak da beraberiz"


TDK' dan başka bir kaç yere baktığımda;  atın şaha kalkması, vazifesinden emekli edilen, bir memuriyete nail olan, çırak edilen gibi anlamlarda bulunmakta olduğunu gördüm. Ancak ben mum, kandil, ışık açıklamasını kullanmaktayım.


"Bu kelime sevgili blog arkadaşımız Duygu Emanet tarafından önerilmiştir. Kendisine bu katkısından dolayı teşekkür ederim."






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: kullanılan gif buradan alıntıdır.