(*)Direy : 1. (isim, hayvan bilimi) Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümü; fauna.
2. (isim) Bu hayvanların tanımını yapan eser.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Yeni Latince fauna “biyolojide hayvanlar alemi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince fauna “hayvanlar, davar” sözcüğünden alıntıdır. Latince sözcük Latince faunus “mitolojide hayvanlar tanrısı” özel isminin çoğuludur. Bu özel isim Latince fauere “bereket vermek, bereketli olmak” fiilinden türetilmiştir.
Ek açıklama : Latince fauor/favor “bereket, nimet” aynı kökten gelir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[yayın başlığı, 1939]
Sivas vilayetinin Miosen devrine ait faunası: MTA Enstitüsü Yayını
Hödük :1.(sıfat, argo) Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse).
"Bazısı zarif ve gösterişli insanlar gibi hazır ve yerli yerinde duruyor, bazısı hödük insanlar gibi küt bir eda ile kalıyordu." - Abdülhak Şinasi Hisar
Fransızca scandale “utanacak bir halin ortaya çıkmasından doğan durum, rezalet” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince scandalum “şeytanın kurduğu ahlaki tuzak, günah, ayıp” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Eski Yunanca skándalon σκάνδαλον “tuzak, fak” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *skand- “basmak” biçiminden evrilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mürebbiye, 1898]
bu şayiât ismetim hakkında büyük bir 'skandal' hükmünü alır
"Güya bir yoksul şimdi kâm almış, bir daüssılalı muhat edindiği toprağa ermiş, bir müfrit rahata kavuşmuş, bir naşad şimdi şad olmuştu!.." - Abdülhak Şinasi Hisar
* * * * *
Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :
Naşad olmak : Üzülmek, kederlenmek.
* * * * *
Kelime Kökeni : (na)
Farsça nā- نا- “olumsuzluk ve yoksunluk öneki” bileşeninden alıntıdır. Bu bileşen Eski Farsça ve Orta Farsça an veya na “olumsuzluk ve yoksunluk edatı” bileşeninden evrilmiştir. Eski Farsça ve Orta Farsça bileşen Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen tanıksız veya yeniden kurulmuş *né biçiminden evrilmiştir.
Kelime Kökeni : (şad)
Farsça ve Orta Farsça şād شاد “huzurlu, dingin, mutlu” sözcüğünden alıntıdır. (Kaynak: D. N. MacKenzie, A Concise Pahlavi Dictionary 78) Bu sözcük Eski Farsça aynı anlama gelen şiyāta- sözcüğünden evrilmiştir. Eski Farsça sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen tanıksız veya yeniden kurulmuş *kʷi̯ē-to-s biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *kʷi̯eh₁- (*kʷi̯ē-) “dinmek, dinlenmek, istirahat etmek” kökünden türetilmiştir.
Asarıatika :(isim, eskimiş, Arapça) ► Eski eserler.
"Hamdi, İstanbul’da bir müddet Amerikalı asarıatika âlimlerinin yanında çalışmış." - Kemal Tahir
* * * * *
Kelime Kökeni : (Asar)
Arapça √ˀs̱r kökünden gelen ās̱ār آثار “eserler, izler, belirtiler” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça tekil ˀas̱ar أثر “eser, iz” sözcüğünün afˁāl vezninde çoğuludur.
Ek açıklama : Yer adlarında asar genellikle ‘hisar’ anlamındadır. Yerel ağızlarda “harabelik, ören yeri” anlamında asarlık kullanılır. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin özgün adı Asar-ı Atika Müzesi’dir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
şek degül ās̠ār-ı raḥmet bī-gümān [şüphe yok rahmet belirtileri]
Milis : (Fransızca)1.(isim) Savaş sırasında orduya yardımcı olarak toplanan silahlı halk gücü.
2.(isim) Bazı ülkelerde yardımcı güvenlik gücü.
"Şehirde fenalık olmasın diye yerli İslamlardan milis teşkil ediyorlar." - Ömer Seyfettin
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca milice “yedek veya düzensiz askerî birlik” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince militia “sivil halktan toplama asker” sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince mīles, milit- “asker” sözcüğünün nötr çoğuludur.
Bu kelimeyle ilintili olanlar : militan, militer (paramiliter)
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Kadastro :(isim, Fransızca) Bir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işi.
"Kadastro memuru."
"Kadastro çalışmaları."
* * * * *
Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :
Kadastroya geçmek : Kadastrosu yapılmak.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca cadastre “gayrımenkul ölçüm çizelgesi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İtalyanca aynı anlama gelen catastico sözcüğünden alıntıdır. İtalyanca sözcük Eski Yunanca katástiχon κατάστιχον “sıralama, cetvel, çizelge” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca stíχos στίχος “satır, sıra, mısra” sözcüğünden kata+ ön ekiyle türetilmiştir. (Bu sözcük Eski Yunanca steíχō στείχω “dizmek, dizilmek, sıralanmak” fiilinden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen tanıksız veya yeniden kurulmuş *stei̯gʰ- biçiminden evrilmiştir.)
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Düstur Tertip I.-IV., 1884]
arazi defatirinin kayıd numarası ve eğer var ise kadastro numarası
Höyük :1. (isim) Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe.
2. (isim) Toprak yığını, küçük tepe.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Eski Türkçe (yalnız Oğuzca) öyük “yığma tepe, tümsek” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Türkçe tanıksız veya yeniden kurulmuş *örük biçiminden evrilmiştir. Eski Türkçe biçim Eski Türkçe ör- “yığmak, yükseltmek” fiilinden Eski Türkçe +Uk ekiyle türetilmiştir.
Ek açıklama : Anadolu ağızlarında höy-/hüy- “yığmak” fiiline ender olarak rastlanır. Ahmet Dinç, Türkçe’nin Kayıp Kelimeleri 273.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Eski Türkçe (yalnız Oğuzca) [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
öyük [[yüksekçe olan her yer, mesela tepecik - Oğuzca]]
Türkiye Türkçesi [Şeyh Elvan Şirazî, Gülşen-i Raz terc., 1426]
düz yére inesin sen üyükden.
Türkiye Türkçesi [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
"Korkunç bir acuze onu kucaklamaya çalışıyordu." - Hüseyin Cahit Yalçın
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça ˁacūz عجوز “yaşlı ve düşkün kadın, kocakarı” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Arapça ˁacaza عجز “yaşlandı, yaşlı kadın oldu” fiilinin faˁūl vezninde ism-i mübalağasıdır.
Ek açıklama : Arapça ˁacūz “kocakarı” sözcüğüne Türkçe kullanımda Arapça dişil eki eklenmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[anon., Ferec ba'd eş-şidde, 1451 yılından önce]
bu ˁacūzeyi bendden ḥalāṣ etmekligimüz [hapisten kurtarmamız] gerekdir
Fransızca décadent “1. yoz, sefih, 2. bohem” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince decadens sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Geç Latince decadere “bozulmak, geri düşmek, yozlaşmak” fiilinden +ent ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Latince cadere, cas- “düşmek” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Konsolide borç :(isim, ekonomi) Kısa vadeli olarak planlanıp daha sonra orta veya uzun vadeli duruma çevrilen borç.
Konsolide bütçe :(isim, ekonomi) Destekli bütçe.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca consolider, consolidé “sağlamlamak, borcu kefalete bağlamak; kefilli borç, kefilli borç senedi” fiilinden alıntıdır. Bu fiil Latince aynı anlama gelen solidare fiilinden con+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Latince solidus “1. bütün, tam, sağlam, 2. kefilli” sözcüğünün isimden türetilmiş fiilidir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Terakki - gazete, 1869]
Havyar Hanının konsolide kumarcuları tarafından ihtira olunmuş bir şey
Türevler, bileşikler, deyimler :
konsolit [İbrahim Alaettin [Gövsa], Yeni Türk Lugatı, 1930]
Balen :(isim, İtalyanca) Dik ve düzgün durması için gömlek yakası, sütyen ve korse gibi giyeceklerde kullanılan, eskiden balina çubuğundan, şimdi ise plastik veya metalden yapılmış, esnek, yassı, dar, uzun çubuk; balena, balina.
* * * * *
Kelime Kökeni :
İtalyanca balena veya Fransızca baleine “denizde yaşayan büyük memeli” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen balaena sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen phállaina φάλλαινα sözcüğü ile eş kökenlidir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰl̥-nó-s biçiminden türetilmiştir. (Kaynak: Julius Pokorny, Indogermanisches etymologisches Wörterbuch 120) Bu biçim Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰel-¹ “şişmek, kabarmak” kökünden türetilmiştir.
İngilizce sandwich “ekmek arası” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük John Montagu, 4th Earl of Sandwich “kumar masasından kalkmadan karnını doyurmasıyla ün kazanan bir İngiliz asılzadesi (1718-1792)” özel isminden türetilmiştir.
Ek açıklama : İngilizce sözcük en erken tarihçi Gibbon’ın 1762 tarihli bir günce kaydında tespit edilmiştir. Sandwich kasabasının adı eski Anglosaksonca “kumköy” anlamına gelir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Cumhuriyet - gazete, 1929]
çok geçmeden tepsi tepsi et suları, sanduviçler geldi
2.(isim) Yağmurdan, güneşten korunmak için binaların kapı önlerine veya geçitlerin girişlerine yapılan, arkası duvara verilen, yerle temassız olabileceği gibi sütun, parmaklık vb. ögelerle desteklenebilen çatı.
"Odalarımıza gitmek üzere sundurmadan sofaya geçmeye hazırlandığımız sırada bir haberle karşılaştık." - Reşat Nuri Güntekin
3.(isim, ağızlardan) Evlerin önündeki taşlık.
"Hanın sundurmasına çıktığım zaman yemiş dolu tabaklar dizilmiş masa hazırdı." - Refik Halit Karay
* * * * *
Kelime Kökeni :
Türkiye Türkçesi sundur- “uzatmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +mA ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi sun- “uzanmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +tUr- ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Türkiye Türkçesi “çatı uzantısı, kapı üstü saçağı” [Lugat-i Ni'metullah, 1541]
ḳābūr [Fa.]: sundurma ki ev önünde olur.
[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ˁilm-i hendese üzre ḫaşebden bir gūne sundurma saçak etmiş [geometri ilmi kullanarak ahşaptan bir çeşit sundurma saçak yapmış]
"Tiyatronun ışıl ışıl fuayesinde içeri doğru yürürken babam koluna girmemi istemişti." - Adalet Ağaoğlu
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca foyer “1. ocak, odak, 2. tiyatroda sigara içme salonu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince focarium “ocaklık, ocak” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Latince focus “ocak, ateş” sözcüğünden +ari° ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Ahmed Rasim, çeşitli yazıları, 1892]
haşarılığı tiyatroda edecek olanlar ya kulislere baş vururlar ya fuayelere.
Karantina :(İtalyanca)1.(isim, tıp) Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi.
"Bandırma'ya ulaştıklarında onları tatsız bir sürpriz bekliyordu, şehirde kolera nedeniyle karantina vardı." - Cahit Uçuk
2.(isim) Eskiden hastanelerde, yatacak hastaların kayıt ve kabul edildikleri yer.
3.(isim, mecaz) Kontrolden geçirme.
"Tehlikeli bulduğumuz her sözü açığa vurmak için bir karantina devrine tabi tutarız." - Abdülhak Şinasi Hisar
* * * * *
Kelime Kökeni :
Venedikçe cuarantína “Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Venedikçe cuaranta “kırk” sözcüğünden +in° ekiyle türetilmiştir. Venedikçe sözcük Latince aynı anlama gelen quadraginta sözcüğünden alıntıdır.
(Bu kelime Fransızca kökenli kare kelimesi ile ilintilidir.)
Ek açıklama : Karş. İtalyanca quarantena (aynı anlamda). Türkçe telaffuz Venedikçeden alınmıştır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Paris Sefaretnamesi, 1721]
Bu eyyām-ı müfarekāta Nazarto'da [Lazaretto'da] karantina taˁbīr iderler.
Kadim :(sıfat, Arapça) Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan; bayrı.
"İki hanım arkadaş rastlaşıyorlar, birbirinden saklısı gizlisi olmayan iki kadim arkadaş." - Aydın Boysan
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Kadim dost :(isim) Eski dost.
Kârıkadim :(isim, Farsça kâr + Arapça kadim) Eski model.
"Büyük sofadaki iki adet kârıkadim boy saati vakit vakit şakrak seslerle harharalı öterdi." - Selim İleri
Kelam-ı Kadim :(isim, özel, din bilimi, Arapça) ► Kur'an.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça √ḳdm kökünden gelen ḳadīm قديم “önce olan, önceki, eski” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳadama قَدَمَ “önden gitti, önce idi” fiilinin faˁīl vezninde sıfatıdır.
Bu kelimeyle ilintili olanlar : akdem, ikdam, kadem (kademe), kadmiyum, kıdem, kudüm, takaddüm, takdim (mukaddem, mukaddime)
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Flora :(Latince)1. (isim, bitki bilimi) Bir ülke, bir bölge veya belirli bir yöredeki bitki türlerinin tümü; bitey.
2.(isim) Bu bitki türlerinin adını ve tanımlarını veren, şekillerini gösteren kitap.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Yeni Latince flora “bitkiler alemi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Flora “Roma mitolojisinde çiçekler tanrıçası” özel isminden türetilmiştir. Bu özel isim Latince flōs, flōr- “çiçek” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰlō-s biçiminden evrilmiştir. Hintavrupa Anadilinde biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰleh₃- (*bʰlō-) “kabarmak, tomurcuklanmak, çiçek açmak” kökünden türetilmiştir.
Bu kelimeyle ilintili olanlar ; flöre, flört, passiflora
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
“bir yerde yetişen bitkilerin tümü” [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
Ankara Ve Civarı Mecmuaî Nebatiyesi (Florası)
Türevler, bileşikler, deyimler
floral: [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
küçük, büyük hücreli tavan tezyinlerinde style floral hakimdir.
"Boşa kostaklanma kostak değilsin karam" - Halk türküsü
2.(sıfat, ağızlardan) Yiğit, kabadayı, yürekli.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Farsça gustāχ گستاخ “küstah, mağrur” sözcüğünden alıntı olabilir; ancak bu kesin değildir.
Ek açıklama : Anadolu ağızlarında koska ve kostul “havalı, çalımlı” ve kossak “çiftleşme zamanı gelmiş koyun” sözlerinin bu sözcükle ilgili olup olmadığı belli değildir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Yukardaki açıklamalar yeterli gelmediği için, https://aksozluk.org sayfasında aşağıdaki açıklamaya ulaştım. Bir başka sayfada ise kelimenin kökeninin belirsiz olduğu yazıyordu. TDK Sözlükte de yukardaki açıklamada gördüğünüz üzre kelime kökenine dair herhangi bir detay yoktu.
"Saygı kurallarına uymayan nezaketsiz, cüretkâr, küstah ve kibirli davranan gösterişli kimselerdir. Farsça gustāḥ (=kibirli, nezaketsiz, cüretkâr) sözünden dönüşmüştür. Pehlevice wistāḥ (=kendine güvenen, cesur) kelimesiyle bağlantılıdır. Pehleviceden Ermeniceye de intikal ederek vstaḥ (=yılmaz, cesur) diye telaffuz edilmiş. Bu sözlerin temelinde yaklaşık karşılıklarda kullanılmış olan Avestaca vistāka sözü bulunmaktadır. Zamanla küstah sözü kullanılmakla birlikte, bunun farklı biçimleri de telaffuz edilmiş. Bu açıdan küstah, kustah, kostah, kostak şekilleri yerel ağızlarda görülüyor. Niğde yöresinden derlenen bir oyun havasında “kostak yörü yörü” diye nakarat yapılıyor."
Kleptomani :(isim, tıp, Fransızca) Gerçekte gerek duyulmayan maddeleri çalma dürtüsü.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca klepto+ “hırsızlık [bileşiklerde]” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca kléptēs κλέπτης “hırsız” sözcüğünden türetilmiştir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *klep- “çalmak” biçiminden evrilmiştir. Fransızca manie “delilik, cinnet” sözcüğünden alıntıdır.
Benzer sözcükler : kleptokrat, kleptoman.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
kleptomani [Ali Seydi, Yeni Türkçe Lugat, Resimli, 1929]
Kleptomani = Hırsızlık iptilâsı, hırsızlık.
kleptoman [Cumhuriyet - gazete, 1930]
mahir bir hareketle makada yanaştı ve 'kleptoman' ızdırabile adeta gayrimeş'ur bir maharetle zarfı aldı.
"Üstelik de Batıcı düşüncelerin, Batı etkisine en açık olan Harbiye’de odaklaştığı düşünülür ve Mustafa Kemal olayının, ordunun başat rol oynadığı bir Kurtuluş Savaşı biçiminde geliştiği hatırlanırsa bu desteğin anlamı ve önemi açıkça ortaya çıkar." - Emre Kongar
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Başat karakter : (isim, biyoloji) Bir melezde her zaman ortaya çıkan karakter.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Türkiye Türkçesi başa- “başa geçmek, önden gitmek” fiilinden Yeni Türkçe +Ut ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi baş sözcüğünden Türkiye Türkçesi +(g)A- ekiyle türetilmiştir.
Ek açıklama : Anadolu ağızlarında “sürü önderi olan koç” ve “haşarı, yaramaz” anlamında kullanılan sözcük Dil Devrimi döneminde yeni anlamla yazı diline aktarılmıştır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Yeni Türkçe: [Cumhuriyet - gazete, 1935]
'Başat tepe= Hakim tepe' deyimindeki başat kelimesi Fransızca 'dominant' karşılığıdır.