17 Eylül 2012 Pazartesi

Perdelere takılan karakterler - 2









Salondaki iki koltuğa ilk iki filmdeki başrol karakterler oturmuş, kitaplığın yanında da en son filmdeki karakter ayakta duruyordu. İlk filmdeki medyum "Buraya nasıl geldim?" diye sordu. Ardından son film karakteri "Bu kesinlikle FBI' ın işidir" dedi. İkinci filmdeki suikastçı hemen elini beline doğrultup silah aradı ve "Silahımı kim aldı?" diye sordu. 

Salondaki herkes birbirine soru dolu gözlerle bakıyordu. Ev sahibi olarak işi üstlenmesi gerektiğini hissetti. "Bakın baylar, bu nasıl oldu bilmiyorum ama eminim yorgun gözlerimin bir oyunu olsa gerek. Birazdan ya uyanacağım, ya da gözlerimi kapayıp açınca normale döneceğiz hepimiz." 
-daha küçük sesle ise- "hoş sizin için normal hayat olabilir mi emin değilim ya.." dedi.

İkinci filmdeki ispiyoncu hemen atıldı "Hey bu da ne demek oluyor?" Suikastçi oturduğu yerden ayağa kalkarak "Bir açıklama yapmanız gerek bayan !" dedi hırsla. Medyum ise şaşkınlıkla bakıp neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. 

"Üç film seyrettim ve bir anda hayat değişti, ne tuhaf. Beyler, sizler birer film karakterisiniz ve bugün arka arkaya üçünüzün yer aldığı filmleri seyrettim. Biliyorum bir gün için çok fazla ama yaptım işte. Ama gerçekten bu ço.." Medyum hemen araya girip lafını kesti. "Nasıl yani, bizler bir senaryo sözleri miyiz sadece? Bir hayatımız olmadığından mı bahsediyorsunuz? Bu biraz saçma değil mi bayan?" "Evet saçma, peki ama siz şu anda salonumda bulunmanızı nasıl açıklıyorsunuz?" "Bu kesinlikle FBI komplosu, bana aklımı kaçırtmak istiyorlar!" diye yanıtladı ispiyoncu. "Bu an öncesinde öteki tarafla iletişimde de bulunmamıştım oysa?!"
"Yanıtlanacak sorulardan önce sizlere çay ikram etmemi ister misiniz?" diye sordu ve hepsinden olumlu cevapla hemen bir çay masası hazırladı.


...


(devam edecek)



{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




(Görsel Google' dan alıntıdır.)



16 Eylül 2012 Pazar

Perdelere takılan karakterler








Perdeleri kapalı olan loş salonda oturduğu yerde gözlerini oğuşturdu uzun uzun. Arka arkaya üç film seyretmişti. 

İlkinde ölümün kapısından girip çıkan bir kadın ve öteki dünya bağlantılarını sağlayan medyum, ikincisinde trafik kazası sonucu hafızasını kaybedip, en son doktor  kimliğinde ısrar eden bir suikastçı, en sonuncusunda da bir şirkette üst düzey yönetici pozisyonunda çalışan bir adamın şirketini FBI' a ispiyonlaması ve hastalıklı psikolojisiyle ajanlık yaparken zimmetine para geçirmesi sonucu hapse girmesi konu edinilmişti.

Odanın bir yerlerine sanki bu üç filmden karakterler saçılmıştı. Gülümsedi ve gerinerek yerinden kalktı, ayakta vücudunu iyice esnetti. Mutfağa doğru yürüdü. Çay kutusunu açıp makineye, tepeleme bir kaşık çay koydu. Suyu da ekleyip makinenin düğmesine bastı. Çayın yanında mutlaka bir şey yemesi gerekiyordu. Dolapları karıştırınca hiç bir şey kalmamış olduğunu gördü. Gözlerinde birden minik bir ışıltı yandı söndü. Dolaptan buğday ekmeğini çıkardı ve kızartma makinesine yerleştirdi. Labne peyniri ve erik marmeladını da tezgaha koydu. İki tadı bir arada yemekten hoşlanıyordu, ekmekler kızarınca hemen üstüne peyniri ve onun üstüne de marmeladı sürdü. Çayı da fincana servis ettikten sonra minik bir tepsiyle salona doğru yürüdüğünde şaşkınlıktan dona kaldı. 


...


(devam edecek)

{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




(Görsel Google' dan alıntıdır.)




30 Ağustos 2012 Perşembe

baharın sonuna giriş



   


Geliyor yavaş yavaş gözünü sevdiğimin mevsimi, sonbahar... O gelirken ben de kendime geliyorum. Üstümdekileri silkeliyorum ağır ağır. Hani ölü toprağı derler ya, değil.. ağır bir sıcağı derimin üstünden kaldırıyorum ben de yavaş yavaş. Hoşgeliyorsun Sonbahar, hoşgeliyorsun sarı kırmızı yapraklar, rüzgarlar, yağmurlar...

Bir güzellemeyle merhaba !..


Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Yalnızsa
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep..
Düşünemezsin.


Özdemir Asaf