29 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = SUNDURMA




Sundurma : 1. (isim) Sundurmak işi.

2. (isim) Yağmurdan, güneşten korunmak için binaların kapı önlerine veya geçitlerin girişlerine yapılan, arkası duvara verilen, yerle temassız olabileceği gibi sütun, parmaklık vb. ögelerle desteklenebilen çatı.

"Odalarımıza gitmek üzere sundurmadan sofaya geçmeye hazırlandığımız sırada bir haberle karşılaştık." - Reşat Nuri Güntekin

3. (isim, ağızlardan) Evlerin önündeki taşlık.

"Hanın sundurmasına çıktığım zaman yemiş dolu tabaklar dizilmiş masa hazırdı." - Refik Halit Karay

* * * * *

Kelime Kökeni :

Türkiye Türkçesi sundur- “uzatmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +mA ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi sun- “uzanmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +tUr- ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Türkiye Türkçesi “çatı uzantısı, kapı üstü saçağı” [Lugat-i Ni'metullah, 1541]
ḳābūr [Fa.]: sundurma ki ev önünde olur.

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ˁilm-i hendese üzre ḫaşebden bir gūne sundurma saçak etmiş [geometri ilmi kullanarak ahşaptan bir çeşit sundurma saçak yapmış]





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



26 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = FUAYE



Fuaye : (isim, Fransızca) ► Dinlenmelik.

"Tiyatronun ışıl ışıl fuayesinde içeri doğru yürürken babam koluna girmemi istemişti." - Adalet Ağaoğlu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca foyer “1. ocak, odak, 2. tiyatroda sigara içme salonu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince focarium “ocaklık, ocak” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Latince focus “ocak, ateş” sözcüğünden +ari° ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahmed Rasim, çeşitli yazıları, 1892]
haşarılığı tiyatroda edecek olanlar ya kulislere baş vururlar ya fuayelere.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, www.musical1.de sayfasından alıntıdır.




22 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = KARANTİNA





Karantina : (İtalyanca) 1. (isim, tıp) Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi.

"Bandırma'ya ulaştıklarında onları tatsız bir sürpriz bekliyordu, şehirde kolera nedeniyle karantina vardı." - Cahit Uçuk

2. (isim) Eskiden hastanelerde, yatacak hastaların kayıt ve kabul edildikleri yer.

3. (isim, mecaz) Kontrolden geçirme.

"Tehlikeli bulduğumuz her sözü açığa vurmak için bir karantina devrine tabi tutarız." - Abdülhak Şinasi Hisar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Venedikçe cuarantína “Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Venedikçe cuaranta “kırk” sözcüğünden +in° ekiyle türetilmiştir. Venedikçe sözcük Latince aynı anlama gelen quadraginta sözcüğünden alıntıdır.

(Bu kelime Fransızca kökenli kare kelimesi ile ilintilidir.)

Ek açıklama : Karş. İtalyanca quarantena (aynı anlamda). Türkçe telaffuz Venedikçeden alınmıştır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Paris Sefaretnamesi, 1721]
Bu eyyām-ı müfarekāta Nazarto'da [Lazaretto'da] karantina taˁbīr iderler.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, Google' dan alıntıdır.



19 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = EN




En (I) : (isim) Bir yüzeyde boy sayılan iki kenar arasındaki uzaklık; genişlik, arz, boy, uzunluk karşıtı.

"Kumaşın eni. Yolun eni. Kâğıdın eni."

En (II) : (isim, ağızlardan) Hayvanlara veya eşyaya vurulan damga, işaret.

En (III) : (zarf) Başına geldiği sıfatların üstün derecede olduğunu gösteren kelime.

"En iyi adamını yollamış buraya." - Ahmet Ümit

* * * * *

Deyim veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

En kötü günümüz böyle olsun : Mutlu, neşeli ve varlıklı olunduğunda söylenen bir söz.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

En aşağı : (zarf) Hiç olmazsa, hiç değilse.

En azdan : (zarf) ► En azından.
"Çok zengindi ama ayırtman olabilmek için en azdan memur olması gerekiyordu." - Rıfat Ilgaz


Enberi : (isim, gök bilimi) Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisme en yakın olduğu nokta.


Enöte : (isim, gök bilimi) Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisme en uzak olduğu nokta.


En üstünlük derecesi : (isim, dil bilgisi) Sıfat veya zarflara karşılaştırmaya dayalı olarak kazandırılan en üst anlam derecesi.
"Sınıfın en çalışkan öğrencisi. En hızlı koşan atlet. Herkesten iyi konuştu."

* * * * *

Kelime Kökeni :  En(1)

Eski Türkçe eŋ “mübalağa edatı” sözcüğünden evrilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe [Orhun Yazıtları, 735]
eŋ ilki togu balıkda süŋüşdüm [en önce Dogukent'te savaştım]

Türevler, bileşikler, deyimler :eninde sonunda: “en nihayet” [Cumhuriyet - gazete, 1929]
bir türlü Dimitriyef'i unutmuyor, eninde sonunda onun yanına koşuyordu


En(2)

Eski Türkçe én veya in “yatay boyut, vüsat” sözcüğünden evrilmiştir.

Bu kelimeyle ilintili olanlar : enlem


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
én این: al-ˁarḍ (...) bu böz éni neçe [bu bezin eni ne kadar?]

Kıpçakça [anon., Kıssa-i Anter terc., 1477]
İni این ve uzunı ṭoḳsanar arşun ve yüksekligi yüz elli arşun

Türkiye Türkçesi [Meninski, Thesaurus, 1680]
in این vul. en ان: Latitudo.

Türkiye Türkçesi [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
enine boyuna: Arīż u amīk

Türevler, bileşikler, deyimler : enine, enine boyuna, enlemesine, enleş-, enli, ensiz




Yayına aldığım bu kelime, tüm yazılarında mütemadiyen kullandığı için Laparagas' a ithaf edilmiştir.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




15 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ACUL




Acul : (l ince okunur, Arapça) 1. (sıfat) ► Aceleci.

"Acul bir adam."

2. (sıfat) Hızlı hareket eden.

"Geç vakit dönen zengin ve ecnebi kumarcıların acul arabalarını duymuyor." - Ömer Seyfettin

3. (zarf) Aceleyle, hızlı biçimde.

"İhtiyar ve bigâne kamer, seyrek ve ince bulutların arasından lakayt ve acul geçiyor." - Ömer Seyfettin

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √ˁcl kökünden gelen faˁūl vezninde ism-i mübalağa olan ˁacūl عجول “aceleci, hızlı” sözcüğünden alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahterî-i Kebir, 1545]
Yeynicek kişi ve evegen, ˁacūl kimse.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, freepik.es' den alıntıdır.



12 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = KADİM




Kadim : (sıfat, Arapça) Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan; bayrı.

"İki hanım arkadaş rastlaşıyorlar, birbirinden saklısı gizlisi olmayan iki kadim arkadaş." - Aydın Boysan

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Kadim dost : (isim) Eski dost.

Kârıkadim : (isim, Farsça kâr + Arapça kadim) Eski model.

"Büyük sofadaki iki adet kârıkadim boy saati vakit vakit şakrak seslerle harharalı öterdi." - Selim İleri

Kelam-ı Kadim : (isim, özel, din bilimi, Arapça) ► Kur'an.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √ḳdm kökünden gelen ḳadīm قديم “önce olan, önceki, eski” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳadama قَدَمَ “önden gitti, önce idi” fiilinin faˁīl vezninde sıfatıdır.

Bu kelimeyle ilintili olanlar : akdem, ikdam, kadem (kademe), kadmiyum, kıdem, kudüm, takaddüm, takdim (mukaddem, mukaddime)


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
fāni oldı cümle kaldı ol ḳadīm



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, pinterest' ten alıntıdır.



8 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = FLORA




Flora : (Latince) 1. (isim, bitki bilimi) Bir ülke, bir bölge veya belirli bir yöredeki bitki türlerinin tümü; bitey.

2. (isim) Bu bitki türlerinin adını ve tanımlarını veren, şekillerini gösteren kitap.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Yeni Latince flora “bitkiler alemi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Flora “Roma mitolojisinde çiçekler tanrıçası” özel isminden türetilmiştir. Bu özel isim Latince flōs, flōr- “çiçek” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰlō-s biçiminden evrilmiştir. Hintavrupa Anadilinde biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰleh₃- (*bʰlō-) “kabarmak, tomurcuklanmak, çiçek açmak” kökünden türetilmiştir.

Bu kelimeyle ilintili olanlar ; flöre, flört, passiflora


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“bir yerde yetişen bitkilerin tümü” [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
Ankara Ve Civarı Mecmuaî Nebatiyesi (Florası)


Türevler, bileşikler, deyimler

floral: [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
küçük, büyük hücreli tavan tezyinlerinde style floral hakimdir.

bağırsak florası: “bağırsak bakterileri” [Ekşi Sözlük (online), 2005]
bağırsak florası: antibiyotiklerin ishal gibi yan etkileri genelde burada yaşıyan simbiyotik bakterilerin de ilaçlarca telef edilmesinin neticesidir

Diğerleri: ağız florası




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, pixabay.com' dan alıntıdır.



5 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = KOSTAK




Kostak : 1. (sıfat, ağızlardan) Zarif, kibar, çalımlı, güzel giyinmiş, yakışıklı (erkek).

"Boşa kostaklanma kostak değilsin karam" - Halk türküsü

2. (sıfat, ağızlardan) Yiğit, kabadayı, yürekli.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça gustāχ گستاخ “küstah, mağrur” sözcüğünden alıntı olabilir; ancak bu kesin değildir.

Ek açıklama : Anadolu ağızlarında koska ve kostul “havalı, çalımlı” ve kossak “çiftleşme zamanı gelmiş koyun” sözlerinin bu sözcükle ilgili olup olmadığı belli değildir.



Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Kaygusuz Abdal, 1444 yılından önce]
Bilmeyen eyle sanur ki sözi kostak söylerem

[Hamit Zübeyr & İshak Refet, Anadilden Derlemeler, 1932]
kostak (Muğla): tenasüplü, biçimli, güzel. (...) kostaklanmak (Niğde): çalım satmak.


* * * * *

Yukardaki açıklamalar yeterli gelmediği için, https://aksozluk.org sayfasında aşağıdaki açıklamaya ulaştım. Bir başka sayfada ise kelimenin kökeninin belirsiz olduğu yazıyordu. TDK Sözlükte de yukardaki açıklamada gördüğünüz üzre kelime kökenine dair herhangi bir detay yoktu.

"Saygı kurallarına uymayan nezaketsiz, cüretkâr, küstah ve kibirli davranan gösterişli kimselerdir. Farsça gustāḥ (=kibirli, nezaketsiz, cüretkâr) sözünden dönüşmüştür. Pehlevice wistāḥ (=kendine güvenen, cesur) kelimesiyle bağlantılıdır. Pehleviceden Ermeniceye de intikal ederek vstaḥ (=yılmaz, cesur) diye telaffuz edilmiş. Bu sözlerin temelinde yaklaşık karşılıklarda kullanılmış olan Avestaca vistāka sözü bulunmaktadır. Zamanla küstah sözü kullanılmakla birlikte, bunun farklı biçimleri de telaffuz edilmiş. Bu açıdan küstah, kustah, kostah, kostak şekilleri yerel ağızlarda görülüyor. Niğde yöresinden derlenen bir oyun havasında “kostak yörü yörü” diye nakarat yapılıyor."





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-


not: görsel, pinterest'ten alıntıdır.



1 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = KLEPTOMANİ




Kleptomani : (isim, tıp, Fransızca) Gerçekte gerek duyulmayan maddeleri çalma dürtüsü.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca klepto+ “hırsızlık [bileşiklerde]” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca kléptēs κλέπτης “hırsız” sözcüğünden türetilmiştir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *klep- “çalmak” biçiminden evrilmiştir. Fransızca manie “delilik, cinnet” sözcüğünden alıntıdır. 


Benzer sözcükler : kleptokrat, kleptoman.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

kleptomani [Ali Seydi, Yeni Türkçe Lugat, Resimli, 1929]
Kleptomani = Hırsızlık iptilâsı, hırsızlık.

kleptoman [Cumhuriyet - gazete, 1930]
mahir bir hareketle makada yanaştı ve 'kleptoman' ızdırabile adeta gayrimeş'ur bir maharetle zarfı aldı.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.