2.(isim) Yağmurdan, güneşten korunmak için binaların kapı önlerine veya geçitlerin girişlerine yapılan, arkası duvara verilen, yerle temassız olabileceği gibi sütun, parmaklık vb. ögelerle desteklenebilen çatı.
"Odalarımıza gitmek üzere sundurmadan sofaya geçmeye hazırlandığımız sırada bir haberle karşılaştık." - Reşat Nuri Güntekin
3.(isim, ağızlardan) Evlerin önündeki taşlık.
"Hanın sundurmasına çıktığım zaman yemiş dolu tabaklar dizilmiş masa hazırdı." - Refik Halit Karay
* * * * *
Kelime Kökeni :
Türkiye Türkçesi sundur- “uzatmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +mA ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi sun- “uzanmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +tUr- ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Türkiye Türkçesi “çatı uzantısı, kapı üstü saçağı” [Lugat-i Ni'metullah, 1541]
ḳābūr [Fa.]: sundurma ki ev önünde olur.
[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ˁilm-i hendese üzre ḫaşebden bir gūne sundurma saçak etmiş [geometri ilmi kullanarak ahşaptan bir çeşit sundurma saçak yapmış]
"Tiyatronun ışıl ışıl fuayesinde içeri doğru yürürken babam koluna girmemi istemişti." - Adalet Ağaoğlu
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca foyer “1. ocak, odak, 2. tiyatroda sigara içme salonu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince focarium “ocaklık, ocak” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Latince focus “ocak, ateş” sözcüğünden +ari° ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Ahmed Rasim, çeşitli yazıları, 1892]
haşarılığı tiyatroda edecek olanlar ya kulislere baş vururlar ya fuayelere.
Karantina :(İtalyanca)1.(isim, tıp) Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi.
"Bandırma'ya ulaştıklarında onları tatsız bir sürpriz bekliyordu, şehirde kolera nedeniyle karantina vardı." - Cahit Uçuk
2.(isim) Eskiden hastanelerde, yatacak hastaların kayıt ve kabul edildikleri yer.
3.(isim, mecaz) Kontrolden geçirme.
"Tehlikeli bulduğumuz her sözü açığa vurmak için bir karantina devrine tabi tutarız." - Abdülhak Şinasi Hisar
* * * * *
Kelime Kökeni :
Venedikçe cuarantína “Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Venedikçe cuaranta “kırk” sözcüğünden +in° ekiyle türetilmiştir. Venedikçe sözcük Latince aynı anlama gelen quadraginta sözcüğünden alıntıdır.
(Bu kelime Fransızca kökenli kare kelimesi ile ilintilidir.)
Ek açıklama : Karş. İtalyanca quarantena (aynı anlamda). Türkçe telaffuz Venedikçeden alınmıştır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Paris Sefaretnamesi, 1721]
Bu eyyām-ı müfarekāta Nazarto'da [Lazaretto'da] karantina taˁbīr iderler.
Kadim :(sıfat, Arapça) Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan; bayrı.
"İki hanım arkadaş rastlaşıyorlar, birbirinden saklısı gizlisi olmayan iki kadim arkadaş." - Aydın Boysan
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Kadim dost :(isim) Eski dost.
Kârıkadim :(isim, Farsça kâr + Arapça kadim) Eski model.
"Büyük sofadaki iki adet kârıkadim boy saati vakit vakit şakrak seslerle harharalı öterdi." - Selim İleri
Kelam-ı Kadim :(isim, özel, din bilimi, Arapça) ► Kur'an.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça √ḳdm kökünden gelen ḳadīm قديم “önce olan, önceki, eski” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳadama قَدَمَ “önden gitti, önce idi” fiilinin faˁīl vezninde sıfatıdır.
Bu kelimeyle ilintili olanlar : akdem, ikdam, kadem (kademe), kadmiyum, kıdem, kudüm, takaddüm, takdim (mukaddem, mukaddime)
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Flora :(Latince)1. (isim, bitki bilimi) Bir ülke, bir bölge veya belirli bir yöredeki bitki türlerinin tümü; bitey.
2.(isim) Bu bitki türlerinin adını ve tanımlarını veren, şekillerini gösteren kitap.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Yeni Latince flora “bitkiler alemi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Flora “Roma mitolojisinde çiçekler tanrıçası” özel isminden türetilmiştir. Bu özel isim Latince flōs, flōr- “çiçek” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰlō-s biçiminden evrilmiştir. Hintavrupa Anadilinde biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰleh₃- (*bʰlō-) “kabarmak, tomurcuklanmak, çiçek açmak” kökünden türetilmiştir.
Bu kelimeyle ilintili olanlar ; flöre, flört, passiflora
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
“bir yerde yetişen bitkilerin tümü” [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
Ankara Ve Civarı Mecmuaî Nebatiyesi (Florası)
Türevler, bileşikler, deyimler
floral: [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
küçük, büyük hücreli tavan tezyinlerinde style floral hakimdir.
"Boşa kostaklanma kostak değilsin karam" - Halk türküsü
2.(sıfat, ağızlardan) Yiğit, kabadayı, yürekli.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Farsça gustāχ گستاخ “küstah, mağrur” sözcüğünden alıntı olabilir; ancak bu kesin değildir.
Ek açıklama : Anadolu ağızlarında koska ve kostul “havalı, çalımlı” ve kossak “çiftleşme zamanı gelmiş koyun” sözlerinin bu sözcükle ilgili olup olmadığı belli değildir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Yukardaki açıklamalar yeterli gelmediği için, https://aksozluk.org sayfasında aşağıdaki açıklamaya ulaştım. Bir başka sayfada ise kelimenin kökeninin belirsiz olduğu yazıyordu. TDK Sözlükte de yukardaki açıklamada gördüğünüz üzre kelime kökenine dair herhangi bir detay yoktu.
"Saygı kurallarına uymayan nezaketsiz, cüretkâr, küstah ve kibirli davranan gösterişli kimselerdir. Farsça gustāḥ (=kibirli, nezaketsiz, cüretkâr) sözünden dönüşmüştür. Pehlevice wistāḥ (=kendine güvenen, cesur) kelimesiyle bağlantılıdır. Pehleviceden Ermeniceye de intikal ederek vstaḥ (=yılmaz, cesur) diye telaffuz edilmiş. Bu sözlerin temelinde yaklaşık karşılıklarda kullanılmış olan Avestaca vistāka sözü bulunmaktadır. Zamanla küstah sözü kullanılmakla birlikte, bunun farklı biçimleri de telaffuz edilmiş. Bu açıdan küstah, kustah, kostah, kostak şekilleri yerel ağızlarda görülüyor. Niğde yöresinden derlenen bir oyun havasında “kostak yörü yörü” diye nakarat yapılıyor."
Kleptomani :(isim, tıp, Fransızca) Gerçekte gerek duyulmayan maddeleri çalma dürtüsü.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca klepto+ “hırsızlık [bileşiklerde]” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca kléptēs κλέπτης “hırsız” sözcüğünden türetilmiştir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *klep- “çalmak” biçiminden evrilmiştir. Fransızca manie “delilik, cinnet” sözcüğünden alıntıdır.
Benzer sözcükler : kleptokrat, kleptoman.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
kleptomani [Ali Seydi, Yeni Türkçe Lugat, Resimli, 1929]
Kleptomani = Hırsızlık iptilâsı, hırsızlık.
kleptoman [Cumhuriyet - gazete, 1930]
mahir bir hareketle makada yanaştı ve 'kleptoman' ızdırabile adeta gayrimeş'ur bir maharetle zarfı aldı.