Ekolali :(isim, ruh bilimi, Fransızca) ► (*)Yankılı konuşma.
(*) Yankılı konuşma : Başka birinin kullandığı söz veya cümleleri anlamsız olarak yankı gibi tekrarlama.
Kelime Kökeni :
Ekolali sözcüğü, Yunanca “echo” (yankı) ve “lalia” (konuşma) köklerinden türemektedir ve bir kişinin, başkasının söylediği kelime ya da cümleleri otomatik ve istemsiz biçimde yinelemesi anlamına gelir. Bu tekrarlar kimi zaman duyulan ifadenin hemen ardından, kimi zaman ise saatler ya da günler sonra ortaya çıkabilir.
Ekolali ilk duyulduğunda anlamsız bir tekrar gibi değerlendirilebilir fakat bu algı çoğu zaman yanıltıcıdır. Pek çok durumda ekolali, bireyin bir ihtiyacını bildirme ya da iletişim kurma çabasının kendine özgü bir biçimidir.
(Otizm, Tourette sendromu, afazi, Rubinstein-Taybi sendromu, gelişimsel bozukluk, şizofreni ve bazen de psikopatolojik diğer durumlarda ekolali gözlemlemlenir.)
"Herkes kendini forvette görmek, atacağı gollerle kahraman olmak isteğinden kimse defansta durmak istemez." - Oğuz Tektaş
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca défense “savunma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince aynı anlama gelen defensa veya defensio sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince defendere, defens- “darbeyi savuşturmak, savunmak” fiilinden türetilmiştir. Bu fiil Latince fendere, fens- “kılıçla veya silahla vurmak” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰén-i̯e- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰen- “öldürmek” kökünden türetilmiştir.
Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökünden Germence *gund- “savaş”, İngilizce gun “silah”.
Benzer sözcükler : defansif, defansör
Bu maddeyle ilintisi olanlar : ofans
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
1.(isim, müzik) Klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam.
2.(isim) Portenin beşinci çizgisine yazılan fa notasının adı.
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Acemaşiran :(isim, müzik, Arapça) Klasik Türk müziğinde kullanılan şet makamlarından biri.
"Bir gün evde neyle acemaşiran peşrevini üflemeye çalışıyordum." - Engin Kökçü
Acemborusu :(isim, bitki bilimi) Canlı kırmızı renkli çiçek açan, uzun boylu bir tür süs bitkisi (Bignonia radicams).
"Duvarlarda turuncu renkli acemborusu çiçeklerinin bulunduğu dar sokaklardan geçerek Kalamış'a doğru yürüdü." - Salim Nizam
Acembuselik :(isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça bū-selīk) Klasik Türk müziğinde acem makamı ile buselik beşlisinin birleşmesinden oluşan birleşik bir makam.
Acemkürdi :(isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça kurd + Arapça -ī) Klasik Türk müziğinde acem ile kürdi makamlarının birleşmesinden meydana gelen birleşik bir makam.
"O yıl Sadi Hoşses Bey’in acemkürdi makamındaki ‘Aşkın ile Gündüz Gece Giryan Efendim’ şarkısı çok moda idi." - Fügen Ünal Şen
~ ~ ~ ~
Acem (2) :(özel, Arapça)
1.(isim) İran’da yaşayan Fars kökenli kimse.
2. (isim) ► İranlı.
3. (isim) İran ülkesi.
"Kanepenin üstünde Müşir Ethem Paşa’nın Acem matbaalarında basılmış müthiş bir resmi." - Ömer Seyfettin
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Acem ağzı :(isim, müzik) İran'da yaşayan Türklerin veya İran'dan Türkiye'ye gelmiş Türkmen ve Azeri toplulukların geleneksel müzik icralarında kullandıkları üslup.
"Bu sırada Acem ağzı İsfahan makamında bir gazel okuyarak Gaffar Ağa gelir." - Sadi Yaver Ataman
Acem çapkını : (isim, mecaz) Eskiden şehirlerin etrafında gezinti yapmak için kiralanan at.
Acem gömleği :(isim) Belden büzgülü, dizlere kadar inen, kalın kumaştan, düz koyu renkli bir tür gömlek.
Acem halayı :(isim) Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da oynanan bir halk oyunu.
Acem işi : 1.(sıfat) Farslara özgü olan.
"Kutulara yerleştirilmiş kaçak çaylar, elektronik eşyalar, cep telefonları ve birkaç acem işi halı yanarken alevler giderek yükseliyordu." - Mehmet Sait Taşkıran
2.(isim) Döşemelik kumaşların üzerine renkli ipek iplikle işlenen, yer yer altın veya gümüş boncuklarla süslenmiş nakış.
Acem kılıcı :(isim) İki tarafı keskin olan kılıç.
Acem külahı :(isim) Siyah kuzu derisinden yapılan başlık.
"Adı sanı unutulduğu sıradaydı; bir gün tak tak kapı, Leman'ın evine başında Acem külahı, sırtında büzmeli yeşil bir gömlek, saçı sakalı kınalı bir herif geldi." - Refik Halit Karay
Acem lalesi :(isim, bitki bilimi) Taşkırangillerden, turuncu ve sarı çiçekler açan, yıllık ve çok yıllık türleri olan, saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi; güneştopu (Eschecholtzia californica).
Acem pilavı : (isim) İçine safran ve zencefil eklenerek yapılan, İran usulü bir pilav türü.
"Çam fıstıklarına doyunca artanı annemize veriyor, Acem pilavı ya da helva yaparsınız diye tembih ediyorduk…" - Reha Oğuz Türkkan
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça ˁcm kökünden gelen ˁacam عَجَم “Arapça bilmez, barbar, özellikle İranlı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁacuma عَجُمَ “dilsiz idi, dil bilmez idi, Arapçası kıt idi” fiilinin faˁal veznidir.
Ek açıklama : Karş. İbranice/Aramice-Süryanice ˁagam “bağlı veya özürlü olma, bükülme, impediment” (Jastrow, Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc. 1041).
Arapçada ˁacam sözcüğü ile mübalağası aˁcam eş anlamlıdır.