19 Ekim 2026 Pazartesi

BİR KELİME = VASİ/VÂSİ




Vasi (1) : (Arapça) 1. (isim) Bir yetimin veya akılca zayıf, hasta birinin malını yöneten kimse.

"Garson, para kıymeti bilmediğim için bana karşı bir vasi tavrı takınıyor." - Reşat Nuri Güntekin

2. (isim) Ölen bir kimsenin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan kimse.

~ ~ ~ ~

Vâsi (2) : (Arapça) 1. (sıfat, eskimiş) ► Geniş.

2. (sıfat, eskimiş) ► Engin (*)


(*) Engin : (sıfat) Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş; vâsi.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Vasi (1) : Arapça √wṣy kökünden gelen waṣiy وَصِيّ “görevlendirilmiş kimse, İslam hukukunda vasiyetle tayin edilen sorumlu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça waṣā وَصا “öğütledi, ısmarladı” fiilinin sıfatıdır.

(Daha fazla bilgi için vasiyet kelimesini inceleyebilirsiniz.) 

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[anon., Mukaddimetü'l-Edeb terc., 1300]
vaṣī dikti aŋa malında

~ ~ ~ ~

Vasi (2) : Arapça √wsˁ kökünden gelen wāsiˁ واسع “geniş, bol” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça wasuˁa وسع “enli ve geniş idi, yayıldı, yer kapladı” fiilinin fāˁil vezninde etken fiil sıfatıdır.

(Daha fazla bilgi için vüsat kelimesini inceleyebilirsiniz.)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahterî-i Kebir, 1545]
Şefellec (Ar.): burun delikleri büyük ve dudakları yumru ve galiz ve sarkık er ve ferci vasiˁ avrat




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



15 Ekim 2026 Perşembe

BİR KELİME = MAVAL




Maval : (isim, argo, Arapça mevvāl) Yalan, uydurma söz.

"Bu sürgünlük mavalı neyin nesi? Aslı astarı var mı?" - Attilâ İlhan

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Maval okumak : Yalan söylemek, yalan söyleyerek oyalamak, masal okumak.

"... kimi hikâyeler anlatıyor ve kimi de maval okuyor gibiydi." - Abdülhak Şinasi Hisar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √mwl kökünden gelen faˁˁāl vezninde meslek adı olan mawwāl موّال “şarkı söyleyerek dolaşan dilenci, dilenci şarkısı” sözcüğünden alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“Arap havası” [Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
darblar idüp el çarparak maval ırlayarak bir hāy-hū ile Alayköşkü dibinden ˁubūr iderler

[A. Fikri, Lugat-ı Garibe, 1889]
maval: Bî-manahu eyzan. 'Martaval' ile aynı manadadır. (...) maval okumak: Yalan söylemek.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



5 Ekim 2026 Pazartesi

BİR KELİME = İCAZET




İcazet : (Arapça) 1. (isim, eskimiş) ► İzin.

2. (isim, eskimiş) ► Onay.

3. (isim, eskimiş) ► Diploma.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

İcazet almak : 1. İzin, onay almak.

"Bir çift ayakkabı almak için dahi ondan icazet almak zorunda kalıyorum." - Ayşe Kulin

2. Diploma almak.

İcazet vermek : İzin, onay vermek.

"... mutlaka kamçısını kaldırır, bir an havada tutar ve nihayet hayvanların ne başlarına ne sırtlarına değdirmeden bu gezinmenin icazetini verir." - Abdülhak Şinasi Hisar

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

İcazetname : (Arapça icāzet + Farsça nāme)

1. (isim, eskimiş) Herhangi bir konuda verilen izin belgesi.

2. (isim, eskimiş) Yapılan herhangi bir iş için verilen onay belgesi.

3. (isim, eskimiş) ► Diploma.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √cwz kökünden gelen icāza(t) إجازة “geçit verme, yol verme, izin” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça cāza جَازَ “geçti” fiilinin ifˁāla(t) vezninde IV. masdarıdır.

(Aynı kökten gelen kelimeler; cevaz, caiz, icazet, mecaz, tecavüz (mütecaviz), tecviz)


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Yunus Emre, Bütün Şiirleri, 1320 yılından önce]
icāzet yok-durur ayrıksı meyle

[Mesud b. Ahmed, Süheyl ü Nevbahar terc., 1354]
dilerven icāzat ola ben kula / ki varmagiçün Çin'e girem yola



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



Kelime, Sayın Recep Altun önerisiyle yayına alınmıştır. Katkıları için teşekkür ederim.




not: görsel, internetten alıntıdır.



2 Ekim 2026 Cuma

BİR KELİME = MAMAFİH




Mamafih : (zarf, Arapça) ► Bununla birlikte.

"Mamafih arada bir ufak tefek işleri de kendi hesabıma alabiliyorum." - Nâzım Hikmet


* * * * *


Kelime Kökeni :

Arapça maˁa mā fihi مع ما فه “«bununla beraber», her ne ise” deyiminden alıntıdır. Bu deyim Arapça maˁa “ile, beraber” ve Arapça mā “ne” ve Arapça fihi “onun içinde” sözcüklerinin bileşiğidir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Yeni Osmanlıca [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
maˁamāfih: her ne ise



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



28 Eylül 2026 Pazartesi

BİR KELİME = PESPAYE




Pespaye : (sıfat, Farsça pest + pāye) ►(*) Alçak.

"Zaten yemişleri asil ve pespaye olarak ikiye tasnif etmek pek kolaydır." - Refik Halit Karay


(*) Alçak : (sıfat, mecaz) Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan; pespaye.

"Zavallı, karşısındaki mahlukun ne alçak şey olduğunu anlayamadı." - Ömer Seyfettin

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça past پست “alçak, aşağı” ve Farsça pāya پایه “rütbe, basamak” sözcüklerinin bileşiğidir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
bizcileyin pespāye ve ednā [düşük rütbeli ve alt seviyede] bir Pencpirimden [Venedik komutanından] Girid cezīresüŋ recā eylemişsüz [geri almışsınız]

[M. Hafid Ef., ... Islâhi'l-Galatâti'l-Meşhûre, 1804]
Pesipāye: İnden-nās rüteb ve menzileti olmayanlara ıṭlāḳ olunur. Fārisīde ... pest-pāye'den galattır.



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, https://easy-peasy.ai/ den alıntıdır.



25 Eylül 2026 Cuma

BİR KELİME = DİPLOMASİ




Diplomasi : (isim, Fransızca)

1. Uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü.

2. Yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatı. ≈ diplomatlık

3. Bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği. ≈ diplomatlık

"Benim için diplomasinin birbirinden tuhaf birçok icaplarına uymak belki mümkün olmuştur." — Yakup Kadri Karaosmanoğlu

4. Bu görevlilerin oluşturduğu topluluk.

5. (Mecaz) Güç bir görüşme sırasında gösterilen ustalık ve beceriklilik.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Kamu diplomasisi : (isim) Bir ulusun düşüncelerini, hedeflerini, ideallerini, güncel politikalarını, kurumlarını ve kültürünü yabancı ülkelerin kamuoylarına anlatma amacıyla uygulanan politika.

Mekik diplomasisi : (isim) Bir sorunun çözümü için devletler arasında gerçekleştirilen, seri biçiminde yapılan diplomatik temaslar.

Telefon diplomasisi : (isim) Devletler arası ilişkilerde telefon aracılığıyla kurulan görüşme yolu.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca diplomate “resmen atanmış görevli, elçi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Yeni Latince diplomaticus “«belgeli», berat veya tasdikname sahibi” sözcüğünden türetilmiştir. Yeni Latince sözcük Latince diploma “berat, tasdikname” sözcüğünden türetilmiştir.

Ek açıklama : Zeki Arıkan’ın makalesinde 1834/35 tarihli anonim bir arşiv belgesi zikredilmiştir.

Bu kelimeyle ilintisi olanlar : kordiplomatik


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

diplomasiya [Zeki Arıkan, Batı Dillerinden Türkçeye Geçen İlk Siyasi..., 1835]
Memalik-i ecnebiye ile olan muamelatlarına diplomasiya tabir olunup fenn-i mezkûra arif ve mübaşir olan kimseye diplomat tesmiye ederler.

[A. Cevdet Paşa, Tezakir, 1853]
Ali Paşa ve Fuad Efendi gibi anın mekteb-i terbiyesinde yetişen diplomatlar dahi




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



21 Eylül 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ZEMHERİ




Zemheri : (isim, Arapça) ► (*) Kara kış.


(*) Kara kış : 1. Kış ortası, kışın en şiddetli zamanı.

"Kıştı, İstanbul'a arada bir uğrayan kara kışlardan biri." — Nâzım Hikmet

2. (Mecaz) Çok sıkıntılı durum veya zaman.

"Hepsi hasta ve küskün olan bu yurttaşlar da bugünün ağır iktisadi koşullarının kara kışında sefalete terk edilmişlerdi." — Haldun Taner

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Zemheri zürefası : (İsim, Alay yollu) Kışın ince giysi ile gezen kimse.

"Çünkü mangal bile yakılmadığı için zemheri zürefası gibi tiril tiril titriyordum." — Ahmet Rasim


* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √zmhr kökünden gelen murabba (dörtlü) fiil kökü olan zamharīr زمهرير “kışın 22 Aralıkta başlayan en soğuk günleri, karakış, erbain” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça zam زم “kış” (Bu sözcük Avestaca aynı anlama gelen zyam- sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen tanıksız *⁠ǵʰim-ó-s biçiminden evrilmiştir.) ve Arapça √hrr kökünden gelen sıfat olan harīr هرير “uğuldayan, uluyan” sözcüklerinin bileşiğidir.

< Ar zamḥarīr ‘strenge Winterkälte’. -Türkçede zemherir biçiminin sonundaki r düşmüştür.
Sırpça zemhèrije (zemèrija, zemeríje) biçimi Türkçeden geçmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
yiŋmiş olur ıssısın ol zemherīr

[Meninski, Thesaurus, 1680]
Zemherīr vul. zemherī



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel internetten alıntıdır.



18 Eylül 2026 Cuma

BİR KELİME = TEMKİN




Temkin : (isim, Arapça) Bir işin sonunu düşünerek ölçülü, tedbirli davranma.

"Bütün temkin ve vakarını kaybedip konuşanlara sokuldu." — Yakup Kadri Karaosmanoğlu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √mkn kökünden gelen tamkīn تمكين “1. kadir kılma, 2. vekar, metanet, ağırbaşlılık” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça makuna مَكُنَ “güçlendi, pekişti” fiilinin tafˁīl vezninde II. masdarıdır.

Ek açıklama : 20. yy ortalarına dek “ağırbaşlılık, metanet, manevi güç” anlamına gelen sözcük 1970-80’lerden itibaren “riskten kaçma eğilimi” anlamını kazanmıştır.

Bu kelimeyle ilintisi olanlar : imkân (mümkün), mekin


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“vekar, ağırbaşlılık” [Erzurumlu Darir, Kıssa-i Yusuf terc., 1377 yılından önce]
irdi bā-tāˁzīm ü temkīn ol māh / gördiler taḫt üstine oturdı şāh

temkinli [Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki, 1900]
temkīnli: ağır, vekarlı, sebatlı, metanet sahibi.

temkinli [TDK, Türkçe Sözlük, 1. Baskı, 1945]
temkinli: Ağırbaşlı.

temkinli: “... riskten kaçınan” [Cumhuriyet - gazete, 1973]
Fenerbahçe rövanşa temkinli ve ürkek çıkacaktır.



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, google' dan alıntıdır.



14 Eylül 2026 Pazartesi

BİR KELİME = NARSİSİZM





Narsisizm : (isim, ruh bilimi, Fransızca) ► (*) Özseverlik.


"Narsisizm her çağda ve her ülkede bir entelektüel hastalığı." — Cemil Meriç


(*) Özseverlik : (ruh bilimi, isim)  Kişinin kendi bedensel ve ruhsal benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık. 

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca narcissisme “kendini sevme hastalığı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Almanca aynı anlama gelen Narzissismus sözcüğünden alıntıdır. (İlk kullanımı: Sigmund Freud, Avst. hekim (1856-1939)) Almanca sözcük Eski Yunanca Nárkissos Νάρκισσος “Eski Yunan mitolojisinde kendi yansımasına aşık olan genç” özel isminden +izm ekiyle türetilmiştir. Bu özel isim Eski Yunanca nárkissos νάρκισσος “nergis çiçeği” sözcüğünden alıntıdır.

Ek açıklama : Eski Yunanca isim muhtemelen bir Anadolu veya İran dilinden alıntıdır.



Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Cumhuriyet - gazete, 1941]
Kendi vücudile şehvetlenme (narsisizm), hayalindeki sevgilileri tahayyül ederek boşalma (istimna)

[TDK, Felsefe ve Gramer Terimleri, 1942]
narkislik = [Fr.] narcissisme




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.




11 Eylül 2026 Cuma

BİR KELİME = MAMALİGA




Mamaliga : (isim, Rumca) Kaynayan suya mısır unu eklenip kıvam alıncaya kadar pişirildikten sonra üzerine kızdırılmış yağ, baharat vb. ilave edilen bir yemek.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Rusça mamalíga мамалы́га “mısır irmiğinden yapılan bir yemek” sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Bulgarca aynı anlama gelen mamaliga мамалига sözcüğü ile eş kökenlidir. Bulgarca sözcük Romence aynı anlama gelen mămăligă sözcüğü ile eş kökenlidir.

Ek açıklama : Nihai kökeni belirsizdir. Yunanca μαμαλίγκα (aynı anlamda) bir Balkan dilinden alıntıdır. Lehçe mamałyga Rusçadan alıntıdır.

Türkiye’de Halk Ağızlarından Derleme Sözlüğü’nde kaydedilen Türkiye Türkçesi mememelik “Kaynar suda pişirilen mısır ununa, yağ, pekmez koyarak yapılan bir çeşit tatlı.” ve malak/malak aşı “Buğday ya da mısır ununu kaynar suya dökerek yapılan ve pekmezle yenilen bir çeşit yiyecek, kaçamak.” ile ilişkisi değerlendirilebilir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
mamaliga (ممالیغه) is. Mısır buğdayı unu pastası, polinta.

[Cumhuriyet - gazete, 1932]
mamaligayı getirmesi için Pandele uşağını çağırdı.

[Türkiye'de Halk Ağızlarından Derleme Sözlüğü, 1960 yılından önce]
momaliga: Mısır unundan yağ, peynir ve pekmezle yapılan bir çeşit yiyecek. (Şumnu, Bulgaristan)




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



28 Ağustos 2026 Cuma

BİR KELİME = BALA/BALÂ




Bala : 1. (isim, ağızlardan) ► Yavru.

"Ağlama ceylan balası / Sızlama ceylan balası / Gider gözün karası" - Halk türküsü

2. (isim, ağızlardan) ► Çocuk.

~ ~ ~ ~ ~

Balâ : (isim, özel) Ankara iline bağlı ilçelerden biri.

* * * * *

Kelime Kökeni : (Bala)

Eski Türkçe bala “kuş ve hayvan yavrusu” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük çocuk dili bir sözcükten türetilmiştir.

Ek açıklama : Karş. balaban¹ “kuş yavrusu”, baldız “yaşça küçük akraba”. Nihai kökeni abla veya bilibili gibi çocuk dilinden alınmış olmalıdır.

Bu kelimeyle ilintisi olanlar : malak

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
bala [[kuş yavrusu; benzer şekilde vahşi hayvanların yavrusu için de kullanılabilir.]] (...) [[Bir adama işlerinde yardım eden kişi, çırak.]]

* * * * *

Kelime Kökeni : Balâ

Farsça bālā veya vālā بالا “yüksek, üst” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Orta Farsça bālişt “en yüksek” sözcüğü ile eş kökenlidir. Orta Farsça sözcük Eski Farsça aynı anlama gelen bardişta- sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Avestaca aynı anlama gelen barzişta- sözcüğü ile eş kökenlidir.

Ek açıklama : Avestaca /rz/ ≈ Eski Farsça /rd/ > Farsça /l/ evrimi tipiktir. Karş. Kürtçe (Kurmanci) berz. Ermenice partsr բարցր “yüksek” ve parts բարց “yastık” Partçadan alıntıdır.

Bu kelimeyle ilintisi olanlar : berzah, bülent, valâ


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
zīr ü bālā yirleri [alt ve üstte yerleri] bellü beyān





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, Pinterest' ten alıntıdır.




24 Ağustos 2026 Pazartesi

BİR KELİME = FAUNA




Fauna : (isim, hayvan bilimi, Latince) ► (*)Direy.

(*) Direy : 1. (isim, hayvan bilimi) Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümü; fauna.

2. (isim) Bu hayvanların tanımını yapan eser.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Yeni Latince fauna “biyolojide hayvanlar alemi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince fauna “hayvanlar, davar” sözcüğünden alıntıdır. Latince sözcük Latince faunus “mitolojide hayvanlar tanrısı” özel isminin çoğuludur. Bu özel isim Latince fauere “bereket vermek, bereketli olmak” fiilinden türetilmiştir.

Ek açıklama : Latince fauor/favor “bereket, nimet” aynı kökten gelir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[yayın başlığı, 1939]
Sivas vilayetinin Miosen devrine ait faunası: MTA Enstitüsü Yayını

[Özön, Türkçe-Yabancı Kelimeler Sözlüğü, 1961]
fauna: Belli bir bölgenin hayvanlarının tümü.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-


not: görsel, pinterest.com' dan alıntıdır.



21 Ağustos 2026 Cuma

BİR KELİME = HÖDÜK




Hödük : 1. (sıfat, argo) Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse).

"Bazısı zarif ve gösterişli insanlar gibi hazır ve yerli yerinde duruyor, bazısı hödük insanlar gibi küt bir eda ile kalıyordu." - Abdülhak Şinasi Hisar

2. (sıfat, argo, ağızlardan) Korkak, ürkek (kimse).

* * * * *

Kelime Kökeni :

Bu sözcüğün kökeni belirsizdir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“kabalık” [Lugat-i Halimi, 1477]
ḫedūk [Fa.]: Oldur ki Türk dilinde hüdük dėrler. Bir kişi yoldaşını üşendürse baŋa hüdük vėrme dėr.

[Deşişî Mehmed Ef., Et-Tuhfetu's-Seniyye, 1580]
Türkīde bir kimse yoldaşını üşendirse 'baŋa hödük virme' dir

“kaba” [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
hödük هودوك: Kaba, ahmak, gabî, köylü, ümmî, rustâî.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, dictionary.langeek.co' dan alıntıdır.



17 Ağustos 2026 Pazartesi

BİR KELİME = SKANDAL




Skandal : (isim, Fransızca) Büyük yankı uyandıran, utanç verici veya küçük düşürücü olay.

"Ben evimde skandal istemem demedim mi?" - Peyami Safa

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca scandale “utanacak bir halin ortaya çıkmasından doğan durum, rezalet” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince scandalum “şeytanın kurduğu ahlaki tuzak, günah, ayıp” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Eski Yunanca skándalon σκάνδαλον “tuzak, fak” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *skand- “basmak” biçiminden evrilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mürebbiye, 1898]
bu şayiât ismetim hakkında büyük bir 'skandal' hükmünü alır




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



14 Ağustos 2026 Cuma

BİR KELİME = NAŞAD




Naşad : (sıfat, eskimiş, Farsça) Üzüntülü, kederli, mahzun.

"Güya bir yoksul şimdi kâm almış, bir daüssılalı muhat edindiği toprağa ermiş, bir müfrit rahata kavuşmuş, bir naşad şimdi şad olmuştu!.." - Abdülhak Şinasi Hisar

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Naşad olmak : Üzülmek, kederlenmek.

* * * * *

Kelime Kökeni : (na)

Farsça nā- نا- “olumsuzluk ve yoksunluk öneki” bileşeninden alıntıdır. Bu bileşen Eski Farsça ve Orta Farsça an veya na “olumsuzluk ve yoksunluk edatı” bileşeninden evrilmiştir. Eski Farsça ve Orta Farsça bileşen Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen tanıksız veya yeniden kurulmuş *né biçiminden evrilmiştir.


Kelime Kökeni : (şad)

Farsça ve Orta Farsça şād شاد “huzurlu, dingin, mutlu” sözcüğünden alıntıdır. (Kaynak: D. N. MacKenzie, A Concise Pahlavi Dictionary 78) Bu sözcük Eski Farsça aynı anlama gelen şiyāta- sözcüğünden evrilmiştir. Eski Farsça sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen tanıksız veya yeniden kurulmuş *kʷi̯ē-to-s biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *kʷi̯eh₁- (*kʷi̯ē-) “dinmek, dinlenmek, istirahat etmek” kökünden türetilmiştir.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



10 Ağustos 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ASARIATİKA






Asarıatika : (isim, eskimiş, Arapça) ► Eski eserler.

"Hamdi, İstanbul’da bir müddet Amerikalı asarıatika âlimlerinin yanında çalışmış." - Kemal Tahir

* * * * *

Kelime Kökeni : (Asar)

Arapça √ˀs̱r kökünden gelen ās̱ār آثار “eserler, izler, belirtiler” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça tekil ˀas̱ar أثر “eser, iz” sözcüğünün afˁāl vezninde çoğuludur.

Ek açıklama : Yer adlarında asar genellikle ‘hisar’ anlamındadır. Yerel ağızlarda “harabelik, ören yeri” anlamında asarlık kullanılır. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin özgün adı Asar-ı Atika Müzesi’dir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
şek degül ās̠ār-ı raḥmet bī-gümān [şüphe yok rahmet belirtileri]

[Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
ululuk ās̠ārı sīmāsında bellü-y-idi.

Türevler, bileşikler, deyimler :

asarı atika: “eski eser, antika” [Ceride-i Havadis - gazete, 1860]
bir mikdar Yunan meskûkatile diger bazı asar-ı atika bulunmuşdur

* * * * *

Kelime Kökeni : (Atik)

Arapça √ˁtḳ kökünden gelen ˁatīḳ عتيق “1. eski, 2. sabık, azatlı köle” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁatiḳa عتق “1. eskidi, yaşlandı, 2. (köle) azat edildi” fiilinin faˁīl vezninde sıfatıdır.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“eski” [Ömer L. Barkan, Osmanlı İmparatorluğunda Zirai Ekonomi..., 1574]
Karye-i mezbûre defter-i ˁatīḳda [adı geçen köy eski defterde] iki bölük oturub

Türevler, bileşikler, deyimler :

ahdi atik: “«eski anlaşma», Yahudi kutsal kitabı” [Ali Bey, Kitab-ı Mukaddes terc., 1665]
Kitab-ı Mukaddes, yani Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.



7 Ağustos 2026 Cuma

BİR KELİME = MİLİS




Milis : (Fransızca) 1. (isim) Savaş sırasında orduya yardımcı olarak toplanan silahlı halk gücü.

2. (isim) Bazı ülkelerde yardımcı güvenlik gücü.

"Şehirde fenalık olmasın diye yerli İslamlardan milis teşkil ediyorlar." - Ömer Seyfettin

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca milice “yedek veya düzensiz askerî birlik” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince militia “sivil halktan toplama asker” sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince mīles, milit- “asker” sözcüğünün nötr çoğuludur.

Bu kelimeyle ilintili olanlar : militan, militer (paramiliter)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ali Seydi, Lisan-ı Osmanide Müstamel Lugat-i Ecnebiye, 1911]
milis: Millî, gönüllü asker.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.




3 Ağustos 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ŞERAİT




Şerait : (isim, eskimiş, çokluk, Arapça) Şartlar.

"Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır." - Atatürk

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça şarāˀiṭ شَرَائِط “şartlar” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça √şrṭ kökünden gelen tekil şarṭ شرط sözcüğünün faˁāˀil vezninde çoğuludur.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Hızır Paşa, Müntehab-ı Şifa, 1400 yılından önce]
süd çürügi ki cemīˁ şerayıṭıyla kılınmış ola māliḫulyāye müfīddür 
[tüm koşullarıyla hazırlanmış olsa melankoliye faydalıdır]



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



31 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = BÖRK





Börk : (isim) Genellikle hayvan postundan yapılan başlık.

"Alnına bir şaplak atıp börkünü geri itmişti." - Mustafa Necati Sepetçioğlu

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Dedebörkü : (isim, bitki bilimi) ► Turnabacağı.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Eski Türkçe börk “bir tür başlık, külah” sözcüğünden evrilmiştir.

Bu kelimeyle ilgili olanlar : börkenek(*)
(*)Börkenek : 1. (isim, hayvan bilimi) Geviş getiren hayvanların midelerinin ikinci bölümü. 
2. (isim) ► Külah.
      "Kışın aba giyilir, soğuk günlerde hem başlık hem de atkı görevini yapan börkenek bağlanır." - Yaşar Alparslan


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
tātsız Türk bolmas, bāşsız börk bolmas [Acemsiz Türk olmaz, başsız şapka olmaz - atasözü]





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



27 Temmuz 2026 Pazartesi

BİR KELİME = KADASTRO




Kadastro : (isim, Fransızca) Bir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işi.

"Kadastro memuru." 
"Kadastro çalışmaları."

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Kadastroya geçmek : Kadastrosu yapılmak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca cadastre “gayrımenkul ölçüm çizelgesi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İtalyanca aynı anlama gelen catastico sözcüğünden alıntıdır. İtalyanca sözcük Eski Yunanca katástiχon κατάστιχον “sıralama, cetvel, çizelge” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca stíχos στίχος “satır, sıra, mısra” sözcüğünden kata+ ön ekiyle türetilmiştir. (Bu sözcük Eski Yunanca steíχō στείχω “dizmek, dizilmek, sıralanmak” fiilinden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen tanıksız veya yeniden kurulmuş *stei̯gʰ- biçiminden evrilmiştir.)


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Düstur Tertip I.-IV., 1884]
arazi defatirinin kayıd numarası ve eğer var ise kadastro numarası





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



24 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = HÖYÜK




Höyük : 1. (isim) Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe.

2. (isim) Toprak yığını, küçük tepe.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Eski Türkçe (yalnız Oğuzca) öyük “yığma tepe, tümsek” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Türkçe tanıksız veya yeniden kurulmuş *örük biçiminden evrilmiştir. Eski Türkçe biçim Eski Türkçe ör- “yığmak, yükseltmek” fiilinden Eski Türkçe +Uk ekiyle türetilmiştir.

Ek açıklama : Anadolu ağızlarında höy-/hüy- “yığmak” fiiline ender olarak rastlanır. Ahmet Dinç, Türkçe’nin Kayıp Kelimeleri 273.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe (yalnız Oğuzca) [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
öyük [[yüksekçe olan her yer, mesela tepecik - Oğuzca]]

Türkiye Türkçesi [Şeyh Elvan Şirazî, Gülşen-i Raz terc., 1426]
düz yére inesin sen üyükden.

Türkiye Türkçesi [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
öyük: tümsek, yapma tepe.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



20 Temmuz 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ACUZE



Acuze : (isim, Arapça) Huysuz, yaşlı kadın.

"Korkunç bir acuze onu kucaklamaya çalışıyordu." - Hüseyin Cahit Yalçın

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁacūz عجوز “yaşlı ve düşkün kadın, kocakarı” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Arapça ˁacaza عجز “yaşlandı, yaşlı kadın oldu” fiilinin faˁūl vezninde ism-i mübalağasıdır.

Ek açıklama : Arapça ˁacūz “kocakarı” sözcüğüne Türkçe kullanımda Arapça dişil eki eklenmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[anon., Ferec ba'd eş-şidde, 1451 yılından önce]
bu ˁacūzeyi bendden ḥalāṣ etmekligimüz [hapisten kurtarmamız] gerekdir

[Meninski, Thesaurus, 1680]
ˁacūzet, ˁacūze, usit. pro ˁacūz: Koca karı.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, pinterestten alıntıdır.



17 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = DEKADANS




Dekadans : (isim, Fransızca) ► Çöküş.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca décadent “1. yoz, sefih, 2. bohem” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince decadens sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Geç Latince decadere “bozulmak, geri düşmek, yozlaşmak” fiilinden +ent ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Latince cadere, cas- “düşmek” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahmed Rasim, Şehir Mektupları, 1897]
İkdam'da dekadanlar aleyhine yürüyen zevatın...




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.



13 Temmuz 2026 Pazartesi

BİR KELİME = RÜÇHAN




Rüçhan : (Arapça) 1. (isim, eskimiş) ► Üstünlük.

"Yugoslav ucuzluğu ile ödediği için nakliyat hususunda büyük bir rüçhan kazanmıştır." - Falih Rıfkı Atay

2. (isim, eskimiş) ► Yeğlik.

3. (isim, eskimiş) ► Öncelik.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Rüçhan hakkı : (isim, hukuk) Yasal olarak tanınan öncelik hakkı.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √rcḥ kökünden gelen rucḥān رجحان “ağır basma, öncelikli veya tercihli olma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça racaḥa رجح “ağır bastı, yeğ idi” fiilinin fuˁlān vezninde masdarıdır.

Bu kelimeyle ilgili olanlar : tercih (müreccah)
(tercih : Arapça √rch kökünden gelen tarcīḥ تَرْجِيح “yeğleme” sözcüğünden alıntıdır.)
(müreccah : Arapça √rcḥ kökünden gelen muraccaḥ مرجّح “tercih edilen, ağır basan” sözcüğünden alıntıdır.)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
recḥān: Praestantia, praevalentia.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



10 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = KONSOLİDE




Konsolide : (sıfat, ekonomi, Fransızca) Vadesi uzatılan (borç).

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Konsolide borç : (isim, ekonomi) Kısa vadeli olarak planlanıp daha sonra orta veya uzun vadeli duruma çevrilen borç.

Konsolide bütçe : (isim, ekonomi) Destekli bütçe.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca consolider, consolidé “sağlamlamak, borcu kefalete bağlamak; kefilli borç, kefilli borç senedi” fiilinden alıntıdır. Bu fiil Latince aynı anlama gelen solidare fiilinden con+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Latince solidus “1. bütün, tam, sağlam, 2. kefilli” sözcüğünün isimden türetilmiş fiilidir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Terakki - gazete, 1869]
Havyar Hanının konsolide kumarcuları tarafından ihtira olunmuş bir şey

Türevler, bileşikler, deyimler :

konsolit [İbrahim Alaettin [Gövsa], Yeni Türk Lugatı, 1930]
Konsolit Esham evrakı.
Diğerleri: konsolidasyon




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



6 Temmuz 2026 Pazartesi

BİR KELİME = BALEN




Balen : (isim, İtalyanca) Dik ve düzgün durması için gömlek yakası, sütyen ve korse gibi giyeceklerde kullanılan, eskiden balina çubuğundan, şimdi ise plastik veya metalden yapılmış, esnek, yassı, dar, uzun çubuk; balena, balina.

* * * * *

Kelime Kökeni :

İtalyanca balena veya Fransızca baleine “denizde yaşayan büyük memeli” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen balaena sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen phállaina φάλλαινα sözcüğü ile eş kökenlidir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰl̥-nó-s biçiminden türetilmiştir. (Kaynak: Julius Pokorny, Indogermanisches etymologisches Wörterbuch 120) Bu biçim Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰel-¹ “şişmek, kabarmak” kökünden türetilmiştir.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




3 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = SANDVİÇ




Sandviç : (isim, İngilizce) İki ince ekmek dilimi arasına tereyağı, peynir, sucuk vb. konularak hazırlanan yiyecek.

"Ben köşedeki büfeden size sandviç getirebilirim." - Peyami Safa

* * * * *

Kelime Kökeni :

İngilizce sandwich “ekmek arası” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük John Montagu, 4th Earl of Sandwich “kumar masasından kalkmadan karnını doyurmasıyla ün kazanan bir İngiliz asılzadesi (1718-1792)” özel isminden türetilmiştir.

Ek açıklama : İngilizce sözcük en erken tarihçi Gibbon’ın 1762 tarihli bir günce kaydında tespit edilmiştir. Sandwich kasabasının adı eski Anglosaksonca “kumköy” anlamına gelir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Cumhuriyet - gazete, 1929]
çok geçmeden tepsi tepsi et suları, sanduviçler geldi





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, Google' dan alıntıdır.