17 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = DEKADANS




Dekadans : (isim, Fransızca) ► Çöküş.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca décadent “1. yoz, sefih, 2. bohem” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince decadens sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Geç Latince decadere “bozulmak, geri düşmek, yozlaşmak” fiilinden +ent ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Latince cadere, cas- “düşmek” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahmed Rasim, Şehir Mektupları, 1897]
İkdam'da dekadanlar aleyhine yürüyen zevatın...




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.



13 Temmuz 2026 Pazartesi

BİR KELİME = RÜÇHAN




Rüçhan : (Arapça) 1. (isim, eskimiş) ► Üstünlük.

"Yugoslav ucuzluğu ile ödediği için nakliyat hususunda büyük bir rüçhan kazanmıştır." - Falih Rıfkı Atay

2. (isim, eskimiş) ► Yeğlik.

3. (isim, eskimiş) ► Öncelik.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Rüçhan hakkı : (isim, hukuk) Yasal olarak tanınan öncelik hakkı.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √rcḥ kökünden gelen rucḥān رجحان “ağır basma, öncelikli veya tercihli olma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça racaḥa رجح “ağır bastı, yeğ idi” fiilinin fuˁlān vezninde masdarıdır.

Bu kelimeyle ilgili olanlar : tercih (müreccah)
(tercih : Arapça √rch kökünden gelen tarcīḥ تَرْجِيح “yeğleme” sözcüğünden alıntıdır.)
(müreccah : Arapça √rcḥ kökünden gelen muraccaḥ مرجّح “tercih edilen, ağır basan” sözcüğünden alıntıdır.)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
recḥān: Praestantia, praevalentia.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



10 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = KONSOLİDE




Konsolide : (sıfat, ekonomi, Fransızca) Vadesi uzatılan (borç).

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Konsolide borç : (isim, ekonomi) Kısa vadeli olarak planlanıp daha sonra orta veya uzun vadeli duruma çevrilen borç.

Konsolide bütçe : (isim, ekonomi) Destekli bütçe.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca consolider, consolidé “sağlamlamak, borcu kefalete bağlamak; kefilli borç, kefilli borç senedi” fiilinden alıntıdır. Bu fiil Latince aynı anlama gelen solidare fiilinden con+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Latince solidus “1. bütün, tam, sağlam, 2. kefilli” sözcüğünün isimden türetilmiş fiilidir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Terakki - gazete, 1869]
Havyar Hanının konsolide kumarcuları tarafından ihtira olunmuş bir şey

Türevler, bileşikler, deyimler :

konsolit [İbrahim Alaettin [Gövsa], Yeni Türk Lugatı, 1930]
Konsolit Esham evrakı.
Diğerleri: konsolidasyon




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



6 Temmuz 2026 Pazartesi

BİR KELİME = BALEN




Balen : (isim, İtalyanca) Dik ve düzgün durması için gömlek yakası, sütyen ve korse gibi giyeceklerde kullanılan, eskiden balina çubuğundan, şimdi ise plastik veya metalden yapılmış, esnek, yassı, dar, uzun çubuk; balena, balina.

* * * * *

Kelime Kökeni :

İtalyanca balena veya Fransızca baleine “denizde yaşayan büyük memeli” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen balaena sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen phállaina φάλλαινα sözcüğü ile eş kökenlidir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰl̥-nó-s biçiminden türetilmiştir. (Kaynak: Julius Pokorny, Indogermanisches etymologisches Wörterbuch 120) Bu biçim Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰel-¹ “şişmek, kabarmak” kökünden türetilmiştir.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




3 Temmuz 2026 Cuma

BİR KELİME = SANDVİÇ




Sandviç : (isim, İngilizce) İki ince ekmek dilimi arasına tereyağı, peynir, sucuk vb. konularak hazırlanan yiyecek.

"Ben köşedeki büfeden size sandviç getirebilirim." - Peyami Safa

* * * * *

Kelime Kökeni :

İngilizce sandwich “ekmek arası” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük John Montagu, 4th Earl of Sandwich “kumar masasından kalkmadan karnını doyurmasıyla ün kazanan bir İngiliz asılzadesi (1718-1792)” özel isminden türetilmiştir.

Ek açıklama : İngilizce sözcük en erken tarihçi Gibbon’ın 1762 tarihli bir günce kaydında tespit edilmiştir. Sandwich kasabasının adı eski Anglosaksonca “kumköy” anlamına gelir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Cumhuriyet - gazete, 1929]
çok geçmeden tepsi tepsi et suları, sanduviçler geldi





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, Google' dan alıntıdır.



29 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = SUNDURMA




Sundurma : 1. (isim) Sundurmak işi.

2. (isim) Yağmurdan, güneşten korunmak için binaların kapı önlerine veya geçitlerin girişlerine yapılan, arkası duvara verilen, yerle temassız olabileceği gibi sütun, parmaklık vb. ögelerle desteklenebilen çatı.

"Odalarımıza gitmek üzere sundurmadan sofaya geçmeye hazırlandığımız sırada bir haberle karşılaştık." - Reşat Nuri Güntekin

3. (isim, ağızlardan) Evlerin önündeki taşlık.

"Hanın sundurmasına çıktığım zaman yemiş dolu tabaklar dizilmiş masa hazırdı." - Refik Halit Karay

* * * * *

Kelime Kökeni :

Türkiye Türkçesi sundur- “uzatmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +mA ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi sun- “uzanmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +tUr- ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Türkiye Türkçesi “çatı uzantısı, kapı üstü saçağı” [Lugat-i Ni'metullah, 1541]
ḳābūr [Fa.]: sundurma ki ev önünde olur.

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ˁilm-i hendese üzre ḫaşebden bir gūne sundurma saçak etmiş [geometri ilmi kullanarak ahşaptan bir çeşit sundurma saçak yapmış]





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



26 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = FUAYE



Fuaye : (isim, Fransızca) ► Dinlenmelik.

"Tiyatronun ışıl ışıl fuayesinde içeri doğru yürürken babam koluna girmemi istemişti." - Adalet Ağaoğlu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca foyer “1. ocak, odak, 2. tiyatroda sigara içme salonu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince focarium “ocaklık, ocak” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Latince focus “ocak, ateş” sözcüğünden +ari° ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahmed Rasim, çeşitli yazıları, 1892]
haşarılığı tiyatroda edecek olanlar ya kulislere baş vururlar ya fuayelere.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, www.musical1.de sayfasından alıntıdır.




22 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = KARANTİNA





Karantina : (İtalyanca) 1. (isim, tıp) Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi.

"Bandırma'ya ulaştıklarında onları tatsız bir sürpriz bekliyordu, şehirde kolera nedeniyle karantina vardı." - Cahit Uçuk

2. (isim) Eskiden hastanelerde, yatacak hastaların kayıt ve kabul edildikleri yer.

3. (isim, mecaz) Kontrolden geçirme.

"Tehlikeli bulduğumuz her sözü açığa vurmak için bir karantina devrine tabi tutarız." - Abdülhak Şinasi Hisar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Venedikçe cuarantína “Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Venedikçe cuaranta “kırk” sözcüğünden +in° ekiyle türetilmiştir. Venedikçe sözcük Latince aynı anlama gelen quadraginta sözcüğünden alıntıdır.

(Bu kelime Fransızca kökenli kare kelimesi ile ilintilidir.)

Ek açıklama : Karş. İtalyanca quarantena (aynı anlamda). Türkçe telaffuz Venedikçeden alınmıştır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Paris Sefaretnamesi, 1721]
Bu eyyām-ı müfarekāta Nazarto'da [Lazaretto'da] karantina taˁbīr iderler.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, Google' dan alıntıdır.



19 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = EN




En (I) : (isim) Bir yüzeyde boy sayılan iki kenar arasındaki uzaklık; genişlik, arz, boy, uzunluk karşıtı.

"Kumaşın eni. Yolun eni. Kâğıdın eni."

En (II) : (isim, ağızlardan) Hayvanlara veya eşyaya vurulan damga, işaret.

En (III) : (zarf) Başına geldiği sıfatların üstün derecede olduğunu gösteren kelime.

"En iyi adamını yollamış buraya." - Ahmet Ümit

* * * * *

Deyim veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

En kötü günümüz böyle olsun : Mutlu, neşeli ve varlıklı olunduğunda söylenen bir söz.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

En aşağı : (zarf) Hiç olmazsa, hiç değilse.

En azdan : (zarf) ► En azından.
"Çok zengindi ama ayırtman olabilmek için en azdan memur olması gerekiyordu." - Rıfat Ilgaz


Enberi : (isim, gök bilimi) Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisme en yakın olduğu nokta.


Enöte : (isim, gök bilimi) Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisme en uzak olduğu nokta.


En üstünlük derecesi : (isim, dil bilgisi) Sıfat veya zarflara karşılaştırmaya dayalı olarak kazandırılan en üst anlam derecesi.
"Sınıfın en çalışkan öğrencisi. En hızlı koşan atlet. Herkesten iyi konuştu."

* * * * *

Kelime Kökeni :  En(1)

Eski Türkçe eŋ “mübalağa edatı” sözcüğünden evrilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe [Orhun Yazıtları, 735]
eŋ ilki togu balıkda süŋüşdüm [en önce Dogukent'te savaştım]

Türevler, bileşikler, deyimler :eninde sonunda: “en nihayet” [Cumhuriyet - gazete, 1929]
bir türlü Dimitriyef'i unutmuyor, eninde sonunda onun yanına koşuyordu


En(2)

Eski Türkçe én veya in “yatay boyut, vüsat” sözcüğünden evrilmiştir.

Bu kelimeyle ilintili olanlar : enlem


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
én این: al-ˁarḍ (...) bu böz éni neçe [bu bezin eni ne kadar?]

Kıpçakça [anon., Kıssa-i Anter terc., 1477]
İni این ve uzunı ṭoḳsanar arşun ve yüksekligi yüz elli arşun

Türkiye Türkçesi [Meninski, Thesaurus, 1680]
in این vul. en ان: Latitudo.

Türkiye Türkçesi [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
enine boyuna: Arīż u amīk

Türevler, bileşikler, deyimler : enine, enine boyuna, enlemesine, enleş-, enli, ensiz




Yayına aldığım bu kelime, tüm yazılarında mütemadiyen kullandığı için Laparagas' a ithaf edilmiştir.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




15 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ACUL




Acul : (l ince okunur, Arapça) 1. (sıfat) ► Aceleci.

"Acul bir adam."

2. (sıfat) Hızlı hareket eden.

"Geç vakit dönen zengin ve ecnebi kumarcıların acul arabalarını duymuyor." - Ömer Seyfettin

3. (zarf) Aceleyle, hızlı biçimde.

"İhtiyar ve bigâne kamer, seyrek ve ince bulutların arasından lakayt ve acul geçiyor." - Ömer Seyfettin

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √ˁcl kökünden gelen faˁūl vezninde ism-i mübalağa olan ˁacūl عجول “aceleci, hızlı” sözcüğünden alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahterî-i Kebir, 1545]
Yeynicek kişi ve evegen, ˁacūl kimse.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, freepik.es' den alıntıdır.



12 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = KADİM




Kadim : (sıfat, Arapça) Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan; bayrı.

"İki hanım arkadaş rastlaşıyorlar, birbirinden saklısı gizlisi olmayan iki kadim arkadaş." - Aydın Boysan

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Kadim dost : (isim) Eski dost.

Kârıkadim : (isim, Farsça kâr + Arapça kadim) Eski model.

"Büyük sofadaki iki adet kârıkadim boy saati vakit vakit şakrak seslerle harharalı öterdi." - Selim İleri

Kelam-ı Kadim : (isim, özel, din bilimi, Arapça) ► Kur'an.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √ḳdm kökünden gelen ḳadīm قديم “önce olan, önceki, eski” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳadama قَدَمَ “önden gitti, önce idi” fiilinin faˁīl vezninde sıfatıdır.

Bu kelimeyle ilintili olanlar : akdem, ikdam, kadem (kademe), kadmiyum, kıdem, kudüm, takaddüm, takdim (mukaddem, mukaddime)


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
fāni oldı cümle kaldı ol ḳadīm



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, pinterest' ten alıntıdır.



8 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = FLORA




Flora : (Latince) 1. (isim, bitki bilimi) Bir ülke, bir bölge veya belirli bir yöredeki bitki türlerinin tümü; bitey.

2. (isim) Bu bitki türlerinin adını ve tanımlarını veren, şekillerini gösteren kitap.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Yeni Latince flora “bitkiler alemi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Flora “Roma mitolojisinde çiçekler tanrıçası” özel isminden türetilmiştir. Bu özel isim Latince flōs, flōr- “çiçek” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰlō-s biçiminden evrilmiştir. Hintavrupa Anadilinde biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰleh₃- (*bʰlō-) “kabarmak, tomurcuklanmak, çiçek açmak” kökünden türetilmiştir.

Bu kelimeyle ilintili olanlar ; flöre, flört, passiflora


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“bir yerde yetişen bitkilerin tümü” [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
Ankara Ve Civarı Mecmuaî Nebatiyesi (Florası)


Türevler, bileşikler, deyimler

floral: [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
küçük, büyük hücreli tavan tezyinlerinde style floral hakimdir.

bağırsak florası: “bağırsak bakterileri” [Ekşi Sözlük (online), 2005]
bağırsak florası: antibiyotiklerin ishal gibi yan etkileri genelde burada yaşıyan simbiyotik bakterilerin de ilaçlarca telef edilmesinin neticesidir

Diğerleri: ağız florası




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, pixabay.com' dan alıntıdır.



5 Haziran 2026 Cuma

BİR KELİME = KOSTAK




Kostak : 1. (sıfat, ağızlardan) Zarif, kibar, çalımlı, güzel giyinmiş, yakışıklı (erkek).

"Boşa kostaklanma kostak değilsin karam" - Halk türküsü

2. (sıfat, ağızlardan) Yiğit, kabadayı, yürekli.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça gustāχ گستاخ “küstah, mağrur” sözcüğünden alıntı olabilir; ancak bu kesin değildir.

Ek açıklama : Anadolu ağızlarında koska ve kostul “havalı, çalımlı” ve kossak “çiftleşme zamanı gelmiş koyun” sözlerinin bu sözcükle ilgili olup olmadığı belli değildir.



Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Kaygusuz Abdal, 1444 yılından önce]
Bilmeyen eyle sanur ki sözi kostak söylerem

[Hamit Zübeyr & İshak Refet, Anadilden Derlemeler, 1932]
kostak (Muğla): tenasüplü, biçimli, güzel. (...) kostaklanmak (Niğde): çalım satmak.


* * * * *

Yukardaki açıklamalar yeterli gelmediği için, https://aksozluk.org sayfasında aşağıdaki açıklamaya ulaştım. Bir başka sayfada ise kelimenin kökeninin belirsiz olduğu yazıyordu. TDK Sözlükte de yukardaki açıklamada gördüğünüz üzre kelime kökenine dair herhangi bir detay yoktu.

"Saygı kurallarına uymayan nezaketsiz, cüretkâr, küstah ve kibirli davranan gösterişli kimselerdir. Farsça gustāḥ (=kibirli, nezaketsiz, cüretkâr) sözünden dönüşmüştür. Pehlevice wistāḥ (=kendine güvenen, cesur) kelimesiyle bağlantılıdır. Pehleviceden Ermeniceye de intikal ederek vstaḥ (=yılmaz, cesur) diye telaffuz edilmiş. Bu sözlerin temelinde yaklaşık karşılıklarda kullanılmış olan Avestaca vistāka sözü bulunmaktadır. Zamanla küstah sözü kullanılmakla birlikte, bunun farklı biçimleri de telaffuz edilmiş. Bu açıdan küstah, kustah, kostah, kostak şekilleri yerel ağızlarda görülüyor. Niğde yöresinden derlenen bir oyun havasında “kostak yörü yörü” diye nakarat yapılıyor."





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-


not: görsel, pinterest'ten alıntıdır.



1 Haziran 2026 Pazartesi

BİR KELİME = KLEPTOMANİ




Kleptomani : (isim, tıp, Fransızca) Gerçekte gerek duyulmayan maddeleri çalma dürtüsü.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca klepto+ “hırsızlık [bileşiklerde]” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca kléptēs κλέπτης “hırsız” sözcüğünden türetilmiştir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *klep- “çalmak” biçiminden evrilmiştir. Fransızca manie “delilik, cinnet” sözcüğünden alıntıdır. 


Benzer sözcükler : kleptokrat, kleptoman.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

kleptomani [Ali Seydi, Yeni Türkçe Lugat, Resimli, 1929]
Kleptomani = Hırsızlık iptilâsı, hırsızlık.

kleptoman [Cumhuriyet - gazete, 1930]
mahir bir hareketle makada yanaştı ve 'kleptoman' ızdırabile adeta gayrimeş'ur bir maharetle zarfı aldı.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




29 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = ŞAYAN





Şayan : (sıfat, eskimiş, Farsça) Uygun, yaraşır, değer, layık.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Şayanıdikkat : (sıfat, Farsça şāyān + Arapça diḳḳat) Üzerinde durulmaya, ilgilenilmeye, düşünülmeye değer olan.

Şayanıhayret : (sıfat, Farsça şāyān + Arapça ḥayret) Hayret edilecek, şaşılacak nitelikte olan.

"Belki bunda şayanıhayret hiçbir cihet yoktu." - Refik Halit Karay

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça şāyān شایان “mümkün, uyan, olur” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça şāyistan, şāy- شایستن, شای “mümkün olmak, uymak” fiilinden +ā(n) ekiyle türetilmiştir. Farsça fiil Avestaca χşi- veya χşāy- “muktedir olmak, gücü yetmek” fiili ile eş kökenlidir.

Benzer sözcükler : şayanı takdir, şayanı tavsiye
Bu kelimeyle ilintisi olanlar : şayet


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
bunlar şāyāni vidādü āşināyī degüldir [dostluğa ve tanışıklığa uygun değildir]





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, inspiredpencil.com' dan alıntıdır.




25 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = BAŞAT




Başat : (sıfat) ► Baskın.

"Üstelik de Batıcı düşüncelerin, Batı etkisine en açık olan Harbiye’de odaklaştığı düşünülür ve Mustafa Kemal olayının, ordunun başat rol oynadığı bir Kurtuluş Savaşı biçiminde geliştiği hatırlanırsa bu desteğin anlamı ve önemi açıkça ortaya çıkar." - Emre Kongar

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Başat karakter : (isim, biyoloji) Bir melezde her zaman ortaya çıkan karakter.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Türkiye Türkçesi başa- “başa geçmek, önden gitmek” fiilinden Yeni Türkçe +Ut ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi baş sözcüğünden Türkiye Türkçesi +(g)A- ekiyle türetilmiştir.

Ek açıklama : Anadolu ağızlarında “sürü önderi olan koç” ve “haşarı, yaramaz” anlamında kullanılan sözcük Dil Devrimi döneminde yeni anlamla yazı diline aktarılmıştır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Yeni Türkçe: [Cumhuriyet - gazete, 1935]
'Başat tepe= Hakim tepe' deyimindeki başat kelimesi Fransızca 'dominant' karşılığıdır.




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”- 



not: görsel, internetten alıntıdır.




22 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = ÇEYİZ




Çeyiz : (isim, Arapça) Gelin olacak kız için hazırlanan her türlü eşya; dürü, çeyiz çemen, cihaz.

"Noksansız bir çeyiz ve düğünle iyi bir eve verilen Zeynep..." - Tarık Buğra

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Çeyiz asmak : Çeyiz sermek.

Çeyiz düzmek : Çeyiz hazırlamak.
"Kazandığını bir yana atar, kendine çeyiz düzer." - Mahmut Yesari

Çeyiz sermek : Gelinin getirdiği çeyizleri herkesin görmesi için yaymak, teşhir etmek, çeyiz asmak.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Çeyiz alayı : (isim) Gelinin çeyizini damadın evine taşıyan alay.
"Pazartesi çeyiz alayı, salı günü gelin hamamı, çarşamba günü kına gecesi, perşembe günü yüz yazısı, cuma günü paça..." - Musahipzade Celâl

Çeyiz çemen : (isim) ► Çeyiz.
"Babaannesi gelip de hastanede bulduğunda onu, hiç de şaşmış görünmüyordu. Çeyiz çemen... Hepsi boştu bunların." - Ayla Kutlu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça √chz kökünden gelen cahāz جَهَاز “1. donanım, 2. nikâhta kız tarafınca verilen hediyeler” sözcüğünden alıntıdır.

Ek açıklama : Karş. Farsça cahīz جهیز, cahīziyya(t) جهیزیه (aynı anlamda). Arapça aynı kelimeden alıntı olan Farsça sözcüğün Türkçe kelime ile benzerliği, kelimenin Farsçadan Türkçeye veya Türkçeden Farsçaya geçtiğini, ya da ortak kültürel haznede hem anlam hem telaffuz açısından başkalaştığını gösterir. Kelime Arapça sözlüklerde bu anlamda görülmez.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
ḳız boya degdi bu kez eyle çehīz / elin alup erine ıṣmarla tīz

[Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
çok māl ve niˁmet ve cihāz-ıla kimse anı almağa rağbet itmezdi

[Meninski, Thesaurus, 1680]
cehāz, cihāz vul. çihāz: Paraphernalia.

cehiz [Hindoğlu, Dictionnaire Français-Turc, 1831]
céhiz, céhéz جهیز: dot [Fr. çeyiz, başlık parası]




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, pinterest' ten alıntıdır.



18 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = MENDİREK




Mendirek : (isim, denizcilik, Rumca) Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman.

"Eğer bir an önce bu işin önüne geçilmezse mendirek bu seneki lodoslarda bir kat daha göçecek." - Nâzım Hikmet

* * * * *

Kelime Kökeni :

Orta Yunanca mandrákion μανδράκι “'ağılcık', liman ağzına inşa edilen koruma suru” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük, Eski Yunanca mándra μάνδρα “ağıl, etrafı çevrili alan” sözcüğünden +aki(on) ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Bu diyârda [Mora Y.ad.] ... karavulhâne gibi binâ olunan kullelere kastel, liman ağızlannda ve liman ortalarında binâ olunan kullelere mendirek derler.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.


15 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = EKOLALİ



Ekolali : (isim, ruh bilimi, Fransızca)(*)Yankılı konuşma.

(*) Yankılı konuşma : Başka birinin kullandığı söz veya cümleleri anlamsız olarak yankı gibi tekrarlama.


Kelime Kökeni :

Ekolali sözcüğü, Yunanca “echo” (yankı) ve “lalia” (konuşma) köklerinden türemektedir ve bir kişinin, başkasının söylediği kelime ya da cümleleri otomatik ve istemsiz biçimde yinelemesi anlamına gelir. Bu tekrarlar kimi zaman duyulan ifadenin hemen ardından, kimi zaman ise saatler ya da günler sonra ortaya çıkabilir.

Ekolali ilk duyulduğunda anlamsız bir tekrar gibi değerlendirilebilir fakat bu algı çoğu zaman yanıltıcıdır. Pek çok durumda ekolali, bireyin bir ihtiyacını bildirme ya da iletişim kurma çabasının kendine özgü bir biçimidir.

(Otizm, Tourette sendromu, afazi, Rubinstein-Taybi sendromu, gelişimsel bozukluk, şizofreni ve bazen de psikopatolojik diğer durumlarda ekolali gözlemlenir.)





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, www.vecteezy.com' dan alıntıdır.




11 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = DEFANS




Defans : (isim, spor, Fransızca) ► Savunma.

"Herkes kendini forvette görmek, atacağı gollerle kahraman olmak isteğinden kimse defansta durmak istemez." - Oğuz Tektaş

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca défense “savunma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince aynı anlama gelen defensa veya defensio sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince defendere, defens- “darbeyi savuşturmak, savunmak” fiilinden türetilmiştir. Bu fiil Latince fendere, fens- “kılıçla veya silahla vurmak” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰén-i̯e- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰen- “öldürmek” kökünden türetilmiştir.

Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökünden Germence *gund- “savaş”, İngilizce gun “silah”.

Benzer sözcükler : defansif, defansör
Bu maddeyle ilintisi olanlar : ofans


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Cumhuriyet - gazete, 1930]
Biz ikinci devrede defans tarzını kabul etmiştik.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel internetten alıntıdır.




8 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = AYYUK




Ayyuk : (Arapça) 1. (isim) Göğün en yüksek yeri.

2. (isim) Göğün kuzey yarım küresinde bulunan bir takımyıldızın en parlak yıldızı.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Ayyuka çıkmak : 1. Ses yükselmek.

"Camlar çerçeveler parçalanıyor, küfürler ayyuka çıkıyordu." - Ahmet Ümit

2. Dedikodu herkesçe duyulmak, yayılmak.

"Rezalet ayyuka çıktı, bütün İstanbul bundan bahsediyor." - Necip Fazıl Kısakürek

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁyḳ kökünden gelen ˁayyūḳ عيّوق “keçi yıldızı, Capella, gökyüzünün en yüksek yeri” sözcüğünden alıntıdır.

Ek açıklama : Latince auriga “keçi yıldızını içeren takım yıldız” adı muhtemelen bir Sami dilinden alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[anon., Danişmend-Name, 1360]
Anları [kilise çanlarını] depretdiler, āvāzı ˁayyūka irdi.

[Şeyhoğlu, Marzubânnâme terc., 1380]
ve Bidnūs pāk ünin [temiz sesini] ˁayyūḳa çıkarub




Kelime, blogger KuyruksuzKedi tarafından önerilmiştir. Katkısı için teşekkürlerimle,


{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​




4 Mayıs 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ACEM






Acem (1) : (Arapça) 
1. (isim, müzik) Klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam.

2. (isim) Portenin beşinci çizgisine yazılan fa notasının adı.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Acemaşiran : (isim, müzik, Arapça) Klasik Türk müziğinde kullanılan şet makamlarından biri.

"Bir gün evde neyle acemaşiran peşrevini üflemeye çalışıyordum." - Engin Kökçü

Acemborusu : (isim, bitki bilimi) Canlı kırmızı renkli çiçek açan, uzun boylu bir tür süs bitkisi (Bignonia radicams).

"Duvarlarda turuncu renkli acemborusu çiçeklerinin bulunduğu dar sokaklardan geçerek Kalamış'a doğru yürüdü." - Salim Nizam

Acembuselik : (isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça bū-selīk) Klasik Türk müziğinde acem makamı ile buselik beşlisinin birleşmesinden oluşan birleşik bir makam.

Acemkürdi : (isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça kurd + Arapça -ī) Klasik Türk müziğinde acem ile kürdi makamlarının birleşmesinden meydana gelen birleşik bir makam.

"O yıl Sadi Hoşses Bey’in acemkürdi makamındaki ‘Aşkın ile Gündüz Gece Giryan Efendim’ şarkısı çok moda idi." - Fügen Ünal Şen

~ ~ ~ ~

Acem (2) : (özel, Arapça) 
1. (isim) İran’da yaşayan Fars kökenli kimse.

2. (isim) ► İranlı.

3. (isim) İran ülkesi.

"Kanepenin üstünde Müşir Ethem Paşa’nın Acem matbaalarında basılmış müthiş bir resmi." - Ömer Seyfettin

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Acem ağzı : (isim, müzik) İran'da yaşayan Türklerin veya İran'dan Türkiye'ye gelmiş Türkmen ve Azeri toplulukların geleneksel müzik icralarında kullandıkları üslup.

"Bu sırada Acem ağzı İsfahan makamında bir gazel okuyarak Gaffar Ağa gelir." - Sadi Yaver Ataman

Acem aslanı : (isim, mecaz) Gösterişten ibaret, sahte kahraman.

Acem çapkını : (isim, mecaz) Eskiden şehirlerin etrafında gezinti yapmak için kiralanan at.

Acem gömleği : (isim) Belden büzgülü, dizlere kadar inen, kalın kumaştan, düz koyu renkli bir tür gömlek.

Acem halayı : (isim) Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da oynanan bir halk oyunu.

Acem işi : 1. (sıfat) Farslara özgü olan.

"Kutulara yerleştirilmiş kaçak çaylar, elektronik eşyalar, cep telefonları ve birkaç acem işi halı yanarken alevler giderek yükseliyordu." - Mehmet Sait Taşkıran

2. (isim) Döşemelik kumaşların üzerine renkli ipek iplikle işlenen, yer yer altın veya gümüş boncuklarla süslenmiş nakış.

Acem kılıcı : (isim) İki tarafı keskin olan kılıç.

Acem külahı : (isim) Siyah kuzu derisinden yapılan başlık.

"Adı sanı unutulduğu sıradaydı; bir gün tak tak kapı, Leman'ın evine başında Acem külahı, sırtında büzmeli yeşil bir gömlek, saçı sakalı kınalı bir herif geldi." - Refik Halit Karay

Acem lalesi : (isim, bitki bilimi) Taşkırangillerden, turuncu ve sarı çiçekler açan, yıllık ve çok yıllık türleri olan, saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi; güneştopu (Eschecholtzia californica).

Acem pilavı : (isim) İçine safran ve zencefil eklenerek yapılan, İran usulü bir pilav türü.

"Çam fıstıklarına doyunca artanı annemize veriyor, Acem pilavı ya da helva yaparsınız diye tembih ediyorduk…" - Reha Oğuz Türkkan

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁcm kökünden gelen ˁacam عَجَم “Arapça bilmez, barbar, özellikle İranlı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁacuma عَجُمَ “dilsiz idi, dil bilmez idi, Arapçası kıt idi” fiilinin faˁal veznidir.

Ek açıklama : Karş. İbranice/Aramice-Süryanice ˁagam “bağlı veya özürlü olma, bükülme, impediment” (Jastrow, Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc. 1041).
Arapçada ˁacam sözcüğü ile mübalağası aˁcam eş anlamlıdır.
Klasik Türk müziğinde bir perde adıdır.

Benzer sözcükler : acemaşiran, acemborusu, acembuselik, acemi, acemi çaylak, acemilik, acemioğlanı, acemkürdi


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

aˁcem “İranlı” [Edib Ahmed, Atebet-ül Hakayık, 1250? yılından önce]
biligligni ögdi aˁcam ham ˁarab [bilgiliyi övdü hem Acem hem Arap]

acemî “İranlı” [anon., Mukaddimetü'l-Edeb terc., 1300]
Arabīce sözledi ˁacamī [İranlı Arapça konuştu]

acemî “... tecrübesiz, toy” [Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
bir pādişāh bir ˁacemī oğlan-ıla gemiye girdi

acemî [Meninski, Thesaurus, 1680]
ˁacemī: Barbarus vir. Usit. tyro, inexpertus, imperitus, rudis.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: ​görsel, internetten alıntıdır.





1 Mayıs 2026 Cuma

BİR KELİME = AMORF





Amorf : (Fransızca) 1. (sıfat) Bir bütünü oluşturan parçalardan simetrik olmayan.

"Oğuz Atay romanlarında türe özgü kurgunun dışına çıkan fazla sayıda amorf yapı ile karşılaşılır." - İsmet Emre

2. (sıfat, fizik) ► Biçimsiz.

"Bu alanda buluntu olarak tahıl kalıntıları, amorf demir ok uçları, amorf bronz parçalar ve yanmış ahşap hatıllar ortaya çıkartıldı." - İsmail Eroğlu


* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Amorf olmak : Dengesi bozulmak, dağılmak.

"Moruk bir laf etti, ağzımı açamadım, amorf oldum." - Reşat Ekrem Koçu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca amorphe “şekilsiz” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca morphḗ μορφή “şekil” sözcüğünden a(n)+ ön ekiyle türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Cumhuriyet - gazete, 1932]
bizim gibi taazzuv etmemiş, amorf halde bulunan ve sınıf ayrılığına yabancı kalmış geri teknikli cemaatlerde





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




27 Nisan 2026 Pazartesi

BİR KELİME = DOMBAY




Dombay : (isim, ağızlardan) ► Manda.

"Özellikle camızlar yani sütünden meşhur Afyon kaymağı yapılan dombaylar bu bataklıkta gezinirlerdi hep." - Atilla Keskin

* * * * *

Kelime Kökeni :

(*) Orta Türkçe yazılı örneği bulunmayan *tom veya toŋ “şişkin, dolgun” sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir.

Ek açıklama : Tüm Kafkas dillerinde ve Tatarcada ”şişman (sıfat)” ve “su sığırı (isim)” anlamında kullanılır. Keza Azerice domba “şişkin”, dongar “höyük, Kırgızca dompoy/tompoy “şişkin”, Kazakça döŋes “şişkin, kambur”. Nihai köken Türkçe olsa da dombay biçimi Kafkas dillerinde türemiş olabilir.


(*) Orta Türkçe : 14.yy Türkçe yazı dilleri. Türkiye (Oğuz) Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Harezm/Çağatay Türkçesi olmak üzere üç lehçedir. Eski Asya Türkçesinde olmadığı halde bu üç lehçeden en az ikisinde 14.yy' da beliren sözcükler Orta Türkçe olarak işaretlendi.

***

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Türkiye Türkçesi: “sığır” [Lugat-i Halimi, 1477]
gāv [Fa.]: ṣıġır ve ṭonbay dėrler.

Türkiye Türkçesi: “hantal, iri yarı” [Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]
dombái: balordo

Türkiye Türkçesi: “manda, su sığırı” [Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ekseriya yaban atları ve yaban develeri ve sığınlara ve dombaylara salarlar.



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​