"Üstelik de Batıcı düşüncelerin, Batı etkisine en açık olan Harbiye’de odaklaştığı düşünülür ve Mustafa Kemal olayının, ordunun başat rol oynadığı bir Kurtuluş Savaşı biçiminde geliştiği hatırlanırsa bu desteğin anlamı ve önemi açıkça ortaya çıkar." - Emre Kongar
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Başat karakter : (isim, biyoloji) Bir melezde her zaman ortaya çıkan karakter.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Türkiye Türkçesi başa- “başa geçmek, önden gitmek” fiilinden Yeni Türkçe +Ut ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi baş sözcüğünden Türkiye Türkçesi +(g)A- ekiyle türetilmiştir.
Ek açıklama : Anadolu ağızlarında “sürü önderi olan koç” ve “haşarı, yaramaz” anlamında kullanılan sözcük Dil Devrimi döneminde yeni anlamla yazı diline aktarılmıştır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Yeni Türkçe: [Cumhuriyet - gazete, 1935]
'Başat tepe= Hakim tepe' deyimindeki başat kelimesi Fransızca 'dominant' karşılığıdır.
Çeyiz :(isim, Arapça) Gelin olacak kız için hazırlanan her türlü eşya; dürü, çeyiz çemen, cihaz.
"Noksansız bir çeyiz ve düğünle iyi bir eve verilen Zeynep..." - Tarık Buğra
* * * * *
Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :
Çeyiz asmak : Çeyiz sermek.
Çeyiz düzmek : Çeyiz hazırlamak.
"Kazandığını bir yana atar, kendine çeyiz düzer." - Mahmut Yesari
Çeyiz sermek : Gelinin getirdiği çeyizleri herkesin görmesi için yaymak, teşhir etmek, çeyiz asmak.
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Çeyiz alayı :(isim) Gelinin çeyizini damadın evine taşıyan alay.
"Pazartesi çeyiz alayı, salı günü gelin hamamı, çarşamba günü kına gecesi, perşembe günü yüz yazısı, cuma günü paça..." - Musahipzade Celâl
Çeyiz çemen : (isim) ► Çeyiz.
"Babaannesi gelip de hastanede bulduğunda onu, hiç de şaşmış görünmüyordu. Çeyiz çemen... Hepsi boştu bunların." - Ayla Kutlu
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça √chz kökünden gelen cahāz جَهَاز “1. donanım, 2. nikâhta kız tarafınca verilen hediyeler” sözcüğünden alıntıdır.
Ek açıklama : Karş. Farsça cahīz جهیز, cahīziyya(t) جهیزیه (aynı anlamda). Arapça aynı kelimeden alıntı olan Farsça sözcüğün Türkçe kelime ile benzerliği, kelimenin Farsçadan Türkçeye veya Türkçeden Farsçaya geçtiğini, ya da ortak kültürel haznede hem anlam hem telaffuz açısından başkalaştığını gösterir. Kelime Arapça sözlüklerde bu anlamda görülmez.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
ḳız boya degdi bu kez eyle çehīz / elin alup erine ıṣmarla tīz
[Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
çok māl ve niˁmet ve cihāz-ıla kimse anı almağa rağbet itmezdi
Mendirek :(isim, denizcilik, Rumca) Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman.
"Eğer bir an önce bu işin önüne geçilmezse mendirek bu seneki lodoslarda bir kat daha göçecek." - Nâzım Hikmet
* * * * *
Kelime Kökeni :
Orta Yunanca mandrákion μανδράκι “'ağılcık', liman ağzına inşa edilen koruma suru” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük, Eski Yunanca mándra μάνδρα “ağıl, etrafı çevrili alan” sözcüğünden +aki(on) ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Bu diyârda [Mora Y.ad.] ... karavulhâne gibi binâ olunan kullelere kastel, liman ağızlannda ve liman ortalarında binâ olunan kullelere mendirek derler.
Ekolali :(isim, ruh bilimi, Fransızca) ► (*)Yankılı konuşma.
(*) Yankılı konuşma : Başka birinin kullandığı söz veya cümleleri anlamsız olarak yankı gibi tekrarlama.
Kelime Kökeni :
Ekolali sözcüğü, Yunanca “echo” (yankı) ve “lalia” (konuşma) köklerinden türemektedir ve bir kişinin, başkasının söylediği kelime ya da cümleleri otomatik ve istemsiz biçimde yinelemesi anlamına gelir. Bu tekrarlar kimi zaman duyulan ifadenin hemen ardından, kimi zaman ise saatler ya da günler sonra ortaya çıkabilir.
Ekolali ilk duyulduğunda anlamsız bir tekrar gibi değerlendirilebilir fakat bu algı çoğu zaman yanıltıcıdır. Pek çok durumda ekolali, bireyin bir ihtiyacını bildirme ya da iletişim kurma çabasının kendine özgü bir biçimidir.
(Otizm, Tourette sendromu, afazi, Rubinstein-Taybi sendromu, gelişimsel bozukluk, şizofreni ve bazen de psikopatolojik diğer durumlarda ekolali gözlemlenir.)
"Herkes kendini forvette görmek, atacağı gollerle kahraman olmak isteğinden kimse defansta durmak istemez." - Oğuz Tektaş
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca défense “savunma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince aynı anlama gelen defensa veya defensio sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince defendere, defens- “darbeyi savuşturmak, savunmak” fiilinden türetilmiştir. Bu fiil Latince fendere, fens- “kılıçla veya silahla vurmak” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰén-i̯e- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰen- “öldürmek” kökünden türetilmiştir.
Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökünden Germence *gund- “savaş”, İngilizce gun “silah”.
Benzer sözcükler : defansif, defansör
Bu maddeyle ilintisi olanlar : ofans
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
1.(isim, müzik) Klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam.
2.(isim) Portenin beşinci çizgisine yazılan fa notasının adı.
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Acemaşiran :(isim, müzik, Arapça) Klasik Türk müziğinde kullanılan şet makamlarından biri.
"Bir gün evde neyle acemaşiran peşrevini üflemeye çalışıyordum." - Engin Kökçü
Acemborusu :(isim, bitki bilimi) Canlı kırmızı renkli çiçek açan, uzun boylu bir tür süs bitkisi (Bignonia radicams).
"Duvarlarda turuncu renkli acemborusu çiçeklerinin bulunduğu dar sokaklardan geçerek Kalamış'a doğru yürüdü." - Salim Nizam
Acembuselik :(isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça bū-selīk) Klasik Türk müziğinde acem makamı ile buselik beşlisinin birleşmesinden oluşan birleşik bir makam.
Acemkürdi :(isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça kurd + Arapça -ī) Klasik Türk müziğinde acem ile kürdi makamlarının birleşmesinden meydana gelen birleşik bir makam.
"O yıl Sadi Hoşses Bey’in acemkürdi makamındaki ‘Aşkın ile Gündüz Gece Giryan Efendim’ şarkısı çok moda idi." - Fügen Ünal Şen
~ ~ ~ ~
Acem (2) :(özel, Arapça)
1.(isim) İran’da yaşayan Fars kökenli kimse.
2. (isim) ► İranlı.
3. (isim) İran ülkesi.
"Kanepenin üstünde Müşir Ethem Paşa’nın Acem matbaalarında basılmış müthiş bir resmi." - Ömer Seyfettin
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Acem ağzı :(isim, müzik) İran'da yaşayan Türklerin veya İran'dan Türkiye'ye gelmiş Türkmen ve Azeri toplulukların geleneksel müzik icralarında kullandıkları üslup.
"Bu sırada Acem ağzı İsfahan makamında bir gazel okuyarak Gaffar Ağa gelir." - Sadi Yaver Ataman
Acem çapkını : (isim, mecaz) Eskiden şehirlerin etrafında gezinti yapmak için kiralanan at.
Acem gömleği :(isim) Belden büzgülü, dizlere kadar inen, kalın kumaştan, düz koyu renkli bir tür gömlek.
Acem halayı :(isim) Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da oynanan bir halk oyunu.
Acem işi : 1.(sıfat) Farslara özgü olan.
"Kutulara yerleştirilmiş kaçak çaylar, elektronik eşyalar, cep telefonları ve birkaç acem işi halı yanarken alevler giderek yükseliyordu." - Mehmet Sait Taşkıran
2.(isim) Döşemelik kumaşların üzerine renkli ipek iplikle işlenen, yer yer altın veya gümüş boncuklarla süslenmiş nakış.
Acem kılıcı :(isim) İki tarafı keskin olan kılıç.
Acem külahı :(isim) Siyah kuzu derisinden yapılan başlık.
"Adı sanı unutulduğu sıradaydı; bir gün tak tak kapı, Leman'ın evine başında Acem külahı, sırtında büzmeli yeşil bir gömlek, saçı sakalı kınalı bir herif geldi." - Refik Halit Karay
Acem lalesi :(isim, bitki bilimi) Taşkırangillerden, turuncu ve sarı çiçekler açan, yıllık ve çok yıllık türleri olan, saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi; güneştopu (Eschecholtzia californica).
Acem pilavı : (isim) İçine safran ve zencefil eklenerek yapılan, İran usulü bir pilav türü.
"Çam fıstıklarına doyunca artanı annemize veriyor, Acem pilavı ya da helva yaparsınız diye tembih ediyorduk…" - Reha Oğuz Türkkan
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça ˁcm kökünden gelen ˁacam عَجَم “Arapça bilmez, barbar, özellikle İranlı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁacuma عَجُمَ “dilsiz idi, dil bilmez idi, Arapçası kıt idi” fiilinin faˁal veznidir.
Ek açıklama : Karş. İbranice/Aramice-Süryanice ˁagam “bağlı veya özürlü olma, bükülme, impediment” (Jastrow, Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc. 1041).
Arapçada ˁacam sözcüğü ile mübalağası aˁcam eş anlamlıdır.
"Özellikle camızlar yani sütünden meşhur Afyon kaymağı yapılan dombaylar bu bataklıkta gezinirlerdi hep." - Atilla Keskin
* * * * *
Kelime Kökeni :
(*) Orta Türkçe yazılı örneği bulunmayan *tom veya toŋ “şişkin, dolgun” sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir.
Ek açıklama : Tüm Kafkas dillerinde ve Tatarcada ”şişman (sıfat)” ve “su sığırı (isim)” anlamında kullanılır. Keza Azerice domba “şişkin”, dongar “höyük, Kırgızca dompoy/tompoy “şişkin”, Kazakça döŋes “şişkin, kambur”. Nihai köken Türkçe olsa da dombay biçimi Kafkas dillerinde türemiş olabilir.
(*) Orta Türkçe : 14.yy Türkçe yazı dilleri. Türkiye (Oğuz) Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Harezm/Çağatay Türkçesi olmak üzere üç lehçedir. Eski Asya Türkçesinde olmadığı halde bu üç lehçeden en az ikisinde 14.yy' da beliren sözcükler Orta Türkçe olarak işaretlendi.
***
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Türkiye Türkçesi: “sığır” [Lugat-i Halimi, 1477]
gāv [Fa.]: ṣıġır ve ṭonbay dėrler.
Türkiye Türkçesi: “hantal, iri yarı” [Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]
dombái: balordo
Türkiye Türkçesi: “manda, su sığırı” [Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ekseriya yaban atları ve yaban develeri ve sığınlara ve dombaylara salarlar.
Usturmaça : (isim, denizcilik, İtalyanca) Her tür deniz aracının rıhtım, iskele gibi yerlere yanaşmaları sırasında olabilecek çarpmaları önlemek için bordoya sarkıtılan halat, ağaç, lastik, plastik gibi esnek malzemeden yapılmış, içi doldurulmuş veya şişirilmiş, sabit veya taşınabilir yastık.
"Ankara yolcu gemisinin efsanevi süvarisi Şefik Kaptan ... mürettebata emirler yağdırıyor, gemisinde ne kadar usturmaça varsa iskele ile gemi arasına koydurtmaya çalışıyor..." - Atilla Kıyat
* * * * *
Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :
Usturmaça atmak : Usturmaçayı bordadan rıhtım düzeyinin yeteri kadar altına sallandırıp bağlamak.
* * * * *
Kelime Kökeni :
İtalyanca stramazzo “deniz taşıtlarında çarpma yastığı” sözcüğünden alıntıdır. (Kaynak: Kahane & Tietze, The Lingua Franca in the Levant §632) Bu sözcük İtalyanca strame “saman dolgulu şilte, hayvan yatağı” sözcüğünden türetilmiştir. İtalyanca sözcük Latince stramen “yaygı, şilte” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Latince sternere “yaymak, sermek” fiilinden +men ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[J.W. Redhouse, Turkish and English Lexicon, 1890]
"Ali de onlar kadar sevinçliydi ya, içini bir ikircik kurdu kemiriyordu." - Yaşar Kemal
2.(isim, ağızlardan) ► Kararsızlık.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Eski Türkçe ékirçgü “ikilik, tereddüt” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Proto-Türkçe yazılı örneği bulunmayan *ékirçe- fiilinden Eski Türkçe +gU ekiyle türetilmiştir. (*) Proto-Türkçe fiil, Proto-Türkçe yazılı örneği bulunmayan *ékkiŕ “ikiz” sözcüğünden türetilmiştir.
(*) Proto Türkçe : Eski Asya Türkçesi ile Eski Batı Türkçesinin atası olduğu varsayılan teorik dil, Öntürkçe (Milat dolayı)
Ek açıklama :
Türkiye Türkçesi halk ağızlarında görülen bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde yazı diline aktarıldı.
Benzer sözcükler : ikircikli, ikircim
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Eski Türkçe: ikirçgü [Türkische Turfantexte 1-9, 900 yılından önce]
Abandone :(Fransızca)1.(isim, denizcilik) Geminin suya gömülmesi.
2. (isim, spor) Boks sporunda dövüşemeyecek duruma gelen boksörün karşılaşmayı yarıda bırakması.
3. (isim, spor) Otomobil yarışı vb. spor dallarında herhangi bir sebeple yarış dışı kalma.
4.(isim, mecaz) Herhangi bir olay karşısında çaresiz duruma düşme, ne yapacağını bilememe.
* * * * *
Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :
Abandone etmek :1. (spor) Dövüşemeyecek duruma getirmek, sersemletmek.
2.(mecaz) İçinden çıkılamaz, çaresiz duruma düşürmek.
Abandone olmak : 1.(spor) Dövüşemeyecek duruma gelmek, sersemlemek.
"Beni bu şekilde yakalamasından çekiniyordum ve abandone olmuş bir boksör gibi köşeye çekiliyordum hemen." - Özcan Tekdemir
2. (mecaz) İçinden çıkılamaz, çaresiz duruma düşmek, ne yapacağını bilememek.
3.(spor) Otomobil yarışı vb. spor dallarında herhangi bir sebeple yarış dışı kalmak.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca s'abandonner “(yargıya) boyun eğmek, vazgeçmek, pes etmek” fiilinden alıntıdır. Bu fiil Fransızca abandonner “yargılamak, yasaklamak” deyiminden türetilmiştir. Fransızca deyim, Eski Fransızca ban veya bandon “yargı, yasak” sözcüğünden türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
“boksta oyunu terketme” [Spor Alemi (dergi), 1920]
Altıncı devre bir dakika istirahatten sonra tekrar başlanıyor fakat artık Karpantiye abandone etti.
"Sahiden büyük bir isteksizlikle kaçırdığı kolpoları seyrediyordum." - Orhan Seyfi Orhon
2. (isim) Uygun durum, fırsat.
3.(isim, argo) ► Dalavere.
"Böyle bir kolpoya başlayacak olursam sonuna kadar öylece devam etmek lazımdı." - Refî Cevad Ulunay
* * * * *
Deyim, Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :
Kolpo çekmek (veya yapmak) : İsteka ile bilardo topuna vurmak.
"Güç kolpoları çekerken artık ıslık çalmıyor, isteka tebeşirini ikide bir cebine koymuyor." - Orhan Seyfi Orhon
"Ara sıra beni şaşırtacak kadar mükemmel fantezi kolpolar yapıyordu." - Orhan Seyfi Orhon
Kolpo çevirmek : (argo) Kumpas kurmak.
"Şarika, istediği kadar sırnaşsın, Reyhan dilediği kadar plan kursun, kolpo çevirsin." - Mahmut Yesari
Kolpoya düşmek (veya gelmek) : Oyuna gelmek, tuzağa düşmek.
"Biz vakti zamanında ne tehlikeler atlattık. Kolpoya düşecek değiliz." - Metin Savaş
* * * * *
Kelime Kökeni :
İtalyanca colpo “darbe, çalım, özellikle bilardo darbesi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince colaphus “darbe” sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen kólaphos κόλαφος sözcüğünden alıntıdır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
kolpo “bilardo vuruşu” [Ahmed Mithat, çeşitli yazıları, 1900 yılından önce]
bilardoda ustalık, hesap ve tahmin ederek çekilen kolpoların
Abaküs : (İngilizce)1.(isim, matematik) ► Sayı boncuğu.
"Kahraman vatanseverlerimiz sayılamayacak kadar çok olmakla birlikte, iktisadi vatanseverlerimiz abaküsün boncuk sayısını geçmez." - Türkân Yeşilyurt
2. (isim, mimarlık) Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok; (*) abak (I).
* * * * *
Kelime Kökeni :
Latince abacus “1. her türlü masa, pano, tabla, 2. hesap tahtası” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca ábaks, abak- άβαξ “tabla, masa, oyun veya hesap tablası” sözcüğünden alıntıdır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
abaküs: Ameliyât-ı hesâbiyeyi kolaylıkla icra edebilmek için milel-i kadîme tarafından ihtira edilmiş bir alettir ki el-yevm bilardo salonlarında bulunur.
(*) Abak :(isim) Eski Türklerde ölmüş kimselerin heykel vb. suretleri.
İkrar :(Arapça)1.(isim, eskimiş) Saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme.
2.(isim, eskimiş) ► Bildirme.
3.(isim, eskimiş) Kabul etme.
"Sükût ikrardan gelir."
* * * * *
Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :
İkrardan dönmek : Verdiği sözden caymak.
İkrar etmek :1. Açıkça söylemek.
2. Kabul etmek.
İkrar vermek : Söz vermek.
"İkrar verdi cahil gönlüm inandı / Seherin yelleri esti gelmedi" - Karacaoğlan
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça ḳrr kökünden gelen iḳrār إقرار “evet deme, onaylama” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳarra قَرَّ “durdu, yerleşti, karar kıldı” fiilinin ifˁāl vezninde IV. mastarıdır.
Bu kelimeyle ilintili olanlar : karar
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Codex Cumanicus, 1303]
confessio - Fa: atref - Tr: ykrar iḫrar berdi [ikrar verdi]
Farsça ve Orta Farsça şād شاد “huzurlu, dingin, mutlu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Farsça aynı anlama gelen şiyāta- sözcüğünden evrilmiştir. Eski Farsça sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen yazılı örneği bulunmayan *kʷi̯ē-to-s biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *kʷi̯eh₁- (*kʷi̯ē-) “dinmek, dinlenmek, istirahat etmek” kökünden türetilmiştir.
Benzer sözcükler : şadan, şaduman
Bu kelimeyle ilintili olanlar : aşiyan, dilşad, şadırvan
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
"Bilhassa tevazusu ile herkesin hürmet ve muhabbetini kazanmıştı." - Necip Fazıl Kısakürek
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça wḍˁ kökünden gelen tawāḍuˁ تَوَاضُع “alçak gönüllülük” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça waḍaˁa وَضَعَ “koydu, indirdi” fiilinin tafāˁul vezninde VI. mastarıdır.
Bu kelimeyle ilişkili olanlar : mütevazı.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Edib Ahmed, Atebet-ül Hakayık, 1250 yılından önce]
"Kurulda Namık Kemal ve Ziya Bey (Paşa) gibi önde gelen entelektüeller ve siyaset yazarları da vardı." - Y. Hakan Erdem
2.(sıfat) Fikir sorunlarıyla ilgili.
"Entelektüel bir çalışma."
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca intellectuel “1. akla ilişkin (sıfat), 2. aydın, kültürlü kişi (isim)” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince intellectūs “akıl, anlayış” sözcüğünden +al° ekiyle türetilmiştir. Latince sözcük Latince intelligere “anlamak, idrak etmek, ayırt etmek” fiilinin +()t° ekiyle geçmiş zaman fiil sıfatıdır. Bu fiil Latince inter “iki şeyin arası (edat)” ve Latince legere, lect- “seçmek, ayırmak” fiillerinin bileşiğidir.
Benzer sözcükler : entelektüalite, entelektüalize, entelektüalizm.
Bu kelimeyle ilintisi olanlar : entel, entelijans, (*) entelijensiya.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
(sıfat) [Cumhuriyet - gazete, 1933]
O halde kadın, daha az iyi yapacağı bir vazifeden ziyade entellektüel bir sahada çalışamaz mı?
~ ~ ~
(*) Aydın : Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse)
(*) Entelijensiya : Batı dillerine “aydınlar sınıfı” anlamında Rusçada yaygın olan kullanımdan alınmıştır.
Arife :(Arapça)1.(isim) Belirli bir günün, olayın bir önceki günü veya ona yakın günler; ön gün.
"Bazı ramazan ve bayram arifelerinde teyzelerim beni Eyüp'teki aile mezarlığına götürürlerdi." - Reşat Nuri Güntekin
2.(isim) ► Arife günü.
* * * * *
Deyim, Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :
Arifeyi gösterip bayramı göstermemek : Bir işi sonuna kadar başarılı götürüp sonunda olumlu sonuca ulaşamamak.
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Arife günü :(isim) Dinî bayramlardan önceki gün; arife.
"... bakacak yeri olmayanlar arife günü kurbanlıklarını almayı tercih ederlerdi."
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça ˁrf kökünden gelen ˁarafa(t) عرفة “Zilhicce ayının dokuzu, Kurban bayramından önceki gün” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice-Süryanice ve İbranice ˁrb kökünden gelen ˁereb עֶרֶב “akşam, gün batımı, özellikle Şabattan önceki Cuma günü ve o akşam yapılan ibadet” sözcüğü ile eş kökenlidir. Aramice-Süryanice ve İbranice sözcük İbranice ˁārav עָרַב “(güneş) batma, akşam olma, gecikme” sözcüğünden türetilmiştir. (Kaynak: Jastrow, Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc., Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc. 1110-1111) Bu sözcük Akatça ˁerēbu “gün batımı, batı” sözcüğü ile eş kökenlidir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya terc., 1310]
ol kün penç-şenbe küni erdi [perşembe günü idi] ˁarifa küni, yarındası ḳurbān küni
[TDK, Türkçe Sözlük, 1. Baskı, 1945]
arife: Öngün, bir önceki gün.
🍬 Herkese sevdikleriyle birlikte, ağız tadıyla geçireceği çok güzel bir bayram dilerim. 🍬
"Her memleket başkalarının yeniliklerini taklit ile başladığı intizama kendisinin eskiliklerini tahkik ile nihayet verir." - Ahmet Hikmet Müftüoğlu
2. (isim) Düzen, çekidüzen.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça nẓm kökünden gelen intiẓām اِنتظام “düzenlenme, düzenlilik” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça naẓama نَظَمَ “dizdi” fiilinin iftiˁāl vezninde VIII. mastarıdır.
Benzer sözcükler : intizamlı, intizamsız
İlişkili olan kelimeler : muntazam
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
"Kovalıyorlarmış, kaçmış, saklanmak için saraya iltica etmek istemiş." - Aka Gündüz
* * * * *
Birleşik Kelime şeklinde kullanımı :
İltica hakkı :(isim, hukuk) ► Sığınma hakkı.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça lcˀ kökünden gelen ilticāˀ اِلتجاء “sığınma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça lacaˀa لَجَأَ “sığındı” fiilinin iftiˁāl vezninde VIII. masdarıdır.
Benzer sözcükler : ilticacı
Kelime ile alakalı sözcük : mülteci
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
İltizam :(Arapça)1.(isim, eskimiş) Birinin veya bir şeyin tarafını tutma.
2.(isim, eskimiş) Gerekli bulma.
3.(isim, eskimiş) ► (*) Kesenek.
* * * * *
Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :
İltizam etmek : Keseneğe almak.
(*) Kesenek : Görevlilerin aylıklarından her ay belli oranda kesilip bir sosyal güvenlik kurumuna yatırılan para, fabrika, çiftlik vb. gelir kaynaklarının gelirini satın alma işi.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça lzm kökünden gelen iltizām اِلتزام “1. sarılma, sarmaşma, 2. bir işi üstlenme, 3. mantıken zorunlu olma, gerekme” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça lazima لزم “sarıldı, ilişik idi, gerekti” fiilinin iftiˁāl vezninde VIII. masdarıdır.
(Aynı kökten gelen kelime lüzum)
Benzer sözcükler : iltizami
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :