Fransızca décadent “1. yoz, sefih, 2. bohem” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince decadens sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Geç Latince decadere “bozulmak, geri düşmek, yozlaşmak” fiilinden +ent ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Latince cadere, cas- “düşmek” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Konsolide borç :(isim, ekonomi) Kısa vadeli olarak planlanıp daha sonra orta veya uzun vadeli duruma çevrilen borç.
Konsolide bütçe :(isim, ekonomi) Destekli bütçe.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca consolider, consolidé “sağlamlamak, borcu kefalete bağlamak; kefilli borç, kefilli borç senedi” fiilinden alıntıdır. Bu fiil Latince aynı anlama gelen solidare fiilinden con+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Latince solidus “1. bütün, tam, sağlam, 2. kefilli” sözcüğünün isimden türetilmiş fiilidir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Terakki - gazete, 1869]
Havyar Hanının konsolide kumarcuları tarafından ihtira olunmuş bir şey
Türevler, bileşikler, deyimler :
konsolit [İbrahim Alaettin [Gövsa], Yeni Türk Lugatı, 1930]
Balen :(isim, İtalyanca) Dik ve düzgün durması için gömlek yakası, sütyen ve korse gibi giyeceklerde kullanılan, eskiden balina çubuğundan, şimdi ise plastik veya metalden yapılmış, esnek, yassı, dar, uzun çubuk; balena, balina.
* * * * *
Kelime Kökeni :
İtalyanca balena veya Fransızca baleine “denizde yaşayan büyük memeli” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen balaena sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen phállaina φάλλαινα sözcüğü ile eş kökenlidir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰl̥-nó-s biçiminden türetilmiştir. (Kaynak: Julius Pokorny, Indogermanisches etymologisches Wörterbuch 120) Bu biçim Hintavrupa Anadili tanıksız veya yeniden kurulmuş *bʰel-¹ “şişmek, kabarmak” kökünden türetilmiştir.
İngilizce sandwich “ekmek arası” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük John Montagu, 4th Earl of Sandwich “kumar masasından kalkmadan karnını doyurmasıyla ün kazanan bir İngiliz asılzadesi (1718-1792)” özel isminden türetilmiştir.
Ek açıklama : İngilizce sözcük en erken tarihçi Gibbon’ın 1762 tarihli bir günce kaydında tespit edilmiştir. Sandwich kasabasının adı eski Anglosaksonca “kumköy” anlamına gelir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Cumhuriyet - gazete, 1929]
çok geçmeden tepsi tepsi et suları, sanduviçler geldi
2.(isim) Yağmurdan, güneşten korunmak için binaların kapı önlerine veya geçitlerin girişlerine yapılan, arkası duvara verilen, yerle temassız olabileceği gibi sütun, parmaklık vb. ögelerle desteklenebilen çatı.
"Odalarımıza gitmek üzere sundurmadan sofaya geçmeye hazırlandığımız sırada bir haberle karşılaştık." - Reşat Nuri Güntekin
3.(isim, ağızlardan) Evlerin önündeki taşlık.
"Hanın sundurmasına çıktığım zaman yemiş dolu tabaklar dizilmiş masa hazırdı." - Refik Halit Karay
* * * * *
Kelime Kökeni :
Türkiye Türkçesi sundur- “uzatmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +mA ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi sun- “uzanmak” fiilinden Türkiye Türkçesi +tUr- ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Türkiye Türkçesi “çatı uzantısı, kapı üstü saçağı” [Lugat-i Ni'metullah, 1541]
ḳābūr [Fa.]: sundurma ki ev önünde olur.
[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ˁilm-i hendese üzre ḫaşebden bir gūne sundurma saçak etmiş [geometri ilmi kullanarak ahşaptan bir çeşit sundurma saçak yapmış]
"Tiyatronun ışıl ışıl fuayesinde içeri doğru yürürken babam koluna girmemi istemişti." - Adalet Ağaoğlu
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca foyer “1. ocak, odak, 2. tiyatroda sigara içme salonu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince focarium “ocaklık, ocak” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Latince focus “ocak, ateş” sözcüğünden +ari° ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Ahmed Rasim, çeşitli yazıları, 1892]
haşarılığı tiyatroda edecek olanlar ya kulislere baş vururlar ya fuayelere.
Karantina :(İtalyanca)1.(isim, tıp) Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi.
"Bandırma'ya ulaştıklarında onları tatsız bir sürpriz bekliyordu, şehirde kolera nedeniyle karantina vardı." - Cahit Uçuk
2.(isim) Eskiden hastanelerde, yatacak hastaların kayıt ve kabul edildikleri yer.
3.(isim, mecaz) Kontrolden geçirme.
"Tehlikeli bulduğumuz her sözü açığa vurmak için bir karantina devrine tabi tutarız." - Abdülhak Şinasi Hisar
* * * * *
Kelime Kökeni :
Venedikçe cuarantína “Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Venedikçe cuaranta “kırk” sözcüğünden +in° ekiyle türetilmiştir. Venedikçe sözcük Latince aynı anlama gelen quadraginta sözcüğünden alıntıdır.
(Bu kelime Fransızca kökenli kare kelimesi ile ilintilidir.)
Ek açıklama : Karş. İtalyanca quarantena (aynı anlamda). Türkçe telaffuz Venedikçeden alınmıştır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Paris Sefaretnamesi, 1721]
Bu eyyām-ı müfarekāta Nazarto'da [Lazaretto'da] karantina taˁbīr iderler.
Kadim :(sıfat, Arapça) Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan; bayrı.
"İki hanım arkadaş rastlaşıyorlar, birbirinden saklısı gizlisi olmayan iki kadim arkadaş." - Aydın Boysan
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Kadim dost :(isim) Eski dost.
Kârıkadim :(isim, Farsça kâr + Arapça kadim) Eski model.
"Büyük sofadaki iki adet kârıkadim boy saati vakit vakit şakrak seslerle harharalı öterdi." - Selim İleri
Kelam-ı Kadim :(isim, özel, din bilimi, Arapça) ► Kur'an.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça √ḳdm kökünden gelen ḳadīm قديم “önce olan, önceki, eski” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳadama قَدَمَ “önden gitti, önce idi” fiilinin faˁīl vezninde sıfatıdır.
Bu kelimeyle ilintili olanlar : akdem, ikdam, kadem (kademe), kadmiyum, kıdem, kudüm, takaddüm, takdim (mukaddem, mukaddime)
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Flora :(Latince)1. (isim, bitki bilimi) Bir ülke, bir bölge veya belirli bir yöredeki bitki türlerinin tümü; bitey.
2.(isim) Bu bitki türlerinin adını ve tanımlarını veren, şekillerini gösteren kitap.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Yeni Latince flora “bitkiler alemi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Flora “Roma mitolojisinde çiçekler tanrıçası” özel isminden türetilmiştir. Bu özel isim Latince flōs, flōr- “çiçek” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰlō-s biçiminden evrilmiştir. Hintavrupa Anadilinde biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *bʰleh₃- (*bʰlō-) “kabarmak, tomurcuklanmak, çiçek açmak” kökünden türetilmiştir.
Bu kelimeyle ilintili olanlar ; flöre, flört, passiflora
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
“bir yerde yetişen bitkilerin tümü” [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
Ankara Ve Civarı Mecmuaî Nebatiyesi (Florası)
Türevler, bileşikler, deyimler
floral: [Hakimiyet-i Milliye - gazete, 1933]
küçük, büyük hücreli tavan tezyinlerinde style floral hakimdir.
"Boşa kostaklanma kostak değilsin karam" - Halk türküsü
2.(sıfat, ağızlardan) Yiğit, kabadayı, yürekli.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Farsça gustāχ گستاخ “küstah, mağrur” sözcüğünden alıntı olabilir; ancak bu kesin değildir.
Ek açıklama : Anadolu ağızlarında koska ve kostul “havalı, çalımlı” ve kossak “çiftleşme zamanı gelmiş koyun” sözlerinin bu sözcükle ilgili olup olmadığı belli değildir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Yukardaki açıklamalar yeterli gelmediği için, https://aksozluk.org sayfasında aşağıdaki açıklamaya ulaştım. Bir başka sayfada ise kelimenin kökeninin belirsiz olduğu yazıyordu. TDK Sözlükte de yukardaki açıklamada gördüğünüz üzre kelime kökenine dair herhangi bir detay yoktu.
"Saygı kurallarına uymayan nezaketsiz, cüretkâr, küstah ve kibirli davranan gösterişli kimselerdir. Farsça gustāḥ (=kibirli, nezaketsiz, cüretkâr) sözünden dönüşmüştür. Pehlevice wistāḥ (=kendine güvenen, cesur) kelimesiyle bağlantılıdır. Pehleviceden Ermeniceye de intikal ederek vstaḥ (=yılmaz, cesur) diye telaffuz edilmiş. Bu sözlerin temelinde yaklaşık karşılıklarda kullanılmış olan Avestaca vistāka sözü bulunmaktadır. Zamanla küstah sözü kullanılmakla birlikte, bunun farklı biçimleri de telaffuz edilmiş. Bu açıdan küstah, kustah, kostah, kostak şekilleri yerel ağızlarda görülüyor. Niğde yöresinden derlenen bir oyun havasında “kostak yörü yörü” diye nakarat yapılıyor."
Kleptomani :(isim, tıp, Fransızca) Gerçekte gerek duyulmayan maddeleri çalma dürtüsü.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca klepto+ “hırsızlık [bileşiklerde]” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca kléptēs κλέπτης “hırsız” sözcüğünden türetilmiştir. Eski Yunanca sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *klep- “çalmak” biçiminden evrilmiştir. Fransızca manie “delilik, cinnet” sözcüğünden alıntıdır.
Benzer sözcükler : kleptokrat, kleptoman.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
kleptomani [Ali Seydi, Yeni Türkçe Lugat, Resimli, 1929]
Kleptomani = Hırsızlık iptilâsı, hırsızlık.
kleptoman [Cumhuriyet - gazete, 1930]
mahir bir hareketle makada yanaştı ve 'kleptoman' ızdırabile adeta gayrimeş'ur bir maharetle zarfı aldı.
"Üstelik de Batıcı düşüncelerin, Batı etkisine en açık olan Harbiye’de odaklaştığı düşünülür ve Mustafa Kemal olayının, ordunun başat rol oynadığı bir Kurtuluş Savaşı biçiminde geliştiği hatırlanırsa bu desteğin anlamı ve önemi açıkça ortaya çıkar." - Emre Kongar
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Başat karakter : (isim, biyoloji) Bir melezde her zaman ortaya çıkan karakter.
* * * * *
Kelime Kökeni :
Türkiye Türkçesi başa- “başa geçmek, önden gitmek” fiilinden Yeni Türkçe +Ut ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Türkiye Türkçesi baş sözcüğünden Türkiye Türkçesi +(g)A- ekiyle türetilmiştir.
Ek açıklama : Anadolu ağızlarında “sürü önderi olan koç” ve “haşarı, yaramaz” anlamında kullanılan sözcük Dil Devrimi döneminde yeni anlamla yazı diline aktarılmıştır.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Yeni Türkçe: [Cumhuriyet - gazete, 1935]
'Başat tepe= Hakim tepe' deyimindeki başat kelimesi Fransızca 'dominant' karşılığıdır.
Çeyiz :(isim, Arapça) Gelin olacak kız için hazırlanan her türlü eşya; dürü, çeyiz çemen, cihaz.
"Noksansız bir çeyiz ve düğünle iyi bir eve verilen Zeynep..." - Tarık Buğra
* * * * *
Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :
Çeyiz asmak : Çeyiz sermek.
Çeyiz düzmek : Çeyiz hazırlamak.
"Kazandığını bir yana atar, kendine çeyiz düzer." - Mahmut Yesari
Çeyiz sermek : Gelinin getirdiği çeyizleri herkesin görmesi için yaymak, teşhir etmek, çeyiz asmak.
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Çeyiz alayı :(isim) Gelinin çeyizini damadın evine taşıyan alay.
"Pazartesi çeyiz alayı, salı günü gelin hamamı, çarşamba günü kına gecesi, perşembe günü yüz yazısı, cuma günü paça..." - Musahipzade Celâl
Çeyiz çemen : (isim) ► Çeyiz.
"Babaannesi gelip de hastanede bulduğunda onu, hiç de şaşmış görünmüyordu. Çeyiz çemen... Hepsi boştu bunların." - Ayla Kutlu
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça √chz kökünden gelen cahāz جَهَاز “1. donanım, 2. nikâhta kız tarafınca verilen hediyeler” sözcüğünden alıntıdır.
Ek açıklama : Karş. Farsça cahīz جهیز, cahīziyya(t) جهیزیه (aynı anlamda). Arapça aynı kelimeden alıntı olan Farsça sözcüğün Türkçe kelime ile benzerliği, kelimenin Farsçadan Türkçeye veya Türkçeden Farsçaya geçtiğini, ya da ortak kültürel haznede hem anlam hem telaffuz açısından başkalaştığını gösterir. Kelime Arapça sözlüklerde bu anlamda görülmez.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
ḳız boya degdi bu kez eyle çehīz / elin alup erine ıṣmarla tīz
[Ahmed b. Kadı-i Manyas, Gülistan terc., 1429]
çok māl ve niˁmet ve cihāz-ıla kimse anı almağa rağbet itmezdi
Mendirek :(isim, denizcilik, Rumca) Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman.
"Eğer bir an önce bu işin önüne geçilmezse mendirek bu seneki lodoslarda bir kat daha göçecek." - Nâzım Hikmet
* * * * *
Kelime Kökeni :
Orta Yunanca mandrákion μανδράκι “'ağılcık', liman ağzına inşa edilen koruma suru” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük, Eski Yunanca mándra μάνδρα “ağıl, etrafı çevrili alan” sözcüğünden +aki(on) ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Bu diyârda [Mora Y.ad.] ... karavulhâne gibi binâ olunan kullelere kastel, liman ağızlannda ve liman ortalarında binâ olunan kullelere mendirek derler.
Ekolali :(isim, ruh bilimi, Fransızca) ► (*)Yankılı konuşma.
(*) Yankılı konuşma : Başka birinin kullandığı söz veya cümleleri anlamsız olarak yankı gibi tekrarlama.
Kelime Kökeni :
Ekolali sözcüğü, Yunanca “echo” (yankı) ve “lalia” (konuşma) köklerinden türemektedir ve bir kişinin, başkasının söylediği kelime ya da cümleleri otomatik ve istemsiz biçimde yinelemesi anlamına gelir. Bu tekrarlar kimi zaman duyulan ifadenin hemen ardından, kimi zaman ise saatler ya da günler sonra ortaya çıkabilir.
Ekolali ilk duyulduğunda anlamsız bir tekrar gibi değerlendirilebilir fakat bu algı çoğu zaman yanıltıcıdır. Pek çok durumda ekolali, bireyin bir ihtiyacını bildirme ya da iletişim kurma çabasının kendine özgü bir biçimidir.
(Otizm, Tourette sendromu, afazi, Rubinstein-Taybi sendromu, gelişimsel bozukluk, şizofreni ve bazen de psikopatolojik diğer durumlarda ekolali gözlemlenir.)
"Herkes kendini forvette görmek, atacağı gollerle kahraman olmak isteğinden kimse defansta durmak istemez." - Oğuz Tektaş
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca défense “savunma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince aynı anlama gelen defensa veya defensio sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince defendere, defens- “darbeyi savuşturmak, savunmak” fiilinden türetilmiştir. Bu fiil Latince fendere, fens- “kılıçla veya silahla vurmak” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰén-i̯e- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰen- “öldürmek” kökünden türetilmiştir.
Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökünden Germence *gund- “savaş”, İngilizce gun “silah”.
Benzer sözcükler : defansif, defansör
Bu maddeyle ilintisi olanlar : ofans
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
1.(isim, müzik) Klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam.
2.(isim) Portenin beşinci çizgisine yazılan fa notasının adı.
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Acemaşiran :(isim, müzik, Arapça) Klasik Türk müziğinde kullanılan şet makamlarından biri.
"Bir gün evde neyle acemaşiran peşrevini üflemeye çalışıyordum." - Engin Kökçü
Acemborusu :(isim, bitki bilimi) Canlı kırmızı renkli çiçek açan, uzun boylu bir tür süs bitkisi (Bignonia radicams).
"Duvarlarda turuncu renkli acemborusu çiçeklerinin bulunduğu dar sokaklardan geçerek Kalamış'a doğru yürüdü." - Salim Nizam
Acembuselik :(isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça bū-selīk) Klasik Türk müziğinde acem makamı ile buselik beşlisinin birleşmesinden oluşan birleşik bir makam.
Acemkürdi :(isim, müzik, Arapça ʿacem + Farsça kurd + Arapça -ī) Klasik Türk müziğinde acem ile kürdi makamlarının birleşmesinden meydana gelen birleşik bir makam.
"O yıl Sadi Hoşses Bey’in acemkürdi makamındaki ‘Aşkın ile Gündüz Gece Giryan Efendim’ şarkısı çok moda idi." - Fügen Ünal Şen
~ ~ ~ ~
Acem (2) :(özel, Arapça)
1.(isim) İran’da yaşayan Fars kökenli kimse.
2. (isim) ► İranlı.
3. (isim) İran ülkesi.
"Kanepenin üstünde Müşir Ethem Paşa’nın Acem matbaalarında basılmış müthiş bir resmi." - Ömer Seyfettin
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Acem ağzı :(isim, müzik) İran'da yaşayan Türklerin veya İran'dan Türkiye'ye gelmiş Türkmen ve Azeri toplulukların geleneksel müzik icralarında kullandıkları üslup.
"Bu sırada Acem ağzı İsfahan makamında bir gazel okuyarak Gaffar Ağa gelir." - Sadi Yaver Ataman
Acem çapkını : (isim, mecaz) Eskiden şehirlerin etrafında gezinti yapmak için kiralanan at.
Acem gömleği :(isim) Belden büzgülü, dizlere kadar inen, kalın kumaştan, düz koyu renkli bir tür gömlek.
Acem halayı :(isim) Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da oynanan bir halk oyunu.
Acem işi : 1.(sıfat) Farslara özgü olan.
"Kutulara yerleştirilmiş kaçak çaylar, elektronik eşyalar, cep telefonları ve birkaç acem işi halı yanarken alevler giderek yükseliyordu." - Mehmet Sait Taşkıran
2.(isim) Döşemelik kumaşların üzerine renkli ipek iplikle işlenen, yer yer altın veya gümüş boncuklarla süslenmiş nakış.
Acem kılıcı :(isim) İki tarafı keskin olan kılıç.
Acem külahı :(isim) Siyah kuzu derisinden yapılan başlık.
"Adı sanı unutulduğu sıradaydı; bir gün tak tak kapı, Leman'ın evine başında Acem külahı, sırtında büzmeli yeşil bir gömlek, saçı sakalı kınalı bir herif geldi." - Refik Halit Karay
Acem lalesi :(isim, bitki bilimi) Taşkırangillerden, turuncu ve sarı çiçekler açan, yıllık ve çok yıllık türleri olan, saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi; güneştopu (Eschecholtzia californica).
Acem pilavı : (isim) İçine safran ve zencefil eklenerek yapılan, İran usulü bir pilav türü.
"Çam fıstıklarına doyunca artanı annemize veriyor, Acem pilavı ya da helva yaparsınız diye tembih ediyorduk…" - Reha Oğuz Türkkan
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça ˁcm kökünden gelen ˁacam عَجَم “Arapça bilmez, barbar, özellikle İranlı” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁacuma عَجُمَ “dilsiz idi, dil bilmez idi, Arapçası kıt idi” fiilinin faˁal veznidir.
Ek açıklama : Karş. İbranice/Aramice-Süryanice ˁagam “bağlı veya özürlü olma, bükülme, impediment” (Jastrow, Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc. 1041).
Arapçada ˁacam sözcüğü ile mübalağası aˁcam eş anlamlıdır.
"Özellikle camızlar yani sütünden meşhur Afyon kaymağı yapılan dombaylar bu bataklıkta gezinirlerdi hep." - Atilla Keskin
* * * * *
Kelime Kökeni :
(*) Orta Türkçe yazılı örneği bulunmayan *tom veya toŋ “şişkin, dolgun” sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir.
Ek açıklama : Tüm Kafkas dillerinde ve Tatarcada ”şişman (sıfat)” ve “su sığırı (isim)” anlamında kullanılır. Keza Azerice domba “şişkin”, dongar “höyük, Kırgızca dompoy/tompoy “şişkin”, Kazakça döŋes “şişkin, kambur”. Nihai köken Türkçe olsa da dombay biçimi Kafkas dillerinde türemiş olabilir.
(*) Orta Türkçe : 14.yy Türkçe yazı dilleri. Türkiye (Oğuz) Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Harezm/Çağatay Türkçesi olmak üzere üç lehçedir. Eski Asya Türkçesinde olmadığı halde bu üç lehçeden en az ikisinde 14.yy' da beliren sözcükler Orta Türkçe olarak işaretlendi.
***
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Türkiye Türkçesi: “sığır” [Lugat-i Halimi, 1477]
gāv [Fa.]: ṣıġır ve ṭonbay dėrler.
Türkiye Türkçesi: “hantal, iri yarı” [Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]
dombái: balordo
Türkiye Türkçesi: “manda, su sığırı” [Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ekseriya yaban atları ve yaban develeri ve sığınlara ve dombaylara salarlar.