2 Temmuz 2011 Cumartesi

g/astronomi (3)




****************





“Off ! of of of !!!..” diye bağırdı. Penceresi yemyeşil bahçeye bakan odada çalışma masasında, elinde parmaklarının arasında sıkıştırdığı kalemle öfkeden titriyordu. Odanın kapısından telaşla içeri karısı girdi.

“Canım n’ oldu?”

“Olmuyor Ayla, yazamıyorum !” dedi öfkeyle. 

Ayla fonda çalan müziği kapattı ve hemen sıcak, şefkatli elleriyle ona sarıldı. Parmaklarından sanki onun bedenine sakinlik zerkediyordu.

“Bu tıkanıklığı kaç kez yaşadık bitanem... dert edecek birşey yok eminim. Çok üstüne düştün bu hikayenin, bence çıkalım deniz kenarına gidelim biraz. Sana iyi geliyor daima. Ne dersin? Hem bir kaç sandviç de hazırlarım, sevdiğin limonatayı da termosa koyduk mu, tamam” diyerek soran gözlerle ona bakarken, bir yandan elleriyle omuzlarını ovuyor, sırtını kaşımakla okşamak arası bir dokunuşu da sürdürüyordu. Sakinleşmişti, ağzından biraz önce fırtınalar çıkan adam değil, minik bir çocuk vardı şimdi.  

“Tamam” dedi. Ayla sevinerek, “Peki, sen giyin ama şapkanı da mutlaka al, ben de hazırlanıyorum” dedi ve koşturarak mutfağa yollandı.







(devam edecek)





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




 (not: fotoğraf Google görsellerden alıntıdır
 Virginia Woolf' un çalışma odası- 
fotoğrafı çeken:Eamonn McCabe )


28 Haziran 2011 Salı

g/astronomi (2)






*****************



Ertesi sabah erkenden kalktı ve bir gün önceden yeğeni için hazırladığı limonlu kurabiyeleri de, sırt çantasına koydu ve arabaya atlayıp, kızkardeşinin evinden yeğenini aldı, okula gittiler.

Okul bahçesinde aileler ve çocuklar heyecanlı, öğretmenler ise titizlikle herkesin hangi servislere yerleşeceğini ve organizasyonu anlatıyorlardı. Yeğeninin elinden tuttu ve onlar da servise bindiler.


 
Planetaryuma girdiler ve herkes yerine oturduktan sonra ışıklar iyice karartıldı ve tavana doğru yansıtılan gökyüzü cisimlerini konuşmacı sırasıyla tanıttı. Çocuklar heyecanlı sesler çıkartıyorlar, sevinç çığlıkları atıyorlardı. Yeğeni ilgiyle izliyordu dayısının elini bırakmadan. Çocukların ilgisini daha fazla çekebilmek amacıyla çizgi film karakterleri kullanılarak hazırlanmış tanıtıcı bir film de seyredildikten sonra herkes uzun masalara yerleştirilmiş yiyecek ve içeceklerden atıştırmaya başladı. Bu arada yeğeni merakla arka arkaya sorular sıralamaya başladı ona.

“Uzay sıcak mıdır, soğuk mudur?”
“Astronotun uzayda elbisesi yırtılırsa ne olur?”
“Gökyüzünün kapısı var mı?”


“Uzayın sıcaklığı yoktur ama uzayda bulunan cisimlerin sıcaklıkları vardır. Astronot elbiseleri çok uzun sürede titizlikle hazırlanır ama böyle bir şey olursa eğer felaket olur. Gökyüzü ya da uzay; bütün gök cisimlerinin içinde bulunduğu sınırsız boşluğa denir. Bu boşluğun kapısı, senin gözlerindir. Sen gökyüzüne baktığın zaman kapısını açıp içeri girmiş oluyorsun küçük prenses.”

Cümlelerin ardından yüzünde aydınlanan kocaman bir gülümsemeyle bakmayı sürdüren bu kadının, biraz önce planetaryumun içinde anlatıcı olduğunu farkeder sesinden. Eğer gösteriden sonra kokteyl verilmeseydi, bu yıldızlardan daha parlak güzelliği karanlıkta farkedemeden gidecekti. Hemen elini uzatarak,

“Merhaba, bu küçük prenses yeğenim Alara, ben de onun şövalyesi Ege. Uzayın gizemini sizin ağzınızdan dinlemek harikaydı” der.

“Merhaba, benim adım da Deniz, çok memnun oldum ikinizle tanıştığıma. Konu çok derin(!), ilginizi çekebildiysek ne güzel”.

“Ben de memnun oldum ama soracaklarım bitmedi” diye araya girdi Alara. İkisi de gülerek bakıştılar ve Ege hemen, “Tatlım, Deniz hanım diğer misafirlerle de ilgilenmek ister ama bence şöyle yapalım. Onu özel hazırlanmış limonlu kurabiyelerle birlikte bir kahve içmeye davet edebiliriz, ne dersin?” diye sorar. Alara ellerini çırparak, “Evet, evet.. davet edelim” diye neşeyle cevap verir. Ege, Deniz’ e bakıp, Alara’ yı işaret ederek, “Limonlu kurabiyelerini paylaştığı tek insan siz olacaksınız, kabul ederseniz çok mutlu oluruz” der. Deniz gülümseyerek, “Hıım, kurabiyeleri annen yaptığı için mi bu kadar çok seviyorsun Alara?” diye sorar. “Hayır, benim şövalyem pişiriyor onları” deyince hayretle bakar. Ege hemen atılır, “Şövalyelikten sonra ikinci işim aşçılık” der. “Harika, yaptığınız herşey lezzetlidir eminim ve o kurabiyelerden tatmayı çok  isterim” .





(devam edecek) 





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-







not: görsel Google'dan alıntıdır.


27 Haziran 2011 Pazartesi

g/astronomi






********************* 


Dvd' nin uzaktan kumandasına dokundu ve biraz önce seyrettiği filmi çıkartıp, kutusuna koydu.  Seyrettiği filmin keyif-hüzün karışık etkisi üzerinde, mutfağa doğru giderken, "Enfes kokularla bezeli, sıcak bir mutfak gibisi yoktur" dedi.

Fırından portakallı tavuk budlarını çıkarttı. Önceden hazırladığı bezelye püresini porselen tabağın ortasına yerleştirip tavuk budlarını üstüne koydu ve ayrı tencerede pişen sostan üstüne bolca servis etti. Yemek masasına geçip şarap bardağından bir yudum aldı. Bir eksik varmış gibi aniden ayağa kalktı ve müzik setine dokundu. Hayatında vazgeçemeyeceği şeydi yemek yerken hafif bir müzik dinlemek. Tavuktan bir parça ağzına attığında, aroma ile birlikte filmi düşündü. Kendi hayatıyla epey benzerlikler taşıyordu bu film. Filmdeki baharat dükkanı sahibi dede, torununa baharatları tanıtırken, o da kendi çocukluğunda izlemekten hiç bıkmadığı ve ona aktarılan her detayla ilerde aşçılığın temellerini atıyor olduğunun farkında olmayarak, dedesini nefes almadan dinlediği günlere gitmişti.

* * * * *

“......Gastronominin içinde astronomi saklı... şaşırdın ama bak dinle şimdi;
Biber, sıcaktır ve yakar; bu güneş!
Güneş herşeyi görür. İşte bu yüzden biber, bütün yemeklere yakışır.
Sırada Merkür var, orası da sıcaktır, işte kırmızıbiber !
Sonra da Venüs! Tarçın...
Venüs, tüm kadınların en güzeliydi. İşte bu yüzden tarçın, hem tatlıdır hem de acı, tüm kadınlar gibi !
Dünyanın üstünde ne var? Yaşam... Yaşamamız için ne gerekli? Yiyecek
Yemeği ne daha lezzetli yapar? Tuz
Yaşamımızın da yemek gibi tuza ihtiyacı vardır. Hem yemeğe, hem de yaşama. Lezzet için de tuz lazım.” (*)



* * * * * 

Filmde bu sohbetin ardından, iki parmağı arasında tuttuğu baharatı havaya savuruyordu gülerek filmdeki torun. Kendi dedesinin astronomi ile pek alakası yoktu ve filmdekine benzer sözler söylememişti ama baharatların hangi yemekte olmaktan çok keyif aldığını ve eğer doğru kullanılırsa nasıl lezzetini daha da ortaya çıkardığını,  büyük bir sırrı iletir gibi ciddiyetle söylüyordu ona.

Bu düşüncelerle yemeğini bitirip, sofrayı kaldırdı. Artık yarın için hazırlanma zamanıydı. Kızkardeşi arayıp, yarın çok önemli bir iş yemeği ve buna eşlerle katılma zorunluğu olduğunu ama kızının yarın okulla birlikte planetaryuma gideceklerini, velisi olarak yanında olup olamayacağını acıklı bir ses tonuyla sorunca, hayır diyemedi. Zaten nerde olunacağının önemi yoktu, çok sevdiği yeğeniyle birlikte olduktan sonra.




(devam edecek)



{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





(*) Bir tutam baharat filmindeki diyaloglardan alıntılardır.