22 Nisan 2013 Pazartesi

Otizm







Küçük çocuğa doğru basit bir hareket yapıp, onunla göz kontağı kurmasını sağladığı o anda, bu adama hayran kaldığını anladı. 

Kendisini düşündü sonra... Bu özel eğitimi almamıştı, sadece kadrolu öğretmenin davranışlarını izleyip, taklit ediyordu. Bu konuda iyi olduğu söylenmesine rağmen ona yetmiyordu. Gereken öğretiyi aktarabiliyor muydu? Yarın öbürgün ergenliği aşıp yetişkin olduklarında, hayat ve toplumla bir arada yaşama sanatını en basit şekliyle başarabilecekler miydi? Bir şeyleri eksik yaptığı duygusunu kenara bırakabildiği an, belki de eve yorgun gitmeyecekti artık.

Çevresindeki tüm dostları, tanıdıkları düşününce ne kadar şanslı olduklarını biliyorlar mıydı acaba, diye geçirdi içinden. Anne karnında hiç bir şekilde tespit edilemeyen bu rahatsızlığın, derecesine bağlı olarak alınan eğitimle bile ancak belli bir seviyeye taşınabildiği aşikardı. Okulda, belli saatlerde birlikte olduğu bu çocuklar, aileleriyle bir ömrün izin verdiği kadar beraber olabilecek, sonrası ise hep soru işaretleri ve endişenin kol gezdiği meçhulde. 

İşte bu yüzden o çocuklara ulaşabilecek bir tek sözcük, bir hareket öğretenin peşinden hayranlıkla gidebilirdi. 




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


not: Görsel Google' dan alıntıdır.





21 Mart 2013 Perşembe

şiir işliği (8)






foto buradan


               SABAHA BALAD


               Benim bu 
               çığ düşesi beynim
               bir gün de,
               vaktinde kalkan 
               vapurlar gibi
               uyandırsa bedenimi

               Geçsem
               kızıllığının karşısına
               yansısam,
               sonra utansam,
               yeni damadı
               ihmal etmiş
               gelinler gibi...

               Taşısam yüzümde
               bütün gün bu utancı,
               renkleri
               kırmızı, sarı, turuncu...


               Momentos (S.Ö.)




DÜNYA ŞİİR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


27 Şubat 2013 Çarşamba

Kıskançlık/Jalousie/Jaluzi













Aldığı derin nefesle diyaframını şişirdi ve orda tuttu bir süre. Kuvvetle dışarı üfledi sonra. 


"Sorumu duydun mu?" dedi kadın.

"Duydum, kıskanç mıyım diye sordun" cevabını verdi adam.

"Öyle misin peki?"

"Kıskanç olduğumu düşünmedim hiç ama görünen o ki, sana öyle düşündürttüm."

"Beni tutan kıskaçların var sanki?"

"Kıskanç, kıskaç... daha neler var sırada?"

"Belki de sorun bendedir. Daha önce hiç merak edilmedim, beklenmedim, özlendiğimi hissetmedim."


Sessizlik oldu ve sonra adam sakin bir sesle konuşmaya başladı.


"Bir adam varmış, karısını herşeyden aşırı derecede kıskanıyormuş. Onsuz dışarı evden çıkmasına laf ediyormuş. En sonunda pencereden dışarı bakmasına bile izin vermemeye başlamış. Kadın, bıkkınlıkla 'bari camdan dışarıyı seyredeyim' demiş. Adam 'Sana öyle bir şey yapacağım ki, kimse seni görmeden dışarıya bakabileceksin' dedikten sonra jaluzi adıyla andığımız perdeyi icad etmiş. Kadın perde arasından dışarıyı rahatlıkla seyrederken, onu kimse göremiyormuş. Rivayet odur ki, adam yine de aldatılmaktan kurtulamamış. Jaluzi adının da fransızcada kıskançlık anlamında kullanılan jalousie sözcüğünden geldiği söylenmekte."

"İlginç bir öykü. Sen bu öykünün neresindesin peki?"

"Bu öyküyü babamdan dinlediğimde 16 yaşındaydım. Babam sonrasında şöyle demişti. 'Kıskançlığın cinsiyeti yoktur; kadın için de, erkek için de zehirli bir duygudur. İyi bir gözlem, merak ve ilgiyle beslenen ilişki en güzelidir, unutma sakın.' "

Derin bir nefes daha aldı ve devam etti.

"Bu öğreti ile büyüdüğümden hayatımda kıskançlığa yer vermedim hiç. İnsan kendi kalbine, kendi duygularına yakın birine ilgi gösterir, onu merak eder, özler. Benimkisinin de böyle bir alakadan ibaret olduğunu  düşünüyorum ama sana cidden kıskaca alınmış duygusu veriyorsam, bu eziyeti sürdürmenin anlamı yok." dedikten sonra evin anahtarlarını sehpaya bırakıp, kapıdan sessizce çıkıp gitti.