
Evden
kendini dışarı atıp sokaklarda yürümeye başladı. Kafasının içinden,
saçlarını savuran rüzgardan daha hızlı geçiyordu düşünceler. Umutsuzluk
hissediyordu içinde, derin koyu renkte ve kıvamda bir umutsuzluk. Oysa
mutluydu hem de çok. İmrenilesi derecede. Kıskanılası hatta. Neden bu
duyguyu misafir etmek zorunda kalmıştı o halde?
İnsan
çevresinden bağımsız değildir elbet. Eninde sonunda çevresel faktörler,
kişinin alanına sızıntı yapabilir. Kendi kapılarını kapatabilir, bir
odanın, bir evin, bir sarayın, bir arabanın içinde izole olarak
duygularını yaşayabilir ama günü gelip kabuğundan dışarı başını
uzattığında gördükleri, bir anda atmosferini değiştirebilir. Duyarsız
olmayı, bilmemeyi, öğrenmemeyi öyle isterdi ki. Ama görüyordu,
farkındaydı herşeyin. Bilgi, bazen çok ağır geliyordu.
Uzakta
bir tarihi bilmek istemiyordu mesela, gitmek istediği, olmak istediği
yerin koşullarını öğrenmek istemiyordu, zorunluluğun dayattığı şartları
görmek ve uymak istemiyordu. Biyolojik saati belki de huysuzluk yapmaya
en yatkın zamandaydı ama o bunu bile bilmek istemiyordu.
Başını
kaldırdığında sahile geldiğini farketti. Kendi içi gibi kabaran
dalgalarla, rüzgarla karşı karşıyaydı. Öylece durdu ve rüzgarın yüzünü,
saçlarını yalamasına kayıtsızca bıraktı kendini.
|)__)
-”-”-
not: kullanılan gif buradan alıntıdır.

