bir kelime bir anlam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir kelime bir anlam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2026 Pazartesi

BİR KELİME = İKİRCİK




İkircik : 1. (isim, ağızlardan) ► Kuşku.

"Ali de onlar kadar sevinçliydi ya, içini bir ikircik kurdu kemiriyordu." - Yaşar Kemal

2. (isim, ağızlardan) ► Kararsızlık.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Eski Türkçe ékirçgü “ikilik, tereddüt” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Proto-Türkçe yazılı örneği bulunmayan *ékirçe- fiilinden Eski Türkçe +gU ekiyle türetilmiştir. (*) Proto-Türkçe fiil, Proto-Türkçe yazılı örneği bulunmayan *ékkiŕ “ikiz” sözcüğünden türetilmiştir.

(*) Proto Türkçe : Eski Asya Türkçesi ile Eski Batı Türkçesinin atası olduğu varsayılan teorik dil, Öntürkçe (Milat dolayı)

Ek açıklama :
Türkiye Türkçesi halk ağızlarında görülen bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde yazı diline aktarıldı.
Benzer sözcükler : ikircikli, ikircim


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Eski Türkçe: ikirçgü [Türkische Turfantexte 1-9, 900 yılından önce]
uvşak kılınçlıġ ikirçgü köŋüllüg yaŋluklar [küçük eylemli, mütereddit gönüllü insanlar]

Eski Türkçe: ikirçgün [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
ékirçgün ış [tereddütlü iş], köŋlüm ikirçgün boldı [gönlüm tereddüt etti]

Türkiye Türkçesi: ikircün [Kul Mes'ud, Kelile ve Dimne terc., 1347 yılından önce]
ikircünlik ve gümān göŋline düşdi

Türkiye Türkçesi: igerçin [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
igerçin: Mütereddit ... 'Çin' sahih ve sağlam demektir; zıddı igerçin. ... igerçinlik: Tereddüt, vesvese, şekk.

Türkiye Türkçesi: ikircikli [Hamit Zübeyr & İshak Refet, Anadilden Derlemeler, 1932]
ikincilikli (Niğde); ikicikli (G. Antep): tereddütlü.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, es.dreamstime.com' dan alınmıştır.




17 Nisan 2026 Cuma

BİR KELİME = ABANDONE





Abandone : (Fransızca) 1. (isim, denizcilik) Geminin suya gömülmesi.

2. (isim, spor) Boks sporunda dövüşemeyecek duruma gelen boksörün karşılaşmayı yarıda bırakması.

3. (isim, spor) Otomobil yarışı vb. spor dallarında herhangi bir sebeple yarış dışı kalma.

4. (isim, mecaz) Herhangi bir olay karşısında çaresiz duruma düşme, ne yapacağını bilememe.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :


Abandone etmek : 1. (spor) Dövüşemeyecek duruma getirmek, sersemletmek.

2. (mecaz) İçinden çıkılamaz, çaresiz duruma düşürmek.


Abandone olmak : 1. (spor) Dövüşemeyecek duruma gelmek, sersemlemek.

"Beni bu şekilde yakalamasından çekiniyordum ve abandone olmuş bir boksör gibi köşeye çekiliyordum hemen." - Özcan Tekdemir

2. (mecaz) İçinden çıkılamaz, çaresiz duruma düşmek, ne yapacağını bilememek.

3. (spor) Otomobil yarışı vb. spor dallarında herhangi bir sebeple yarış dışı kalmak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca s'abandonner “(yargıya) boyun eğmek, vazgeçmek, pes etmek” fiilinden alıntıdır. Bu fiil Fransızca abandonner “yargılamak, yasaklamak” deyiminden türetilmiştir. Fransızca deyim, Eski Fransızca ban veya bandon “yargı, yasak” sözcüğünden türetilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“boksta oyunu terketme” [Spor Alemi (dergi), 1920]
Altıncı devre bir dakika istirahatten sonra tekrar başlanıyor fakat artık Karpantiye abandone etti.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: görsel, pinterest'ten alıntıdır.


13 Nisan 2026 Pazartesi

BİR KELİME = KOLPO




Kolpo : (Rumca) 1. (isim) Bilardo oyununda vuruş.

"Sahiden büyük bir isteksizlikle kaçırdığı kolpoları seyrediyordum." - Orhan Seyfi Orhon

2. (isim) Uygun durum, fırsat.

3. (isim, argo) ► Dalavere.

"Böyle bir kolpoya başlayacak olursam sonuna kadar öylece devam etmek lazımdı." - Refî Cevad Ulunay

* * * * *

Deyim, Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Kolpo çekmek (veya yapmak) : İsteka ile bilardo topuna vurmak.

"Güç kolpoları çekerken artık ıslık çalmıyor, isteka tebeşirini ikide bir cebine koymuyor." - Orhan Seyfi Orhon
"Ara sıra beni şaşırtacak kadar mükemmel fantezi kolpolar yapıyordu." - Orhan Seyfi Orhon


Kolpo çevirmek : (argo) Kumpas kurmak.

"Şarika, istediği kadar sırnaşsın, Reyhan dilediği kadar plan kursun, kolpo çevirsin." - Mahmut Yesari

Kolpoya düşmek (veya gelmek) : Oyuna gelmek, tuzağa düşmek.

"Biz vakti zamanında ne tehlikeler atlattık. Kolpoya düşecek değiliz." - Metin Savaş

* * * * *

Kelime Kökeni :

İtalyanca colpo “darbe, çalım, özellikle bilardo darbesi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince colaphus “darbe” sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen kólaphos κόλαφος sözcüğünden alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

kolpo “bilardo vuruşu” [Ahmed Mithat, çeşitli yazıları, 1900 yılından önce]
bilardoda ustalık, hesap ve tahmin ederek çekilen kolpoların

(argo) “fırsat” [Hüseyin Rahmi Gürpınar, Toraman, 1919]
Onun niyeti işi bir kolpasına getirip babasını yine kırk-elli lira vurmaktı.

(argo) “dalavere” [Osman Cemal Kaygılı, Argo Lugatı, 1932]
kolpo: Numara, dalavere, biçimine getirmek.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




10 Nisan 2026 Cuma

BİR KELİME = LAFAZAN




Lafazan : (sıfat, eskimiş, Farsça) ► Geveze.

"Çok lafazan ve bilgilisiniz ama jeton sizde biraz geç düşüyor anlaşılan." - Haldun Taner

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça lāf-zan لافزن “laf çalan, laf ebesi” sözcüğünden alıntıdır.
(detaylı arama için laf ve +zen kelimelerine bakılabilir.)


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Latifî, Tezkîretü'ş-Şuarâ, 1546]
meydân-ı suḥan lâf-zen ü yâve-gûy u düzd-i bî-müzdle ṭolmışdur

lafazanlık “gevezelik” [Hindoğlu, Dictionnaire Français-Turc, 1831]
Loquacité [Fr.]: lafazanlık






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.




6 Nisan 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ABAKÜS





Abaküs : (İngilizce) 1. (isim, matematik) ► Sayı boncuğu.

"Kahraman vatanseverlerimiz sayılamayacak kadar çok olmakla birlikte, iktisadi vatanseverlerimiz abaküsün boncuk sayısını geçmez." - Türkân Yeşilyurt

2. (isim, mimarlık) Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok; (*) abak (I).

* * * * *

Kelime Kökeni :

Latince abacus “1. her türlü masa, pano, tabla, 2. hesap tahtası” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca ábaks, abak- άβαξ “tabla, masa, oyun veya hesap tablası” sözcüğünden alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ali Seydi, Lisan-ı Osmanide Müstamel Lugat-i Ecnebiye, 1911]

abaküs: Ameliyât-ı hesâbiyeyi kolaylıkla icra edebilmek için milel-i kadîme tarafından ihtira edilmiş bir alettir ki el-yevm bilardo salonlarında bulunur.



(*) Abak :  (isim) Eski Türklerde ölmüş kimselerin heykel vb. suretleri.



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, pinterest' ten alıntıdır.




3 Nisan 2026 Cuma

BİR KELİME = İKRAR




İkrar : (Arapça) 1. (isim, eskimiş) Saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme.

2. (isim, eskimiş) ► Bildirme.

3. (isim, eskimiş) Kabul etme.

"Sükût ikrardan gelir."

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

İkrardan dönmek : Verdiği sözden caymak.

İkrar etmek : 1. Açıkça söylemek.
              2. Kabul etmek.

İkrar vermek : Söz vermek.

"İkrar verdi cahil gönlüm inandı / Seherin yelleri esti gelmedi" - Karacaoğlan

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ḳrr kökünden gelen iḳrār إقرار “evet deme, onaylama” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳarra قَرَّ “durdu, yerleşti, karar kıldı” fiilinin ifˁāl vezninde IV. mastarıdır.

Bu kelimeyle ilintili olanlar : karar


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Codex Cumanicus, 1303]
confessio - Fa: atref - Tr: ykrar iḫrar berdi [ikrar verdi]







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




30 Mart 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ŞAD




Şad : (sıfat, eskimiş, Farsça) Sevinçli, neşeli olan.

"Seni gördük, şad olduk."

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Şad etmek : Neşelenmesini, sevinmesini sağlamak.

Şad olmak : Sevinmek, memnun ve mutlu olmak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça ve Orta Farsça şād شاد “huzurlu, dingin, mutlu” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Farsça aynı anlama gelen şiyāta- sözcüğünden evrilmiştir. Eski Farsça sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen yazılı örneği bulunmayan *kʷi̯ē-to-s biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *kʷi̯eh₁- (*kʷi̯ē-) “dinmek, dinlenmek, istirahat etmek” kökünden türetilmiştir.

Benzer sözcükler : şadan, şaduman
Bu kelimeyle ilintili olanlar : aşiyan, dilşad, şadırvan


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
göŋlümüz şād eylemek





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, stockcake.com' dan alıntılanmıştır.




27 Mart 2026 Cuma

BİR KELİME = TEVAZU




Tevazu : (isim, Arapça) ► Alçak gönüllülük.

"Bilhassa tevazusu ile herkesin hürmet ve muhabbetini kazanmıştı." - Necip Fazıl Kısakürek

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça wḍˁ kökünden gelen tawāḍuˁ تَوَاضُع “alçak gönüllülük” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça waḍaˁa وَضَعَ “koydu, indirdi” fiilinin tafāˁul vezninde VI. mastarıdır.

Bu kelimeyle ilişkili olanlar : mütevazı.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Edib Ahmed, Atebet-ül Hakayık, 1250 yılından önce]
muˁmīnlik nişānı tawāżu erür 
[müminliğin alameti alçak gönüllülüktür]





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, championtutor.com' dan alıntıdır.




23 Mart 2026 Pazartesi

BİR KELİME = ENTELEKTÜEL




Entelektüel : (Fransızca) 1. (sıfat)(*) Aydın.

"Kurulda Namık Kemal ve Ziya Bey (Paşa) gibi önde gelen entelektüeller ve siyaset yazarları da vardı." - Y. Hakan Erdem

2. (sıfat) Fikir sorunlarıyla ilgili.

"Entelektüel bir çalışma."

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca intellectuel “1. akla ilişkin (sıfat), 2. aydın, kültürlü kişi (isim)” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince intellectūs “akıl, anlayış” sözcüğünden +al° ekiyle türetilmiştir. Latince sözcük Latince intelligere “anlamak, idrak etmek, ayırt etmek” fiilinin +()t° ekiyle geçmiş zaman fiil sıfatıdır. Bu fiil Latince inter “iki şeyin arası (edat)” ve Latince legere, lect- “seçmek, ayırmak” fiillerinin bileşiğidir.


Benzer sözcükler : entelektüalite, entelektüalize, entelektüalizm.
Bu kelimeyle ilintisi olanlar : entel, entelijans, (*) entelijensiya.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

(sıfat) [Cumhuriyet - gazete, 1933]
O halde kadın, daha az iyi yapacağı bir vazifeden ziyade entellektüel bir sahada çalışamaz mı?

~ ~ ~

(*) Aydın : Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse)

(*) Entelijensiya : Batı dillerine “aydınlar sınıfı” anlamında Rusçada yaygın olan kullanımdan alınmıştır.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




19 Mart 2026 Perşembe

BİR KELİME = ARİFE




Arife : (Arapça) 1. (isim) Belirli bir günün, olayın bir önceki günü veya ona yakın günler; ön gün.

"Bazı ramazan ve bayram arifelerinde teyzelerim beni Eyüp'teki aile mezarlığına götürürlerdi." - Reşat Nuri Güntekin

2. (isim) ► Arife günü.

* * * * *

Deyim, Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Arifeyi gösterip bayramı göstermemek : Bir işi sonuna kadar başarılı götürüp sonunda olumlu sonuca ulaşamamak.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Arife günü : (isim) Dinî bayramlardan önceki gün; arife.

"... bakacak yeri olmayanlar arife günü kurbanlıklarını almayı tercih ederlerdi."

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁrf kökünden gelen ˁarafa(t) عرفة “Zilhicce ayının dokuzu, Kurban bayramından önceki gün” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice-Süryanice ve İbranice ˁrb kökünden gelen ˁereb עֶרֶב “akşam, gün batımı, özellikle Şabattan önceki Cuma günü ve o akşam yapılan ibadet” sözcüğü ile eş kökenlidir. Aramice-Süryanice ve İbranice sözcük İbranice ˁārav עָרַב “(güneş) batma, akşam olma, gecikme” sözcüğünden türetilmiştir. (Kaynak: Jastrow, Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc., Dict. of the Targumim, Talmud Bavli etc. 1110-1111) Bu sözcük Akatça ˁerēbu “gün batımı, batı” sözcüğü ile eş kökenlidir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya terc., 1310]
ol kün penç-şenbe küni erdi [perşembe günü idi] ˁarifa küni, yarındası ḳurbān küni

[TDK, Türkçe Sözlük, 1. Baskı, 1945]
arife: Öngün, bir önceki gün.



🍬 Herkese sevdikleriyle birlikte, ağız tadıyla geçireceği çok güzel bir bayram dilerim. 🍬



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




16 Mart 2026 Pazartesi

BİR KELİME = İNTİZAM




İntizam : (Arapça) 1. (isim) Düzenli, düzgün olma.

"Her memleket başkalarının yeniliklerini taklit ile başladığı intizama kendisinin eskiliklerini tahkik ile nihayet verir." - Ahmet Hikmet Müftüoğlu

2. (isim) Düzen, çekidüzen.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça nẓm kökünden gelen intiẓām اِنتظام “düzenlenme, düzenlilik” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça naẓama نَظَمَ “dizdi” fiilinin iftiˁāl vezninde VIII. mastarıdır.

Benzer sözcükler : intizamlı, intizamsız
İlişkili olan kelimeler : muntazam


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Sinan Paşa, Tazarru'nâme, 1482]
şol intiẓām-i ḫāṭır ve inḳıṭāˁ-ı ḫalḳ ki





Kelime, blogger Yıldız tarafından önerilmiştir. Katkılarına teşekkürlerimle,




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



13 Mart 2026 Cuma

BİR KELİME = İLTİCA




İltica : (isim, Arapça) ► Sığınma.

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz şeklinde kullanımı :

İltica etmek : Sığınmak.

"Kovalıyorlarmış, kaçmış, saklanmak için saraya iltica etmek istemiş." - Aka Gündüz

* * * * *

Birleşik Kelime şeklinde kullanımı :

İltica hakkı : (isim, hukuk) ► Sığınma hakkı.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça lcˀ kökünden gelen ilticāˀ اِلتجاء “sığınma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça lacaˀa لَجَأَ “sığındı” fiilinin iftiˁāl vezninde VIII. masdarıdır.

Benzer sözcükler : ilticacı
Kelime ile alakalı sözcük : mülteci


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Kıpçakça: [Seyf-i Sarayî, Gülistan Tercümesi, 1391]
bir divar kölgesine ilticā kılup [bir duvar gölgesine sığınıp]

ilticacı “mülteci, sığınmacı” [Cumhuriyet - gazete, 1987]
ülkelerinin mülteciler için yaptığı harcamalar, kendi topraklarında ilticacı barındıran yoksul ülkelerin yaptığı harcamalara nazaran devede kulak.






Kelime, değerli blogger Recep Altun tarafından önerilmiştir. Katkılarına teşekkürlerimle,



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



9 Mart 2026 Pazartesi

BİR KELİME = İLTİZAM




İltizam : (Arapça) 1. (isim, eskimiş) Birinin veya bir şeyin tarafını tutma.

2. (isim, eskimiş) Gerekli bulma.

3. (isim, eskimiş)(*) Kesenek.

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

İltizam etmek : Keseneğe almak.


(*) Kesenek : Görevlilerin aylıklarından her ay belli oranda kesilip bir sosyal güvenlik kurumuna yatırılan para, fabrika, çiftlik vb. gelir kaynaklarının gelirini satın alma işi.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça lzm kökünden gelen iltizām اِلتزام “1. sarılma, sarmaşma, 2. bir işi üstlenme, 3. mantıken zorunlu olma, gerekme” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça lazima لزم “sarıldı, ilişik idi, gerekti” fiilinin iftiˁāl vezninde VIII. masdarıdır.
(Aynı kökten gelen kelime lüzum) 

Benzer sözcükler : iltizami


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“üstlenme” [Hoca Sa'deddin Ef., Tacü't-Tevârih, 1574]
refˁ-i zarār-i ˁām içün zarār-i χāssı iltizām ittiler [kamunun zararını gidermek için özelin zararını üstlendiler]






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



6 Mart 2026 Cuma

BİR KELİME = MÜTEŞEBBİS




Müteşebbis : (isim, Arapça)(*) Girişimci.

"Bu hıyanetin müşterek müteşebbislerine karşı, alınması lazım gelen vaziyet sarihtir." - Atatürk

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça şbs̠ kökünden gelen mutaşabbis̠ متشبّث “yapışan, sarmaşan (özellikle örümcek için kullanılır)” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça şabas̠a شبث “yapıştı, (tırnaklarıyla) tutundu” fiilinin mutafaˁˁil vezninde V. etken fiil sıfatıdır.

Ek açıklama : Fransızca imprésario "tiyatro veya gösteri organizatörü" sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük, İtalyanca impresario "her çeşit girişimci, müteşebbis" sözcüğünden alıntıdır.  


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
müteşebbis: Muhkem yapışüp ilticā idici [sıkı sıkıya yapışıp elden bırakmayan]

Yeni Osmanlıca: “girişken, girişimci” [Tasvir-i Efkâr - gazete, 1864]
hayırhahlık ve vatanperverlik asarından olan şu madde-i nafıanın müteşebbisi olan zevat ez can ü dil tebrik olunur

[Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
müteşebbis: Yapışıcı sarmaşık.



(*) Girişimci : Üretim için bir işe girişen, kalkışan, ticaret, endüstri vb. alanlarda sermaye koyarak girişimde bulunan kimse.



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




2 Mart 2026 Pazartesi

BİR KELİME = MANİPÜLASYON




Manipülasyon : (Fransızca) 1. (isim)(*) Yönlendirme.

2. (isim) Seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme.

3. (isim, ekonomi) Varlıkları yapıcı, açıklayıcı ve yararlı bir biçimde kullanma işi.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca manipuler “elle düzenlemek, el aleti kullanmak” fiilinden alıntıdır. Bu fiil Latince manipulus “ele sığan şey” sözcüğünden türetilmiştir. Latince sözcük Latince manus “el” ve Latince plēre “doldurmak” fiillerinin bileşiğidir.

Benzer sözcükler ; maniple, manipülasyon, manipülatif, manipülatör


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Mehmed Bahaeddin (Toven), Yeni Türkçe Lugat, 1924]
manipülasyon: El ile bazı işler görme. Tütün yapraklarını el ile ayırma. (...) 
manipülatör: [telgraf aleti]

manipülatör “maniple kullanan” [Hüseyin Rahmi Gürpınar, Kokotlar Mektebi, 1927]
Kulağımı göğsüne koyunca telgraf ‘manipülatörü’ gibi onun yüreği bana her şeyi tıkır tıkır söyler.




(*) Yönlendirme : İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme.



Kelime, blogger Dada tarafından önerilmiştir. Yayına katkılarından dolayı teşekkürlerimle,




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, fixthephoto.com' dan alınmıştır.




27 Şubat 2026 Cuma

BİR KELİME = UHREVÎ




Uhrevî : (sıfat, din bilimi, Arapça) Öbür dünya ile ilgili, ahiret ile ilgili; maverai, dünyevi karşıtı.

"Ve ufkumuzu / Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk / Havayı dolduran uhrevî ahenk" - Ahmet Hamdi Tanpınar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça uχrawī أُخْرَوِيّ‎ “öbür dünyaya veya ölümden sonrasına ilişkin” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˀχr kökünden gelen uχrā أُخْرَى “sonraki şey” sözcüğünün +ī ekiyle nisbet halidir. Arapça sözcük Arapça āχir آخِر “son, sonraki” sözcüğünün sıfatı dişilidir.

Benzer sözcükler : uhra, uhreviyat
(ahir sözcüğü de aynı kökten gelmektedir.)


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Sinan Paşa, Tazarru'nâme, 1482]
bād-ı nefesden maˁzūl ve mülāḥaẓa-i aḥvāl-i uχrevīyeye meşġūl olsa






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




23 Şubat 2026 Pazartesi

BİR KELİME = VESİLE




Vesile : (Arapça) 1. (isim) ► Sebep.

"Arkadaşlar birer vesile ile dağıldılar ve beni Besim Bey'le yalnız bıraktılar." - Memduh Şevket Esendal

2. (isim) ► Fırsat.

"Biz, ancak her vesile ile bize yapılan yersiz hakaretlere, istihfaf ve tezyiflere layık olmadığımızı söylüyoruz." - Asaf Halet Çelebi

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Vesile aramak : Bir fırsatını kollamak.

"İkide birde içimizden birine çatmak için vesile arıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Vesile bulmak : Sebep yaratmak, bahane göstermek.

"Bir vesile bulup size takdim edilmek pek kolay bir iş oldu." - Hüseyin Cahit Yalçın

Vesile olmak : Uygun ortam oluşmak.

"Evinde bazen namaz kılar ancak bir vesile olursa camiye giderdi." - Abdülhak Şinasi Hisar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça wsl kökünden gelen wasīla(t) وسيلة “aracı, araç, yöntem, fırsat” sözcüğünden alıntıdır.
Ek açıklama : Arapça sözcüğün basit fiil kökü mevcut değildir.

Benzer sözcükler : bilvesile
Bu kelimeyle ilintili olan kelimeler : tevessül


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Kıpçakça: [İrşadü'l-Mülûk ve's-Selâtîn, 1387]
Nebī öze öküş takı vesīle kılgay, anıŋ birle takı şefāˁat taleb kılgay






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, justjared.com' dan alıntıdır.




20 Şubat 2026 Cuma

BİR KELİME = MÜSVEDDE







Müsvedde : (Arapça) 1. (isim) ► Karalama.(*)

"Sende başka âşıkane müsvedde varsa bana ver." - Hüseyin Rahmi Gürpınar

2. (isim, mecaz) Bir şeyin kötü benzeri.

"Anne değil ki anne müsveddesi."

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Müsvedde defteri : (isim) ► Karalama defteri.

İnsan müsveddesi : (sıfat, mecaz) Bir insanda bulunması gerekli niteliklerden yoksun olan (kimse).

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça swd kökünden gelen musawwada(t) مُسَوَّدة “karalama, taslak” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça sawwada “karaladı” fiilinin mufaˁˁala(t) vezninde II. edilgen fiil sıfatıdır. Arapça fiil Arapça aswad أسود “kara” sözcüğünün II.d.r.

Benzer sözcükler : insan müsveddesi, müsvedde kağıdı

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]
museuedé [müsevede]: boza & originale di una scriptura [yazı taslağı]

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
nāmeleri müsevvede idüp bu efendimiz Defterdārzādeye verüp tashīh iderek



(*) (Karalama : El alıştırmak için çok tekrarlanarak yazılan yazı ya da üstünde düzeltmeler yapılan, temize çekilmemiş yazı taslağı; müsvedde.)


{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: Görsel, internetten alıntıdır.​




16 Şubat 2026 Pazartesi

BİR KELİME = LOGARİTMA




Logaritma : (isim, matematik, Fransızca) Bir üssel eşitlikte taban ve sonuç belirliyken üssün bulunması yolu.

"Türkçedeki ilk logaritma çalışmasının Halifezade İsmail Efendi tarafından 1765’te yayımlandığını göstermiş…" - Feza Günergun

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Logaritma cetveli : (isim, matematik) ► Logaritma tablosu.

"Elimde kırklı ellili yıllara ait ve okullara yönelik logaritma cetvelleri var ve çok şükür çocuklara logaritma cetveli ezberletmiyoruz artık." - Yalçın Ülker

Logaritma tablosu : (isim, matematik) Sayıların logaritmalarını gösteren çizelge; logaritma cetveli.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca logarithme sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Yeni Latince logarithmus sözcüğünden alıntıdır. (İlk kullanımı: 1614 Napier, İskoç matematikçi) Yeni Latince sözcük Eski Yunanca lógos λόγος “oran” ve Eski Yunanca arithmós αριθμός “sayı” sözcüklerinin bileşiğidir.

Benzer sözcükler : logaritm, logaritmik


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Hoca İshak Ef., Mecmūˁa-i ˁUlūm-i Riyāziyye, 1831]
Logaritma taˁbir olunur ensābın beyānındadır






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.



13 Şubat 2026 Cuma

BİR KELİME = HALEF




Halef : (isim, Arapça) Birinin ardından gelip onun makamına geçen kimse; arda, ardıl, selef karşıtı.

"Yavuz Sultan Selim' in halefi, Kanuni Sultan Süleyman' dır."

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Halef selef : (sıfat) Biri ötekinin makamını alan.

Hayrulhalef : (isim, eskimiş, Arapça) Hayırlı çocuk, hayırlı evlat.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça χlf kökünden gelen χalaf خَلَف “birinin ardından gelen veya yerine geçen, ardıl” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça χalafa 1." (birinin) yerine geçti, ardından geldi, 2. birinin ardından konuştu, topluluktan ayrı düştü” fiilinin faˁal vezninde sıfatıdır. Arapça fiil Aramice-Süryanice χālaf חָלַף “1. geçme, 2. yerine geçme, mübadele etme” sözcüğü ile eş kökenlidir.

Ek açıklama : Arapça χlf fiilinin anlam gelişmesi, “geçmek” > “yerine geçmek” > “ardından konuşmak, muhalefet etmek” şeklindedir. Aramicede aynı fiil “geçmek” > “yerine geçmek” > “mübadele etmek, alıp satmak” şeklinde evrilmiştir.

İlintili kelimeler : halife (hilafet, kalfa), hilaf (muhalefet), ihtilaf (muhtelif)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Hoca Sa'deddin Ef., Tacü't-Tevârih, 1574]
χalef-i χılāfet-şiˁār




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.