29 Ocak 2026 Perşembe

BİR KELİME = ÇİLE




Çile (I) (Farsça) : 1. (isim) ► Sıkıntı.

"Bizim bu dünyadaki hayatımız da bir çileden ibaret olduğu düşünülecek olursa en münasip çilenin de burada olması icap ediyordu." - Asaf Halet Çelebi

2. (isim, din bilimi) Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zahmetli ve perhizli dönem.

- - -

Çile (II) 1. (isim) İpek, yün, pamuk vb. her türlü iplik demeti.

"Ah, bakın! Bir çile iplik hâlinde / Boşluklara doğru çözülüyorum." - Cevdet Kudret

2. (isim) Yay kirişi.

* * * * *


Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı:

Çile Çekmek : Büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak.
"Âşıkın olmaz mı çile çekmesi / Çilenin olmaz mı boyun bükmesi" - Seyrani

Çile çıkarmak (veya doldurmak) : Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek.
      "Yirmi beş senedir Beykoz'daki o tekke gibi evde çile dolduruyorum." - Reşat Nuri Güntekin

(birini) Çileden çıkarmak : Çok kızdırmak.
      "Karşı taraftan konuşanın kolağası Mustafa Kemal oluşu hepsini çileden çıkarır." - Falih Rıfkı Atay

Çileden çıkmak : 1. Olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek.
      "Ben ötede beride tanıdığım yaşlı başlı Fransızlarla böyle konuştukça kardeşim çileden çıkıyordu." - Bedri Rahmi Eyüboğlu
2. (eskimiş) Çile süresini bitirmek.

Çilesi dolmak : 1. (eskimiş) Derviş ve tarikat ehli, sadece dua ve ibadetle geçirmeleri gereken süreyi tamamlamak.

2. Üzücü ve sıkıntılı bir durumdan kurtulmak.
      "Çilesi doldu ve çektikleri çok oldu." - Mahmut Esat Bozkurt

Çileye girmek : Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek.
      "Mevlâna’ya olan bağlılığı nedeniyle çileye girmek için gittiği Konya’ya feyiz almak için 1796 yılında yeniden gitti ve on beş gün orada kaldı." - Halûk İpekten

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Çilehane : Dervişlerin çile doldurdukları yer.
      "Böyle bir hücreye bu kadar çok pencerenin açılmış olması alışık olduğumuz çilehane tasavvuruna aykırı görünmektedir." - Şevket Kâmil Akar


* * * * *


Kelime Kökeni :
Çile (1)

Farsça çilla چلّه “1. kırklık, kırk günlük süre, 2. tarikat erbabının kırk günlük halvet ve perhiz süresi, Hıristiyanlarda Paskalyadan önceki kırk günlük oruç” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça çil چل veya çihil چهل “kırk” sözcüğünden +a ekiyle türetilmiştir.
Benzer sözcükler : çile çek-, çilehane, çilekeş, çileli

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Lugat-i Halimi, 1477]
dervişler kırk gün halvet çeker­ler, aŋa daχı çille derler.

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Kırk sene kāmil çille-i merdān çeküp, gündüz sāim ve gice ḳāim olup [gündüz oruç tutup gece uyanık durup]

- - -

Çile (2)

Farsça cula جله veya culla جلّه “top” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça aynı anlama gelen gula veya gulla sözcüğünden evrilmiştir.
Daha fazla bilgi için gülle maddesine bakınız.

Ek açıklama : Farsça gule/gulle “gülle, top” sözcüğünün muarrebidir.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“kumaş topu” [Osmanlı Kanunnameleri, 1566 yılından önce]
cülle

[Selanikî Mustafa Ef., Tarih-i Selanikî, 1596]
çuka-i sıkarlat-ı mütenevviˁa: altmış çile

[Meninski, Thesaurus, 1680]
cüleh seu cüle: Globulus balistarius [iplik topu].







Bu kelime, yazar/şair Murathan Mungan sayesinde, blogger Hayal Kahvem tarafından önerilmiştir. Katkılarından dolayı teşekkürlerimle,



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, freepik.com' dan alıntıdır.




26 Ocak 2026 Pazartesi

BİR KELİME = PÜR




Pür (I) : (sıfat, eskimiş, Farsça) ► Dolu.
- - -
Pür (II) : (isim, ağızlardan) Çam, ardıç, ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları.


* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça ve Orta Farsça pur پر “dolu, çok” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Orta Farsça aynı anlama gelen purr veya purn sözcüğünden evrilmiştir. Orta Farsça sözcük Avestaca aynı anlama gelen pərəna- sözcüğü ile eş kökenlidir. (Kaynak: Christian Bartholomae, Altiranisches Wörterbuch 894) (NOT: Bu sözcük Sanskritçe aynı anlama gelen pūrna sözcüğü ile eş kökenlidir.) Sanskritçe sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen yazılı örneği bulunmayan *pl̥h₁-nó-s (*pl̥-nó-s biçiminden evrilmiştir.

(Kaynak: Pokorny, Indogermanisches Etym. Wörterb., Indogermanisches Etym. Wörterb. 798-800) Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *pleh₁- (*plē-) “çok olmak, dolu olmak” kökünden türetilmiştir.

Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökten Eski Yunanca pléōs, plēthos “dolu”; Latince plere, (com)pletus “doldurmak”, plenus “dolu”; Almanca voll, İngilizce full “dolu”. İrani dillerde /l/ > /r/ evrimi tipiktir. 
Germanik dillerde /p/ > /f/ tipiktir. 
(Benzer sözcükler : hali pür melal, pür hiddet, pür neşe, pür nur)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Edib Ahmed, Atebet-ül Hakayık, 1250? yılından önce]
neçe pur hunarlıġda bir ˁayb bolur [ne kadar hüner dolu da olsa bir kusur olur]

[Codex Cumanicus, 1303]
plenius - Fa: pur - Tr: toulu [dolu]






Kelime, blogger Tosbağa Günlüğüm tarafından önerildi. Katkısından dolayı teşekkürler.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




22 Ocak 2026 Perşembe

BİR KELİME = UCUBE




Ucube : (sıfat, Arapça) Çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan.

"Bakımsızlıktan, pislikten yaralı bereli, karınları şiş, yüzleri sarı, sıska iki ucube hâlinde süründükten sonra ölmüşler." - Halide Edip Adıvar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁcb kökünden gelen uˁcūba(t) أُعْجُوبَة “acayiplik, çok tuhaf şey, mucize” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁacīb “tuhaf” sözcüğünün fuˁūla(t) vezninde masdarıdır.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[anon., Tezkiretü'l-Evliya terc., 1341]
fütüvvet ve mürüvvet içinde uˁcūbe-i cihān-ıdı






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, imdb.com' dan alıntıdır.