Fransızca décadent “1. yoz, sefih, 2. bohem” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince decadens sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Geç Latince decadere “bozulmak, geri düşmek, yozlaşmak” fiilinden +ent ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Latince cadere, cas- “düşmek” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
"Herkes kendini forvette görmek, atacağı gollerle kahraman olmak isteğinden kimse defansta durmak istemez." - Oğuz Tektaş
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca défense “savunma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince aynı anlama gelen defensa veya defensio sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Latince defendere, defens- “darbeyi savuşturmak, savunmak” fiilinden türetilmiştir. Bu fiil Latince fendere, fens- “kılıçla veya silahla vurmak” fiilinden de+ ön ekiyle türetilmiştir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰén-i̯e- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʷʰen- “öldürmek” kökünden türetilmiştir.
Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökünden Germence *gund- “savaş”, İngilizce gun “silah”.
Benzer sözcükler : defansif, defansör
Bu maddeyle ilintisi olanlar : ofans
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
"Özellikle camızlar yani sütünden meşhur Afyon kaymağı yapılan dombaylar bu bataklıkta gezinirlerdi hep." - Atilla Keskin
* * * * *
Kelime Kökeni :
(*) Orta Türkçe yazılı örneği bulunmayan *tom veya toŋ “şişkin, dolgun” sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir.
Ek açıklama : Tüm Kafkas dillerinde ve Tatarcada ”şişman (sıfat)” ve “su sığırı (isim)” anlamında kullanılır. Keza Azerice domba “şişkin”, dongar “höyük, Kırgızca dompoy/tompoy “şişkin”, Kazakça döŋes “şişkin, kambur”. Nihai köken Türkçe olsa da dombay biçimi Kafkas dillerinde türemiş olabilir.
(*) Orta Türkçe : 14.yy Türkçe yazı dilleri. Türkiye (Oğuz) Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Harezm/Çağatay Türkçesi olmak üzere üç lehçedir. Eski Asya Türkçesinde olmadığı halde bu üç lehçeden en az ikisinde 14.yy' da beliren sözcükler Orta Türkçe olarak işaretlendi.
***
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Türkiye Türkçesi: “sığır” [Lugat-i Halimi, 1477]
gāv [Fa.]: ṣıġır ve ṭonbay dėrler.
Türkiye Türkçesi: “hantal, iri yarı” [Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]
dombái: balordo
Türkiye Türkçesi: “manda, su sığırı” [Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
ekseriya yaban atları ve yaban develeri ve sığınlara ve dombaylara salarlar.
"Demagog, kelime oyunu içinde hakikati güme götüren bir hokkabazdır." - Necip Fazıl Kısakürek
* * * * *
Kelime Kökeni :
Fransızca démagogue, "halkı galeyana getirme" sözcüğünden alıntıdır. Sözcük, Eski Yunanca dēmagōgós δημαγωγός "halk güden, halkı galeyana getirme" sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca dēmos δημος "halk, ahali, özellikle aşağı tabakadan halk" ve Eski Yunanca agōgós αγωγός "önder, öncü" sözcüklerinin bileşiğidir.
(Not: Yunanca sözcük, Eski Yunanca ágō άγω "gütmek, sürmek, sevketmek" fiilinden türetilmiştir. )
"Bence ziyan olmuş, eski deyimiyle heder olmuş bir değerdir." - İhsan Oktay Anar
5.(isim) Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü.
"Edebiyat, sanat, fikir, ilim ve başlıca değerlerimize toptan bir bakış lütfeder misiniz, efendim!" - Ahmet Kabaklı
6.(sıfat) Uğrunda belli bir bedel ödenecek veya belli bir zahmet göze alınacak nicelik veya nitelikte olan.
"160 odası olan otelin dekorasyonu ile iç donanımı görülmeye değer bir güzellikteydi." - Adnan Özyalçıner
7.(isim, felsefe) Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.
8.(isim, matematik) Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
* * * * *
Deyim veya Birleşik Fiil Olarak Kullanımı :
Değer biçmek : Bir şeyin değerini belirtmek, bir şeye değer koymak.
Değer vermek : Değerli saymak, önem vermek.
* * * * *
Birleşik Kelime Olarak Kullanımı :
Değer Analizi, Değer Artırma, Değerbilir, Değerbilmez, Değer Düşümü, Değer Düşürme, Değer Düşürümü, Değer Katma, Değer Kuramı, Değer Yargısı, Değerler Dizisi, Artık Değer, Bağıl Değer, Eş Değer, Geçer Değer, Günlük Değer, Hazır Değer, İzafi Değer, Katma Değer Vergisi, Kayda Değer, Milli Değer, Mutlak Değer, Nominal Değer, Salt Değer, Saygıdeğer, Taşınır Değer, Toplumsal Değer, Ulusal Değer, Uygun Değer, Yaklaşık Değer, Beyan Değeri, Birleşme Değeri, Borsa Değeri, Piyasa Değeri, Satış Değeri, Viskozite Değeri, Sosyal Değerler.
(Çok fazla kelime yer aldığından, açıklamaları olmadan sadece kelimeleri yayına aldım. Anlamları için TDK sözlükten bakabilirsiniz.)
* * * * *
Kelime Kökeni :
Eski Türkçe tegir “pay, hisse, kıymet” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Türkçe teg- “eşit olmak” fiilinden Eski Türkçe +()r ekiyle türetilmiştir.
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve kullanım örnekleri :
Eski Türkçe: [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
ol at tegirinde boḳurdı [[atı değerinden ucuza verdi]]
Türkiye Türkçesi: [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
"… bir müddet Bursa’da yaşadıktan sonra onsuz yapamayacağını defaatle söyleyen efendisinin yanına dönmesini, bu hâlin birçok kadınların başına geldiğini söyleyerek saatlerce nasihat etti." - Meliha İksel
(Defaat :(isim, çokluk, Arapça) Kezler.)
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça dafˁāt دفعات "defalar" sözcüğünden alıntıdır. Sözcük Arapça dfˁ kökünden gelen dafˁat دفعة sözcüğünün çoğuludur.
"Burada yığınla gördüğümüz ölü kemikleri defaten yani bir defada işlenmiş bir cinayetin asarı değildir." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
2.(zarf) Ansızın.
"Sönük bakan gözleri defaten parladı." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
* * * * *
Kelime Kökeni :
Arapça dafˁatan دفعةً "bir defada, tek darbede" sözcüğünden alıntıdır. Sözcük, Arapça dafˁat دفعة "darbe, vuruş, defa" sözcüğünün zarfıdır.
Ek açıklama : "Defalarca" anlamında kullanımı galattır yani yanlıştır. Bir sonraki yayında "Defaatle" kelimesi incelemeye alınıp, iki kelime arasındaki fark aktarılacaktır.
1. (isim) Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi; yer, vaziyet (I), hâl, hâlet, keyfiyet, mevki, manzara, pozisyon.
"Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı." - Reşat Nuri Güntekin
2.(isim) Duruş biçimi; tavır.
3.(isim) Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
* * * * *
Birleşik Kelime olarak kullanımı :
Durum eki, açık durum, coğrafi durum, geçerli durum, istenmeyen durum, ruhsal durum, seferî durum, süredurum, sürer durum, üç durum yasası, yalın durum, ad durumu, araç durumu, ayrılma durumu, belirtme durumu, birliktelik durumu, bulunma durumu, çıkma durumu, çiçek durumu, dış çizgiler durumu, duygu durumu, eşitlik durumu, gün durumu, hava durumu, ilgi durumu, isim durumu, kalma durumu, tamlayan durumu, uzaklaşma durumu, yönelme durumu, yükleme durumu.
(Liste uzun olduğu için kelimelerin açıklamalarını buraya alamadım. TDK' dan bknz.)
* * * * *
Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :
... durumuna düşmek, ... durumunda olmak (veya bulunmak), durum almak, durumdan ders çıkarmak, durumdan vazife çıkarmak, durumu bozulmak, durumu düzelmek, durumunu açmak.
* * * * *
Kelime Kökeni:
(Bilgiler, Nişanyan sözlükten alıntıdır.)
Eski Türkçe turum “boy, endam” sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Eski Türkçe tur- fiilinden Eski Türkçe +Im ekiyle türetilmiştir.
Türkiye Türkçesi kullanımdan düşmüş bir sözcük iken, Dil Devrimi döneminde canlandırılmıştır.
(durum vaziyet)
Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :
Eski Türkçe: “boy” [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
"bir er turumı sūw" [bir adam boyu su]
Yeni Türkçe: “vaziyet, hal” [Cumhuriyet (gazete), 1934]
"Böylece yurd yarı koloni oldu. Bu durum kurtuluş savaşına kadar sürdü."
1.(isim) Bir ilin para işlerini yöneten en üst düzeydeki görevli.
2.(isim, tarih) Osmanlılarda maliye işlerinin en yüksek yetkilisi veya illerde maliye işleriyle uğraşan görevli.
"Defterdar, adından anlaşılacağı gibi defter tutar ve kalede çok sayıda silah tutar ağalar içinde az sayıdaki efendi grubundandır." - Mahir Aydın
********
Birleşik Kelime şeklinde kullanımı :
Asitane defterdarı : (isim, tarih) Tanzimat’tan önce maliye müsteşarı.
*******
Kelimenin Kökeni :
“Defterdar” kelimesi Arapça kökenlidir. “Defter” (دفتر) Arapça’da “defter” veya “kitap” anlamına gelirken, “-dar” eki ise “sahip” veya “görevli” anlamına gelir. Dolayısıyla “defterdar”, “defter sahibi” veya “defterleri yöneten görevli” anlamına gelir.
2. (isim) Erkek veya kadının evlilik dışı ilişki kurduğu kimse.
"Bir dostu vardı, belalı, çapkın bir delikanlı." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
3. (isim) Sahibine sevgi gösteren hayvan.
Köpek insan dostudur.
4.(isim) Bir şeye aşırı ilgi duyan, koruyan kimse.
Kitap dostu.
5.(sıfat) İyi geçinen, aralarında iyi ilişki bulunan.
"Yüzleri tatlı, dilleri tatlı, dost insanlardı bunlar." - Tarık Buğra
Atasözleri, Deyim, Birleşik Fiil ve Kalıp Söz olarak kullanımı:
Dost acı söyler, Dosta düşmana karşı, Dost ağlatır, düşman güldürür,
Dost başa, düşman ayağa bakar, Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur, Dost dostun ayıbını yüzüne söyler, Dost dostun eyerlenmiş atıdır, Dost edinmek (veya kazanmak), Dost ile ye, iç alışveriş etme, Dost kara günde belli olur, Dostlar alışverişte görsün (diye), Dostlar başına,
Dostlar başından ırak, Dostlar şehit, biz gazi, Dost olmak, Dost sözü acıdır, Dost tutmak, Dostun attığı taş baş yarmaz.
Birleşik Kelime olarak kullanımı:
Dost canlısı, Dost düşman, Dost kazığı,eş dost, kadim dost, yakın dost, zendost, aile dostu, baba dostu, can dostu, iyi gün dostu, kara gün dostu.
Kelime Kökeni :
Farsça dōst دوست "arkadaş, yar" sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük, Eski Farsça aynı anlama gelen dauştā veya dauştar- sözcüğünden evrilmiştir.
Bu kelimeyi Sevgili Makbule Abalı Hocamın son blog yazısına ithaf ediyorum. 💖
TDK sözlük : (sıfat, Farsça diğer - kâm) Özgeci, özgecil.
(Bu açıklama yeterli gelmediğinden, bir başka anlatımı daha buraya ekliyorum.)
Lügat365 : Kendinden çok başkalarını düşünen. Özgeci. Dilimize Farsçadan geçmiştir. Başka manâsındaki diğer kelimesiyle, arzu ve sevgi manâlarına gelen kâm kelimesinin birleşiminden oluşmuştur.