23 Şubat 2026 Pazartesi

BİR KELİME = VESİLE




Vesile : (Arapça) 1. (isim) ► Sebep.

"Arkadaşlar birer vesile ile dağıldılar ve beni Besim Bey'le yalnız bıraktılar." - Memduh Şevket Esendal

2. (isim) ► Fırsat.

"Biz, ancak her vesile ile bize yapılan yersiz hakaretlere, istihfaf ve tezyiflere layık olmadığımızı söylüyoruz." - Asaf Halet Çelebi

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Vesile aramak : Bir fırsatını kollamak.

"İkide birde içimizden birine çatmak için vesile arıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Vesile bulmak : Sebep yaratmak, bahane göstermek.

"Bir vesile bulup size takdim edilmek pek kolay bir iş oldu." - Hüseyin Cahit Yalçın

Vesile olmak : Uygun ortam oluşmak.

"Evinde bazen namaz kılar ancak bir vesile olursa camiye giderdi." - Abdülhak Şinasi Hisar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça wsl kökünden gelen wasīla(t) وسيلة “aracı, araç, yöntem, fırsat” sözcüğünden alıntıdır.
Ek açıklama : Arapça sözcüğün basit fiil kökü mevcut değildir.

Benzer sözcükler : bilvesile
Bu kelimeyle ilintili olan kelimeler : tevessül


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

Kıpçakça: [İrşadü'l-Mülûk ve's-Selâtîn, 1387]
Nebī öze öküş takı vesīle kılgay, anıŋ birle takı şefāˁat taleb kılgay






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, justjared.com' dan alıntıdır.




20 Şubat 2026 Cuma

BİR KELİME = MÜSVEDDE







Müsvedde : (Arapça) 1. (isim) ► Karalama.(*)

"Sende başka âşıkane müsvedde varsa bana ver." - Hüseyin Rahmi Gürpınar

2. (isim, mecaz) Bir şeyin kötü benzeri.

"Anne değil ki anne müsveddesi."

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Müsvedde defteri : (isim) ► Karalama defteri.

İnsan müsveddesi : (sıfat, mecaz) Bir insanda bulunması gerekli niteliklerden yoksun olan (kimse).

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça swd kökünden gelen musawwada(t) مُسَوَّدة “karalama, taslak” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça sawwada “karaladı” fiilinin mufaˁˁala(t) vezninde II. edilgen fiil sıfatıdır. Arapça fiil Arapça aswad أسود “kara” sözcüğünün II.d.r.

Benzer sözcükler : insan müsveddesi, müsvedde kağıdı

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]
museuedé [müsevede]: boza & originale di una scriptura [yazı taslağı]

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
nāmeleri müsevvede idüp bu efendimiz Defterdārzādeye verüp tashīh iderek



(*) (Karalama : El alıştırmak için çok tekrarlanarak yazılan yazı ya da üstünde düzeltmeler yapılan, temize çekilmemiş yazı taslağı; müsvedde.)


{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: Görsel, internetten alıntıdır.​




16 Şubat 2026 Pazartesi

BİR KELİME = LOGARİTMA




Logaritma : (isim, matematik, Fransızca) Bir üssel eşitlikte taban ve sonuç belirliyken üssün bulunması yolu.

"Türkçedeki ilk logaritma çalışmasının Halifezade İsmail Efendi tarafından 1765’te yayımlandığını göstermiş…" - Feza Günergun

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Logaritma cetveli : (isim, matematik) ► Logaritma tablosu.

"Elimde kırklı ellili yıllara ait ve okullara yönelik logaritma cetvelleri var ve çok şükür çocuklara logaritma cetveli ezberletmiyoruz artık." - Yalçın Ülker

Logaritma tablosu : (isim, matematik) Sayıların logaritmalarını gösteren çizelge; logaritma cetveli.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca logarithme sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Yeni Latince logarithmus sözcüğünden alıntıdır. (İlk kullanımı: 1614 Napier, İskoç matematikçi) Yeni Latince sözcük Eski Yunanca lógos λόγος “oran” ve Eski Yunanca arithmós αριθμός “sayı” sözcüklerinin bileşiğidir.

Benzer sözcükler : logaritm, logaritmik


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Hoca İshak Ef., Mecmūˁa-i ˁUlūm-i Riyāziyye, 1831]
Logaritma taˁbir olunur ensābın beyānındadır






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.



13 Şubat 2026 Cuma

BİR KELİME = HALEF




Halef : (isim, Arapça) Birinin ardından gelip onun makamına geçen kimse; arda, ardıl, selef karşıtı.

"Yavuz Sultan Selim' in halefi, Kanuni Sultan Süleyman' dır."

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Halef selef : (sıfat) Biri ötekinin makamını alan.

Hayrulhalef : (isim, eskimiş, Arapça) Hayırlı çocuk, hayırlı evlat.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça χlf kökünden gelen χalaf خَلَف “birinin ardından gelen veya yerine geçen, ardıl” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça χalafa 1." (birinin) yerine geçti, ardından geldi, 2. birinin ardından konuştu, topluluktan ayrı düştü” fiilinin faˁal vezninde sıfatıdır. Arapça fiil Aramice-Süryanice χālaf חָלַף “1. geçme, 2. yerine geçme, mübadele etme” sözcüğü ile eş kökenlidir.

Ek açıklama : Arapça χlf fiilinin anlam gelişmesi, “geçmek” > “yerine geçmek” > “ardından konuşmak, muhalefet etmek” şeklindedir. Aramicede aynı fiil “geçmek” > “yerine geçmek” > “mübadele etmek, alıp satmak” şeklinde evrilmiştir.

İlintili kelimeler : halife (hilafet, kalfa), hilaf (muhalefet), ihtilaf (muhtelif)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Hoca Sa'deddin Ef., Tacü't-Tevârih, 1574]
χalef-i χılāfet-şiˁār




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




9 Şubat 2026 Pazartesi

BİR KELİME = LEYLÎ




Leylî : (Arapça) 1. (sıfat, eskimiş) ► Yatılı.

"Orada Amerikan mektebine leylî verdi." - Peyami Safa

2. (sıfat, eskimiş) Geceye özgü.

"Kadınlar orada güzel, ince, saf, leylîdir." - Ahmet Haşim

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Leylî meccani : (sıfat, eskimiş) ► Parasız yatılı.

"Yine bu tesirle ikinci sene de beni mektebe leylî meccani talebe yaptırdı." - Etem İzzet Benice

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça laylī ليلي “geceye ait” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça lyl kökünden gelen layl ليل “gece” sözcüğünün +ī ekiyle nisbet halidir.

Ek açıklama : Kişi adı olan Leylā ليلىَ aynı anlamdadır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
muˁtedildür anda bu leyl ü nehār [gece ve gündüz birbirine eşittir]

Yeni Osmanlıca: [Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki, 1900]
leylī: (...) 3. gece dahi kalan. Leylī şakirdān: gece dahi mektebde kalan talebe.









{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, freepik.com' dan alıntıdır.





6 Şubat 2026 Cuma

BİR KELİME = İSTİŞARE




İstişare : (isim, eskimiş, Arapça) ► Danışma.

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

İstişare etmek : Danışmak.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

İstişare heyeti : (isim, eskimiş) ► Danışma kurulu.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça şwr kökünden gelen istişāra(t) اِستشارة “danışma, görüş sorma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça şāra سَارَ “gösterdi, işaret etti” fiilinin istifˁāla(t) vezninde X. mastarıdır.

Benzer sözcükler : istişarî
İlişkili kelimeler : müsteşar


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Hoca Sa'deddin Ef., Tacü't-Tevârih, 1574]
istişāre-i semti sevāb üzre iken [doğru yöne dair danışırlar iken]

[Meninski, Thesaurus, 1680]
istişāre: meşveret & meşveret taleb e.





Kelime, Sevgili Makbule Abalı tarafından önerilmiştir. Katkılarından dolayı teşekkür ederim.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




2 Şubat 2026 Pazartesi

BİR KELİME = PİR




Pir : (Farsça) 1. (isim) Yaşlı, koca, ihtiyar kimse.

"Ak sakallı pir, bunları söyleyerek sırra kadem basmış." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

2. (isim) Bir tarikat veya sanatın kurucusu.

"Büyük Itri'ye eskiler derler / Bizim öz musikimizin piri" - Yahya Kemal Beyatlı

3. (zarf) Adamakıllı, iyice.

"Ancak, sarhoşluk zamanlarında bazen dili bir açılırmış ama pir açılırmış..." - Reşat Nuri Güntekin

4. (isim, mecaz) Herhangi bir konuda, bir meslekte deneyim kazanmış, eskimiş kimse; guru.

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Pir aşkına : "Karşılık gözetmeden veya karşılık görmeden tam inançla, gerçek bir sevgi ile" anlamında kullanılan bir söz.

"İki ay pir aşkına çalıştık."

Pir ol! : (şaka yollu) "Çok yaşa, var ol" anlamında kullanılan bir beğenme sözü.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça ve Orta Farsça pīr پیر “yaşlı kişi, şeyh” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Avestaca parō- “eski, önce” sözcüğü ile eş kökenlidir.
Ek açıklama : Türkiye Türkçesi koca ve Arapça şayχ eşdeğeri olarak kullanılır.
Benzer sözcükler pir-i fani


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Codex Cumanicus, 1303]
senes - Fa: pir - Tr: abusχa vel χart [abuşka, kart]

pirel- [Mehmet bin Süleyman, Hayâtu'l-Hayvân terc., 1427]
arslan pirele [yaşlansa] dişleri kalmaz







Kelime, blogger Gürizân tarafından önerilmiştir. Katkısından dolayı teşekkürler,







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.





29 Ocak 2026 Perşembe

BİR KELİME = ÇİLE




Çile (I) (Farsça) : 1. (isim) ► Sıkıntı.

"Bizim bu dünyadaki hayatımız da bir çileden ibaret olduğu düşünülecek olursa en münasip çilenin de burada olması icap ediyordu." - Asaf Halet Çelebi

2. (isim, din bilimi) Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zahmetli ve perhizli dönem.

- - -

Çile (II) 1. (isim) İpek, yün, pamuk vb. her türlü iplik demeti.

"Ah, bakın! Bir çile iplik hâlinde / Boşluklara doğru çözülüyorum." - Cevdet Kudret

2. (isim) Yay kirişi.

* * * * *


Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı:

Çile Çekmek : Büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak.
"Âşıkın olmaz mı çile çekmesi / Çilenin olmaz mı boyun bükmesi" - Seyrani

Çile çıkarmak (veya doldurmak) : Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek.
      "Yirmi beş senedir Beykoz'daki o tekke gibi evde çile dolduruyorum." - Reşat Nuri Güntekin

(birini) Çileden çıkarmak : Çok kızdırmak.
      "Karşı taraftan konuşanın kolağası Mustafa Kemal oluşu hepsini çileden çıkarır." - Falih Rıfkı Atay

Çileden çıkmak : 1. Olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek.
      "Ben ötede beride tanıdığım yaşlı başlı Fransızlarla böyle konuştukça kardeşim çileden çıkıyordu." - Bedri Rahmi Eyüboğlu
2. (eskimiş) Çile süresini bitirmek.

Çilesi dolmak : 1. (eskimiş) Derviş ve tarikat ehli, sadece dua ve ibadetle geçirmeleri gereken süreyi tamamlamak.

2. Üzücü ve sıkıntılı bir durumdan kurtulmak.
      "Çilesi doldu ve çektikleri çok oldu." - Mahmut Esat Bozkurt

Çileye girmek : Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek.
      "Mevlâna’ya olan bağlılığı nedeniyle çileye girmek için gittiği Konya’ya feyiz almak için 1796 yılında yeniden gitti ve on beş gün orada kaldı." - Halûk İpekten

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Çilehane : Dervişlerin çile doldurdukları yer.
      "Böyle bir hücreye bu kadar çok pencerenin açılmış olması alışık olduğumuz çilehane tasavvuruna aykırı görünmektedir." - Şevket Kâmil Akar


* * * * *


Kelime Kökeni :
Çile (1)

Farsça çilla چلّه “1. kırklık, kırk günlük süre, 2. tarikat erbabının kırk günlük halvet ve perhiz süresi, Hıristiyanlarda Paskalyadan önceki kırk günlük oruç” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça çil چل veya çihil چهل “kırk” sözcüğünden +a ekiyle türetilmiştir.
Benzer sözcükler : çile çek-, çilehane, çilekeş, çileli

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Lugat-i Halimi, 1477]
dervişler kırk gün halvet çeker­ler, aŋa daχı çille derler.

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Kırk sene kāmil çille-i merdān çeküp, gündüz sāim ve gice ḳāim olup [gündüz oruç tutup gece uyanık durup]

- - -

Çile (2)

Farsça cula جله veya culla جلّه “top” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça aynı anlama gelen gula veya gulla sözcüğünden evrilmiştir.
Daha fazla bilgi için gülle maddesine bakınız.

Ek açıklama : Farsça gule/gulle “gülle, top” sözcüğünün muarrebidir.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“kumaş topu” [Osmanlı Kanunnameleri, 1566 yılından önce]
cülle

[Selanikî Mustafa Ef., Tarih-i Selanikî, 1596]
çuka-i sıkarlat-ı mütenevviˁa: altmış çile

[Meninski, Thesaurus, 1680]
cüleh seu cüle: Globulus balistarius [iplik topu].







Bu kelime, yazar/şair Murathan Mungan sayesinde, blogger Hayal Kahvem tarafından önerilmiştir. Katkılarından dolayı teşekkürlerimle,



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, freepik.com' dan alıntıdır.




26 Ocak 2026 Pazartesi

BİR KELİME = PÜR




Pür (I) : (sıfat, eskimiş, Farsça) ► Dolu.
- - -
Pür (II) : (isim, ağızlardan) Çam, ardıç, ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları.


* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça ve Orta Farsça pur پر “dolu, çok” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Orta Farsça aynı anlama gelen purr veya purn sözcüğünden evrilmiştir. Orta Farsça sözcük Avestaca aynı anlama gelen pərəna- sözcüğü ile eş kökenlidir. (Kaynak: Christian Bartholomae, Altiranisches Wörterbuch 894) (NOT: Bu sözcük Sanskritçe aynı anlama gelen pūrna sözcüğü ile eş kökenlidir.) Sanskritçe sözcük Hintavrupa Anadili aynı anlama gelen yazılı örneği bulunmayan *pl̥h₁-nó-s (*pl̥-nó-s biçiminden evrilmiştir.

(Kaynak: Pokorny, Indogermanisches Etym. Wörterb., Indogermanisches Etym. Wörterb. 798-800) Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *pleh₁- (*plē-) “çok olmak, dolu olmak” kökünden türetilmiştir.

Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökten Eski Yunanca pléōs, plēthos “dolu”; Latince plere, (com)pletus “doldurmak”, plenus “dolu”; Almanca voll, İngilizce full “dolu”. İrani dillerde /l/ > /r/ evrimi tipiktir. 
Germanik dillerde /p/ > /f/ tipiktir. 
(Benzer sözcükler : hali pür melal, pür hiddet, pür neşe, pür nur)

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Edib Ahmed, Atebet-ül Hakayık, 1250? yılından önce]
neçe pur hunarlıġda bir ˁayb bolur [ne kadar hüner dolu da olsa bir kusur olur]

[Codex Cumanicus, 1303]
plenius - Fa: pur - Tr: toulu [dolu]






Kelime, blogger Tosbağa Günlüğüm tarafından önerildi. Katkısından dolayı teşekkürler.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




22 Ocak 2026 Perşembe

BİR KELİME = UCUBE




Ucube : (sıfat, Arapça) Çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan.

"Bakımsızlıktan, pislikten yaralı bereli, karınları şiş, yüzleri sarı, sıska iki ucube hâlinde süründükten sonra ölmüşler." - Halide Edip Adıvar

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁcb kökünden gelen uˁcūba(t) أُعْجُوبَة “acayiplik, çok tuhaf şey, mucize” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁacīb “tuhaf” sözcüğünün fuˁūla(t) vezninde masdarıdır.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[anon., Tezkiretü'l-Evliya terc., 1341]
fütüvvet ve mürüvvet içinde uˁcūbe-i cihān-ıdı






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, imdb.com' dan alıntıdır.




19 Ocak 2026 Pazartesi

BİR KELİME = PÜRMELÂL




Pürmelâl : (Farsça pur + Arapça melal) 1. Çok üzüntülü.

2. Çok sıkıntılı.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça mll kökünden gelen malāl ملال “keder, üzüntü” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça malla مَلَّ “bezdi, kederlendi” fiilinin faˁāl veznidir.

Ek açıklama : Hal-i pür-melal deyimi “keder dolu durum” anlamındadır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Gülşehri, Mantıku't-Tayr, 1317]
ol cemāle kim zevāl irişe tez / ˁāşıḳa andan melāl irişe tez






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: görsel, dreamstime.com' dan alıntıdır.



16 Ocak 2026 Cuma

BİR KELİME = ZAHİR





Zahir : (Arapça) 1. (sıfat) ► Belli.

"Bu işte de Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük hevesi ve iyi niyeti çok zahirdir." - Tevfik Rüştü Aras

2. (isim) ► Dış yüz.

3. (zarf, ağızlardan) ► Kuşkusuz.

"Zahir, o anda başıma kan çıkmış, yüzüm kızarmış olacak ki..." - Sermet Muhtar Alus

(Kelimenin ikinci anlamı :)


Zahîr : (sıfat, eskimiş, Arapça) Yardım eden, destekleyen, arka çıkan.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ẓhr kökünden gelen ẓāhir ظاهر “görünen, görüntü” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ẓahara ظهر “belirdi, göründü” fiilinin fāˁil vezninde etken fiil sıfatıdır.

Benzer sözcükler : zaar, zahar, zahiren, zahiri, zeğer


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
kimi ẓāhir kimisi bāṭın-durur




Kelimeyi yayına kazandıran değerli bloggerlar Sibel Yıldız ve Recep Altun' a teşekkürler.






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.



12 Ocak 2026 Pazartesi

BİR KELİME = VALE




Vale : (Fransızca) 1. (isim) Otel, restoran, alışveriş merkezi, düğün salonu vb. yerlerde gelen müşteri ve misafirlerin araçlarını otoparka park etmekle görevli kimse.

      "Davetliler gelmeye devam ettikleri için kapı sürekli açıktı ve birkaç tane vale misafirlerin arabalarını park etmekle meşguldüler."

2. (isim) ► Oda hizmetçisi.

      "Onun yanına vale durduğumun haftasına mı, ayına mı, geçmiş gün aklımda kalmadı, kış bastırdığından Boğaziçi’ndeki yalıya taşınıldı." - Aziz Nesin

3. (isim) ► Bacak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca valet “1. hizmetkâr, genç adam, 2. iskambilde genç adam resimli kâğıt” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince vasselittus “hizmetçi” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Kelt dilleri yazılı örneği bulunmayan *wasso- “ast, uşak” sözcüğünden alıntıdır.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“iskambilde oğlan” [Ali Seydi, Yeni Türkçe Lugat, Resimli, 1929]
Vale = İskambil kâğıdında oğlan.

“... otopark görevlisi” [Milliyet - gazete, 2000]
Escada Vale Parking Nispetiye Cad.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




9 Ocak 2026 Cuma

BİR KELİME = MAVRA




Mavra : 1. (isim, ağızlardan) ► Gevezelik.

"İkinci ordu, üçüncü kolordu malullerinden başçavuş eskisi Topal Ağa derhâl mavrayı kes." - Orhan Kemal

2. (isim, ağızlardan) ► Palavra.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Mavra atmak (veya sıkmak) : 1. Gevezelik etmek.

2. Palavra atmak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Yunanca mávros μαύρος “kara, koyu renk, esmer” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca amaurós αμαυρός “karanlık” sözcüğünden evrilmiştir.

Ek açıklama : Güncel argo anlamı muhtemelen “birinin esmerliğiyle alay ederek eğlenmek” eyleminden türemiştir. İngilizce moor “kara derili, Arap” Latince yoluyla Yunancadan alınmıştır.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[A. Fikri, Lugat-ı Garibe, 1889]
mavro: Rumcadan, zenci.

“(argo)” [Mehmet Arslan (der.), Argo Kitabı, 1933]
mavra: eğlence, gevezelik




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, dreamstime.com' dan alıntıdır.




5 Ocak 2026 Pazartesi

BİR KELİME = KATASTROF




Katastrof : (Fransızca) 1. (isim) ► Felaket.

2. (isim) ► Doğal afet.

3. (isim) Bir şiir veya tiyatro oyununun sonu.

4. (isim) ► Fiyasko.


* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca catastrophe “felaket” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca katástrophē κατάστροφη “tepetaklak olma, devrilme, kader çarkının aşağı dönmesi” sözcüğünden alıntıdır. Eski Yunanca sözcük Eski Yunanca stréphō στρέφω “dönmek” fiilinin kata+ ön ekiyle fiilden türetilmiş ismidir.

Benzer sözcükler : katastrofal, katastrofik


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Kadro (aylık dergi), 1932]
Bu bir buhran değil, bir 'katastrof'un başlangıcıdır.





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: görsel, internetten alıntıdır.