31 Aralık 2025 Çarşamba

ÜSTÜNKÖRÜ - 14




Yıllar öncesinden bir sahne hatırladım. İlkokulda yeni yıl yaklaşırken okunan şarkıları, minik hediyeleşmeleri, çikolata, kuruyemiş ama en çok da portakal ve muzun meyve kâsesinde capcanlı renkleriyle duruşlarını.

Yeni yıl deyince her şey bundan ibaretti o zaman bizler için. Çünkü çocuklukta her şey basittir, sade bir neşedir. Gün boyunca ağızda kalan tatlar, özgürce kahkaha atarak, koşup oynanan yıllardır ki, bir yıl daha büyümekle, zehirli bir sorumluluğa yaklaşmanın farkında bile olunmadığı zamanlardır. 

Üstünde pullarıyla şıkır şıkır parlayan, kızaklı çocukların kaydığı, karlı, geyikli, altı hediyelerle süslenmiş çam ağaçlarının olduğu o güzelim tebrik kartlarının alınıp verildiği o en içten samimi duygularla bir kar küresinde yaşamayı tercih ederdim. Yürekleri güzel insanların daha fazla görünür olduğu, kötülerin cezalandırıldığı, başarının ödüllendirildiği ve adalete olan sarsılmaz inançla yaşadığımız o zamanlar kar taneleri gibi eriyip gitti sanki.

Şimdilerde güzel günlerin geleceğine olan inançla yaşamaya devam ederken, ne gariptir zaten güzel günlerin içindeymişiz de farkında değilmişiz gibi. Yine de enseyi karartmayın diye bir laf vardır ya, işte en büyük umudu daima şiirlerden alıyorum ben. Sene biterken tüm güzel insanlara Birhan Keskin' in yazmış olduğu bir şiiri "Kargo" luyorum.

Herkese mutlu yıllar ! 

🎄🎄🎄

KARGO

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok
burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem
zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri
eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim
kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve
çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa
nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak,
aklında bulunsun.

Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir
okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki,
bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.
Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki
çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat
midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama
müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına
yandığım, kırkına birden deva olsun.


Birhan Keskin




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: - görsel, manoslindas.com 'dan alıntıdır.
       - yayına eşlik eden videodaki müzikler, yeni yılın neşesini evinize taşısın diye süre olarak uzun seçildi.



29 Aralık 2025 Pazartesi

BİR KELİME = İLLET






İllet : (Arapça) 1. (isim) ► Hastalık.

"Ben şarlatan değilim, oğlum. Bu illetin devası bendedir." - Peyami Safa

2. (isim, mecaz) Hastalık derecesine varan alışkanlık.

"Ya sayfa sayfa mektup yazmak illetine tutulmuş olanlara ne diyeyim?" - Hüseyin Cahit Yalçın

3. (isim) ► Bozukluk.

"Bu radyonun bir illeti var."

4. (sıfat, teklifsiz konuşmada) Kızdıran, sinirlendiren (şey veya kimse).

5. (isim, eskimiş, felsefe) ► Neden.

* * * * *

Birleşik Fiil - Kalıp Söz olarak kullanımı :

(Birini) İllet etmek : 1. Sakatlamak. 2. Sinirlendirmek, kızdırmak.

İllet olmak : Çok sinirlenmek, çok kızmak.

"Batı taklitçiliği de illet olduğu sorunlardan biri idi." - Haldun Taner

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Köstebek illeti : (isim) Atların ensesinde oluşan hücre dokusu iltihabı.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁll kökünden gelen ˁilla(t) عِلّة “1. hastalık, 2. arız olan şey, arıza, bir varlığı doğal rotasından saptıran şey” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁalla عَلَّ “bozuldu, saptı, hasta oldu” fiilinin fiˁla(t) vezninde ism-i merresidir.

Ek açıklama : Aristo felsefesinde accident (συμβεβηκός) kavramının Arabi karşılığıdır.
Benzer sözcükler : illetli


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
bu χalḳ oldı ˁılletden berī [hastalıktan kurtuldu]






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: - blog bir süre yorumlara kapalıdır.
       - gif, pinterest' ten alıntıdır.



26 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = ZİLLET




Zillet : (isim, Arapça) Hor görülme.

"Yıllardan beri dişinden tırnağından artırdığı, çoluk çocuğunun nafakasından kestiği parayı günün birinde, ben de bu zilletten kurtulurum umuduyla bir köşeye koymuştu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

* * * * *

Deyim, Birleşik Fiil olarak kullanımı :

Zillete düşmek : Hor görülmek, aşağılanmak.

"Zillete düşmemek için tehlikeyi kabul etmek daha iyi olmaz mı?" - Etem İzzet Benice

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ḏll kökünden gelen ḏilla(t) ذلّة “düşkünlük, aşağılanma, zül” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḏalla ذَلَّ “düşkün idi, aşağılandı” fiilinin fiˁla(t) vezninde masdarıdır.

Benzer sözcükler : mezellet

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Nasırüddin Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya terc., 1310]
Dāvūd yalavaç kırk yıl yığladı ẕilleti üçün

mezellet “aynı anlamda” [Nasırüddin Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya terc., 1310]
götürür re'y ü kuvveti meẕellet







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: - blog bir süre yorumlara kapalıdır.
       - görsel, internetten alıntıdır.





23 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = KURDELE




Kurdele : (İtalyanca) 1. (isim) Geniş ipekli şerit.

"Anam ikiz bebe beklemediği için tek bir kırmızı kurdele hazır etmişti beşiğin başına." - Ayşe Kulin

2. (isim) Belli bir biçim verilmiş saça veya giysinin yakasına takılan ince kumaş.

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Kurdele kesmek : 1. Tesis veya kuruluşun açılış töreninde gerilen şeridi iyi dileklerle kesmek.

2. Herhangi bir amaçla bağlanmış olan şeridi kesip ayırmak.
"Nişan töreninde kırmızı kurdele kestik."

Kurdele takmak : İlköğretimde belli bir konudaki başarıyı belirtmek üzere öğrenci giysisinin yakasına renkli, özel bir şerit takmak.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Kurdele balığı : (isim, hayvan bilimi) Kurdele balığıgillerden, uzun, yassı vücutlu, pulları çok küçük, kuyruk yüzgeci ipliğe benzeyen, kemikli bir Akdeniz balığı; şerit balığı, flandra balığı (Cepola rubescens).

* * * * *

Kelime Kökeni :

İtalyanca cordella “şeritçik” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İtalyanca corda “ip, şerit” sözcüğünün küçültme halidir.

Ek açıklama : Yunanca κορδέλα (aynı anlamda) İtalyancadan alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
kordela/kurdele قوردله: İt. şerit biçiminde ipek atlas ve canfes tirizi.







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: - blog bir süre yorumlara kapalıdır.
     - görsel, fr.freepik.com' dan alıntıdır.





21 Aralık 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 13




Bir süredir hareketlerini inceleyerek baktığı arkadaşına doğru ;

- Sen olmak çok zor olmalı dedi.

Cümleyi birden algılayamayan kişi şaşkınlıkla,

- Nasıl, anlayamadım diyerek gülümsedi.

- Alışverişinde zorluklar yaşadın biraz önce. Verdiğin kararlar bir kaç kez değişti.

- E ne var bunda, seçici olduğumu biliyorsun.

- Çok iyi biliyorum ama ilk defa bu kadar yakından izleme fırsatım oldu.

- Bu kadar detaycı olmam seni çok mu şaşırttı?

- Detaycı?! müstehzi gülümsedi. Hediyelerin paket kâğıtlarının kaç kez katlanması gerektiği, kurdelenin nasıl bağlanacağı, torbalara nasıl yerleştirileceği, seçtiğin çiçeklerin yaprak sayıları, kartvizitlerin paketlere nasıl iliştirileceği detay mı sence? İşini yapanlara müdahale değil mi?

- Hayır, hayır her şey istediğim gibi olmalı.

- Tabi haklısın, sen olmak çok zor olmalı! 




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not:- blog bir süre yorumlara kapalıdır.
      - gif, reddit.com' dan alıntıdır.





19 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = MÜSAADE





Müsaade : (Arapça) 1. (isim) ► İzin.

"Ayrıca Saray Kütüphanesi'ne dilediğim kadar girip çıkma müsaadesi bahşettiler." - Ahmet Kabaklı

2. (isim) Elverişli olma, elverişlilik.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Müsaade almak : İzin almak.

"Kızların gitmek üzere Ayşe’den müsaade almaları onu birdenbire rahatlattı." - Hüseyin Nihal Atsız

Müsaade etmek (veya buyurmak) : 1. İzin vermek.
"Hiçbir şey söylemesine müsaade etmedim, gayet haşin, çok sert davrandım." - Etem İzzet Benice

2. Geçiş için yol vermek, yol açmak.

3. Elverişli, uygun olmak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça sˁd kökünden gelen musāˁada(t) مساعدة “yardımlaşma; yardım, yarlık, el verme, kolay kılma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça saˁada سَعَدَ “yaver gitti, yardım gördü” fiilinin mufāˁala(t) vezninde III. masdarıdır.

Ek açıklama : ″İzin” anlamı Türkçede 19. yy′a doğru ağır basmıştır.
Bu maddeyle ilintisi olan kelimeler ; müsait

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

“yardım etme, el verme” [Seydi Ali Reis, Miratü'l-Memalik, 1557]
Bahr-i muḥīte [okyanusa] çıkılup ve bir miḳdār rūzgār müsāˁade gösterüp

“izin” [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
müsāˁade: Bırakma, men etmeme, ruhsat ve mülayemet.





(Blog bir süre yorumlara kapalıdır.)


{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, internetten alıntıdır.




16 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = MOTAMOT





Motamot : (Fransızca) 1. (sıfat) ► Kelimesi kelimesine.

2. (zarf) Hiç değiştirmeden.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Motamot çeviri : (isim) Aslına bağlı kalınarak yapılan çeviri.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca mot à mot “kelimesi kelimesine” deyiminden alıntıdır. Bu deyim Fransızca mot “kelime” sözcüğünden türetilmiştir. Fransızca sözcük Latince muttum “ağızdan çıkan ses, lakırdı” sözcüğünden evrilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Hüseyin Rahmi Gürpınar, Cehennemlik, 1919]
Ben ‘motamo’ bir ‘tradüksiyon’ yaptım. Moller her ne ki dediyse ondan bir nokta dışarı çıkmadım.

[Cumhuriyet - gazete, 1930]
İkinci Kur'an motamot Türkçe'ye tercümelidir




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-






not: görsel, vecteezy.com' dan alıntıdır.





14 Aralık 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 12




Gittiğim, gezdiğim, gördüğüm her şey anlamsız. 

Aslında ne arıyorum, onu da bilmiyorum. Her şey tamam gibi gözüküyor dışardan bana baktıklarında, oysa ben, başı kesilmiş tavuk gibi oradan oraya amaçsızca koşan ve yeryüzünde tek başına kalmış kişi gibi hissediyorum. Yaptığım hiçbir şeyin, hiçbir başarının, başarısızlığın, hazırladığım sofraların, giyinip kuşanıp çıktığım sokakların, hiçbir şeyin anlamı yok. 

İçimde gün geçtikçe büyüyen ve yakında içine düşeceğim bir boşluk var.

Nereye baksam hep aynı boşluk(*).






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: (*) Tanpınar' ı anlatan kitap isminden alıntıdır.
        görsel, youtube.com' dan alıntıdır.




12 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = FİLİNTA




Filinta : (Almanca) 1. (isim) Namlusu kısa, kurşun atan bir tür küçük tüfek.

2. (sıfat, argo) Yakışıklı olan.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Filinta gibi : Genç, ince uzun boylu, çevik, yakışıklı (kimse).

* * * * *

Kelime Kökeni :

Almanca Flinte “1. çakmak taşı, 2. çakmaklı tüfek” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İngilizce flint “çakmak taşı” sözcüğü ile eş kökenlidir. İngilizce sözcük Germence yazılı örneği bulunmayan *flī- “kıymık, taş kırığı” biçiminden türetilmiştir.

Ek açıklama : Çakmak taşlı tabanca ve tüfekler (İngilizce flintlock) Avrupa′da 17. yy ortalarında yaygınlaşmıştır. Flinte adının doğrudan tüfek için kullanılması Almancaya mahsus görünüyor.

Filinta gibi delikanlı deyimi 20. yy başlarında belirmiş olmalıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“çakmaklı av tüfeği” [Kieffer & Bianchi, Dictionnaire Turc-Français, 1835]
filenta: fusil de chasse.







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




9 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = HABİTAT




Habitat : (İngilizce) 1. (isim) Yerleşme, oturma.

"Mesela yaşıtı olan ve aynı periferide, aynı habitatta yetiştiği amcasının oğlu, gidip altına bir araba çekmiş. Bu çekememiş." - Mustafa Karnas

2. (isim) Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer, yurt.


* * * * *

Kelime Kökeni :

İngilizce habitat “yaşanılan yer, çevre, ortam” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince habitatus “alışıldık, mutat, evcil” sözcüğünden alıntıdır. Latince sözcük Latince habitare “ikamet etmek, alışmak” fiilinden +()t° ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Latince habēre, habit- “sahip olmak, elde etmek, almak” fiilinin isimden türetilmiş fiilidir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʰh̥₁bʰ-éh₁-i̯e- (*gʰabʰ-ḗ-i̯e-) biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʰeh₁bʰ- (*gʰēbʰ-) “almak, vermek” kökünden türetilmiştir.

Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökten Latince habilis > İngilizce able “alışık”, Latince habitus > İngilizce habit “alışkanlık”, Latince debitus > İngilizce debt, due, duty “alınmış şey, borç” ve tam aksi anlamda İngilizce give, Almanca geben “vermek”.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak :

[Ekşi Sözlük, 2001]
habitat: bir canlının diğer canlılar ile kurduğu yaşam alanıdır.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, cartoondealer.com' dan alıntıdır.





7 Aralık 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 11




- Özledim !

- Yani özlediğin şey sende eksik diyorsun.

- Özledim diyorum sana...

- E tamam işte, kökü öz yani özümüz, benliğimizden gelir. Öz-le-mek benliğimize özlenen şeyi katmak. Örneğin, Su-la-mak suyu toprağa katmak gibi. Eksik olan bir şeyi katmak. Fransızlarda böyle bir cümle var. "Tu me manques."  Yani sen bende eksiksin.  “Seni özledim.” yerine bunu kullanıyorlar.


"Özlemek eksilmektir."








{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




5 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = EDEVAT




Edevat : (isim, çokluk, Arapça) Bir iş için gerekli olan malzemelerin, parçaların tümü.

"Taş binanın bir odasını mantarlardan, çivilerden ve balıkçı edevatından bir döşeme bürümüştü." - Sait Faik Abasıyanık

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Alat edevat : (isim, çokluk, Arapça) ► Alet edevat.

"Ev değil saray mutfağı bile alat edevat bakımından buranın yanında fakir kalırdı." - Ömer Seyfettin


Alet edevat : (isim, çokluk) Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar; alat edevat.

"Maalesef teknedeki alet edevatla beceremeyeceğiz bu işi diye seslendi mühendis." - Ayşe Kulin

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˀdw kökünden gelen adawāt أدوات “gereçler” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça adā(t) أداة “araç, gereç” sözcüğünün çoğuludur.

Benzer sözcükler : alet edevat

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
edevāt: pl. ab edāt. Instrumenta, apparatus.



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel internetten alıntıdır.





2 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = NASİP




Nasip : (Arapça) 1. (isim) Birinin payına düşen şey.

2. (isim) Bir kimsenin elde edebildiği, sahip olabildiği şey.

      "Türk'e ve Türk vatanına bir kurtuluş nasip ise onu gene Mehmetçiklerden beklemeliyiz." - Aka Gündüz

3. (isim) ► Kısmet.

      "Her insanın bu yaşlardaki nasibi yalnızlıktır." - Ahmet Muhip Dıranas

4. (isim) Günlük kazanç.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Nasibini almak : Güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak.

"Herkes ondan haz veya hüzün, kendi nasibini alırdı." - Abdülhak Şinasi Hisar

Nasip almak : Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak.

Nasip etmek : 1. Fırsat vermek.
                   2. Eriştirmek.

"Allah bana o rezaletle gelmeyi nasip etmesin, ölmek daha iyi." - Halide Edip Adıvar

Nasip olmak : 1. Fırsat düşmek, elvermek.

"Günlerden bir gün bu güzel gemilere binme nasip oldu." - Bedri Rahmi Eyüboğlu

2. Mutluluk veren güzel şeylere erişmek, ulaşmak, kavuşmak.

"Hiçbir erkeğe nasip olmadığını iddia edeceğim hayat, hep kaçamaklarla dolu idi." - Refik Halit Karay


* * * * *

Kelime Kökeni :

(nasib 1)

Arapça nṣb kökünden gelen naṣb "1. dikme, kaldırma, çadır kurma, nişan koyma, 2. tayin etme, atama, ganimetten pay verme” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça naṣaba “dikti, kaldırdı, belirledi” fiilinin faˁl vezninde masdarıdır.

Benzer sözcükler : nasbet


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
andan oldı naṣb u cerr refˁ u sükūn

~ ~ ~ ~ ~

(nasib 2)

Arapça nṣb kökünden gelen naṣīb “pay, hisse” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça naṣaba “belirledi” fiilinin sıfatıdır.

Benzer sözcükler : nasiplen-, nasipsiz

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
aç kulağuŋ uşbu sözden al naṣīb




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, cartoondealer.com' dan alıntıdır.