31 Aralık 2025 Çarşamba

ÜSTÜNKÖRÜ - 14




Yıllar öncesinden bir sahne hatırladım. İlkokulda yeni yıl yaklaşırken okunan şarkıları, minik hediyeleşmeleri, çikolata, kuruyemiş ama en çok da portakal ve muzun meyve kâsesinde capcanlı renkleriyle duruşlarını.

Yeni yıl deyince her şey bundan ibaretti o zaman bizler için. Çünkü çocuklukta her şey basittir, sade bir neşedir. Gün boyunca ağızda kalan tatlar, özgürce kahkaha atarak, koşup oynanan yıllardır ki, bir yıl daha büyümekle, zehirli bir sorumluluğa yaklaşmanın farkında bile olunmadığı zamanlardır. 

Üstünde pullarıyla şıkır şıkır parlayan, kızaklı çocukların kaydığı, karlı, geyikli, altı hediyelerle süslenmiş çam ağaçlarının olduğu o güzelim tebrik kartlarının alınıp verildiği o en içten samimi duygularla bir kar küresinde yaşamayı tercih ederdim. Yürekleri güzel insanların daha fazla görünür olduğu, kötülerin cezalandırıldığı, başarının ödüllendirildiği ve adalete olan sarsılmaz inançla yaşadığımız o zamanlar kar taneleri gibi eriyip gitti sanki.

Şimdilerde güzel günlerin geleceğine olan inançla yaşamaya devam ederken, ne gariptir zaten güzel günlerin içindeymişiz de farkında değilmişiz gibi. Yine de enseyi karartmayın diye bir laf vardır ya, işte en büyük umudu daima şiirlerden alıyorum ben. Sene biterken tüm güzel insanlara Birhan Keskin' in yazmış olduğu bir şiiri "Kargo" luyorum.

Herkese mutlu yıllar ! 

🎄🎄🎄

KARGO

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok
burada dursun.

Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem
zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri
eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim
kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve
çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa
nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak,
aklında bulunsun.

Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir
okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki,
bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.
Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki
çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat
midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama
müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına
yandığım, kırkına birden deva olsun.


Birhan Keskin




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: - görsel, manoslindas.com 'dan alıntıdır.
       - yayına eşlik eden videodaki müzikler, yeni yılın neşesini evinize taşısın diye süre olarak uzun seçildi.



29 Aralık 2025 Pazartesi

BİR KELİME = İLLET






İllet : (Arapça) 1. (isim) ► Hastalık.

"Ben şarlatan değilim, oğlum. Bu illetin devası bendedir." - Peyami Safa

2. (isim, mecaz) Hastalık derecesine varan alışkanlık.

"Ya sayfa sayfa mektup yazmak illetine tutulmuş olanlara ne diyeyim?" - Hüseyin Cahit Yalçın

3. (isim) ► Bozukluk.

"Bu radyonun bir illeti var."

4. (sıfat, teklifsiz konuşmada) Kızdıran, sinirlendiren (şey veya kimse).

5. (isim, eskimiş, felsefe) ► Neden.

* * * * *

Birleşik Fiil - Kalıp Söz olarak kullanımı :

(Birini) İllet etmek : 1. Sakatlamak. 2. Sinirlendirmek, kızdırmak.

İllet olmak : Çok sinirlenmek, çok kızmak.

"Batı taklitçiliği de illet olduğu sorunlardan biri idi." - Haldun Taner

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Köstebek illeti : (isim) Atların ensesinde oluşan hücre dokusu iltihabı.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˁll kökünden gelen ˁilla(t) عِلّة “1. hastalık, 2. arız olan şey, arıza, bir varlığı doğal rotasından saptıran şey” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ˁalla عَلَّ “bozuldu, saptı, hasta oldu” fiilinin fiˁla(t) vezninde ism-i merresidir.

Ek açıklama : Aristo felsefesinde accident (συμβεβηκός) kavramının Arabi karşılığıdır.
Benzer sözcükler : illetli


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
bu χalḳ oldı ˁılletden berī [hastalıktan kurtuldu]






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: - blog bir süre yorumlara kapalıdır.
       - gif, pinterest' ten alıntıdır.



26 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = ZİLLET




Zillet : (isim, Arapça) Hor görülme.

"Yıllardan beri dişinden tırnağından artırdığı, çoluk çocuğunun nafakasından kestiği parayı günün birinde, ben de bu zilletten kurtulurum umuduyla bir köşeye koymuştu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

* * * * *

Deyim, Birleşik Fiil olarak kullanımı :

Zillete düşmek : Hor görülmek, aşağılanmak.

"Zillete düşmemek için tehlikeyi kabul etmek daha iyi olmaz mı?" - Etem İzzet Benice

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ḏll kökünden gelen ḏilla(t) ذلّة “düşkünlük, aşağılanma, zül” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḏalla ذَلَّ “düşkün idi, aşağılandı” fiilinin fiˁla(t) vezninde masdarıdır.

Benzer sözcükler : mezellet

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Nasırüddin Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya terc., 1310]
Dāvūd yalavaç kırk yıl yığladı ẕilleti üçün

mezellet “aynı anlamda” [Nasırüddin Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya terc., 1310]
götürür re'y ü kuvveti meẕellet







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: - blog bir süre yorumlara kapalıdır.
       - görsel, internetten alıntıdır.





23 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = KURDELE




Kurdele : (İtalyanca) 1. (isim) Geniş ipekli şerit.

"Anam ikiz bebe beklemediği için tek bir kırmızı kurdele hazır etmişti beşiğin başına." - Ayşe Kulin

2. (isim) Belli bir biçim verilmiş saça veya giysinin yakasına takılan ince kumaş.

* * * * *

Birleşik Fiil, Kalıp Söz olarak kullanımı :

Kurdele kesmek : 1. Tesis veya kuruluşun açılış töreninde gerilen şeridi iyi dileklerle kesmek.

2. Herhangi bir amaçla bağlanmış olan şeridi kesip ayırmak.
"Nişan töreninde kırmızı kurdele kestik."

Kurdele takmak : İlköğretimde belli bir konudaki başarıyı belirtmek üzere öğrenci giysisinin yakasına renkli, özel bir şerit takmak.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Kurdele balığı : (isim, hayvan bilimi) Kurdele balığıgillerden, uzun, yassı vücutlu, pulları çok küçük, kuyruk yüzgeci ipliğe benzeyen, kemikli bir Akdeniz balığı; şerit balığı, flandra balığı (Cepola rubescens).

* * * * *

Kelime Kökeni :

İtalyanca cordella “şeritçik” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İtalyanca corda “ip, şerit” sözcüğünün küçültme halidir.

Ek açıklama : Yunanca κορδέλα (aynı anlamda) İtalyancadan alıntıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
kordela/kurdele قوردله: İt. şerit biçiminde ipek atlas ve canfes tirizi.







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: - blog bir süre yorumlara kapalıdır.
     - görsel, fr.freepik.com' dan alıntıdır.





21 Aralık 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 13




Bir süredir hareketlerini inceleyerek baktığı arkadaşına doğru ;

- Sen olmak çok zor olmalı dedi.

Cümleyi birden algılayamayan kişi şaşkınlıkla,

- Nasıl, anlayamadım diyerek gülümsedi.

- Alışverişinde zorluklar yaşadın biraz önce. Verdiğin kararlar bir kaç kez değişti.

- E ne var bunda, seçici olduğumu biliyorsun.

- Çok iyi biliyorum ama ilk defa bu kadar yakından izleme fırsatım oldu.

- Bu kadar detaycı olmam seni çok mu şaşırttı?

- Detaycı?! müstehzi gülümsedi. Hediyelerin paket kâğıtlarının kaç kez katlanması gerektiği, kurdelenin nasıl bağlanacağı, torbalara nasıl yerleştirileceği, seçtiğin çiçeklerin yaprak sayıları, kartvizitlerin paketlere nasıl iliştirileceği detay mı sence? İşini yapanlara müdahale değil mi?

- Hayır, hayır her şey istediğim gibi olmalı.

- Tabi haklısın, sen olmak çok zor olmalı! 




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not:- blog bir süre yorumlara kapalıdır.
      - gif, reddit.com' dan alıntıdır.





19 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = MÜSAADE





Müsaade : (Arapça) 1. (isim) ► İzin.

"Ayrıca Saray Kütüphanesi'ne dilediğim kadar girip çıkma müsaadesi bahşettiler." - Ahmet Kabaklı

2. (isim) Elverişli olma, elverişlilik.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Müsaade almak : İzin almak.

"Kızların gitmek üzere Ayşe’den müsaade almaları onu birdenbire rahatlattı." - Hüseyin Nihal Atsız

Müsaade etmek (veya buyurmak) : 1. İzin vermek.
"Hiçbir şey söylemesine müsaade etmedim, gayet haşin, çok sert davrandım." - Etem İzzet Benice

2. Geçiş için yol vermek, yol açmak.

3. Elverişli, uygun olmak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça sˁd kökünden gelen musāˁada(t) مساعدة “yardımlaşma; yardım, yarlık, el verme, kolay kılma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça saˁada سَعَدَ “yaver gitti, yardım gördü” fiilinin mufāˁala(t) vezninde III. masdarıdır.

Ek açıklama : ″İzin” anlamı Türkçede 19. yy′a doğru ağır basmıştır.
Bu maddeyle ilintisi olan kelimeler ; müsait

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

“yardım etme, el verme” [Seydi Ali Reis, Miratü'l-Memalik, 1557]
Bahr-i muḥīte [okyanusa] çıkılup ve bir miḳdār rūzgār müsāˁade gösterüp

“izin” [Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
müsāˁade: Bırakma, men etmeme, ruhsat ve mülayemet.





(Blog bir süre yorumlara kapalıdır.)


{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, internetten alıntıdır.




16 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = MOTAMOT





Motamot : (Fransızca) 1. (sıfat) ► Kelimesi kelimesine.

2. (zarf) Hiç değiştirmeden.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Motamot çeviri : (isim) Aslına bağlı kalınarak yapılan çeviri.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Fransızca mot à mot “kelimesi kelimesine” deyiminden alıntıdır. Bu deyim Fransızca mot “kelime” sözcüğünden türetilmiştir. Fransızca sözcük Latince muttum “ağızdan çıkan ses, lakırdı” sözcüğünden evrilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Hüseyin Rahmi Gürpınar, Cehennemlik, 1919]
Ben ‘motamo’ bir ‘tradüksiyon’ yaptım. Moller her ne ki dediyse ondan bir nokta dışarı çıkmadım.

[Cumhuriyet - gazete, 1930]
İkinci Kur'an motamot Türkçe'ye tercümelidir




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-






not: görsel, vecteezy.com' dan alıntıdır.





14 Aralık 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 12




Gittiğim, gezdiğim, gördüğüm her şey anlamsız. 

Aslında ne arıyorum, onu da bilmiyorum. Her şey tamam gibi gözüküyor dışardan bana baktıklarında, oysa ben, başı kesilmiş tavuk gibi oradan oraya amaçsızca koşan ve yeryüzünde tek başına kalmış kişi gibi hissediyorum. Yaptığım hiçbir şeyin, hiçbir başarının, başarısızlığın, hazırladığım sofraların, giyinip kuşanıp çıktığım sokakların, hiçbir şeyin anlamı yok. 

İçimde gün geçtikçe büyüyen ve yakında içine düşeceğim bir boşluk var.

Nereye baksam hep aynı boşluk(*).






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: (*) Tanpınar' ı anlatan kitap isminden alıntıdır.
        görsel, youtube.com' dan alıntıdır.




12 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = FİLİNTA




Filinta : (Almanca) 1. (isim) Namlusu kısa, kurşun atan bir tür küçük tüfek.

2. (sıfat, argo) Yakışıklı olan.

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Filinta gibi : Genç, ince uzun boylu, çevik, yakışıklı (kimse).

* * * * *

Kelime Kökeni :

Almanca Flinte “1. çakmak taşı, 2. çakmaklı tüfek” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İngilizce flint “çakmak taşı” sözcüğü ile eş kökenlidir. İngilizce sözcük Germence yazılı örneği bulunmayan *flī- “kıymık, taş kırığı” biçiminden türetilmiştir.

Ek açıklama : Çakmak taşlı tabanca ve tüfekler (İngilizce flintlock) Avrupa′da 17. yy ortalarında yaygınlaşmıştır. Flinte adının doğrudan tüfek için kullanılması Almancaya mahsus görünüyor.

Filinta gibi delikanlı deyimi 20. yy başlarında belirmiş olmalıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“çakmaklı av tüfeği” [Kieffer & Bianchi, Dictionnaire Turc-Français, 1835]
filenta: fusil de chasse.







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




9 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = HABİTAT




Habitat : (İngilizce) 1. (isim) Yerleşme, oturma.

"Mesela yaşıtı olan ve aynı periferide, aynı habitatta yetiştiği amcasının oğlu, gidip altına bir araba çekmiş. Bu çekememiş." - Mustafa Karnas

2. (isim) Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer, yurt.


* * * * *

Kelime Kökeni :

İngilizce habitat “yaşanılan yer, çevre, ortam” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince habitatus “alışıldık, mutat, evcil” sözcüğünden alıntıdır. Latince sözcük Latince habitare “ikamet etmek, alışmak” fiilinden +()t° ekiyle türetilmiştir. Bu fiil Latince habēre, habit- “sahip olmak, elde etmek, almak” fiilinin isimden türetilmiş fiilidir. Latince fiil Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʰh̥₁bʰ-éh₁-i̯e- (*gʰabʰ-ḗ-i̯e-) biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *gʰeh₁bʰ- (*gʰēbʰ-) “almak, vermek” kökünden türetilmiştir.

Ek açıklama : Aynı Hintavrupa Anadili kökten Latince habilis > İngilizce able “alışık”, Latince habitus > İngilizce habit “alışkanlık”, Latince debitus > İngilizce debt, due, duty “alınmış şey, borç” ve tam aksi anlamda İngilizce give, Almanca geben “vermek”.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak :

[Ekşi Sözlük, 2001]
habitat: bir canlının diğer canlılar ile kurduğu yaşam alanıdır.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, cartoondealer.com' dan alıntıdır.





7 Aralık 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 11




- Özledim !

- Yani özlediğin şey sende eksik diyorsun.

- Özledim diyorum sana...

- E tamam işte, kökü öz yani özümüz, benliğimizden gelir. Öz-le-mek benliğimize özlenen şeyi katmak. Örneğin, Su-la-mak suyu toprağa katmak gibi. Eksik olan bir şeyi katmak. Fransızlarda böyle bir cümle var. "Tu me manques."  Yani sen bende eksiksin.  “Seni özledim.” yerine bunu kullanıyorlar.


"Özlemek eksilmektir."








{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




5 Aralık 2025 Cuma

BİR KELİME = EDEVAT




Edevat : (isim, çokluk, Arapça) Bir iş için gerekli olan malzemelerin, parçaların tümü.

"Taş binanın bir odasını mantarlardan, çivilerden ve balıkçı edevatından bir döşeme bürümüştü." - Sait Faik Abasıyanık

* * * * *

Birleşik Kelime olarak kullanımı :

Alat edevat : (isim, çokluk, Arapça) ► Alet edevat.

"Ev değil saray mutfağı bile alat edevat bakımından buranın yanında fakir kalırdı." - Ömer Seyfettin


Alet edevat : (isim, çokluk) Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar; alat edevat.

"Maalesef teknedeki alet edevatla beceremeyeceğiz bu işi diye seslendi mühendis." - Ayşe Kulin

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ˀdw kökünden gelen adawāt أدوات “gereçler” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça adā(t) أداة “araç, gereç” sözcüğünün çoğuludur.

Benzer sözcükler : alet edevat

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
edevāt: pl. ab edāt. Instrumenta, apparatus.



{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel internetten alıntıdır.





2 Aralık 2025 Salı

BİR KELİME = NASİP




Nasip : (Arapça) 1. (isim) Birinin payına düşen şey.

2. (isim) Bir kimsenin elde edebildiği, sahip olabildiği şey.

      "Türk'e ve Türk vatanına bir kurtuluş nasip ise onu gene Mehmetçiklerden beklemeliyiz." - Aka Gündüz

3. (isim) ► Kısmet.

      "Her insanın bu yaşlardaki nasibi yalnızlıktır." - Ahmet Muhip Dıranas

4. (isim) Günlük kazanç.

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Nasibini almak : Güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak.

"Herkes ondan haz veya hüzün, kendi nasibini alırdı." - Abdülhak Şinasi Hisar

Nasip almak : Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak.

Nasip etmek : 1. Fırsat vermek.
                   2. Eriştirmek.

"Allah bana o rezaletle gelmeyi nasip etmesin, ölmek daha iyi." - Halide Edip Adıvar

Nasip olmak : 1. Fırsat düşmek, elvermek.

"Günlerden bir gün bu güzel gemilere binme nasip oldu." - Bedri Rahmi Eyüboğlu

2. Mutluluk veren güzel şeylere erişmek, ulaşmak, kavuşmak.

"Hiçbir erkeğe nasip olmadığını iddia edeceğim hayat, hep kaçamaklarla dolu idi." - Refik Halit Karay


* * * * *

Kelime Kökeni :

(nasib 1)

Arapça nṣb kökünden gelen naṣb "1. dikme, kaldırma, çadır kurma, nişan koyma, 2. tayin etme, atama, ganimetten pay verme” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça naṣaba “dikti, kaldırdı, belirledi” fiilinin faˁl vezninde masdarıdır.

Benzer sözcükler : nasbet


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
andan oldı naṣb u cerr refˁ u sükūn

~ ~ ~ ~ ~

(nasib 2)

Arapça nṣb kökünden gelen naṣīb “pay, hisse” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça naṣaba “belirledi” fiilinin sıfatıdır.

Benzer sözcükler : nasiplen-, nasipsiz

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve örnekler :

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
aç kulağuŋ uşbu sözden al naṣīb




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, cartoondealer.com' dan alıntıdır.




30 Kasım 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 10




Uçaktan indiğinde hiç bilmediği ve kimseyi tanımadığı bir şehirdeydi. Kendi ülkesinde kazanamadığı parayı, bir ihtimal geldiği bu ülkede kazanıp, ardında bıraktığı çocuklarına biraz olsun maddi destek gönderebileceğini düşünüyordu. Bu ülkenin dilini konuşuyor olmasına ve hastabakıcı bilgisine güveniyordu.

Şehre karanlık çökerken o bir otel yerine, hemen bir hastanenin aciline sığındı. Sanki bir yakını tedavideymiş gibi bavulunu bekleme salonunun sandalyelerine koyup, üstüne uzandı ve gözlerini ertesi sabah, kalkıp iş aramak ve hayatına yön vermek üzere güvenle kapattı. 







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, dreamstime.com' dan alıntıdır.




28 Kasım 2025 Cuma

BİR KELİME = BAHUSUS





Bahusus : (zarf, eskimiş, Farsça bā + Arapça ḫuṣūṣ) ► Özellikle.

"Köşk geniş, ben kalabalığı severim, bahusus etrafımda sizin gibi gençler olursa büsbütün içim açılır." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

* * * * *

Kelime Kökeni :

Farsça bā χuṣūṣ بخصوص “özellikle, bilhassa” deyiminden alıntıdır. Bu deyim Farsça bā “ile, birlikte, beraber (edat)” ve Arapça χuṣūṣ خصوص “özellik” sözcüklerinin bileşiğidir.

Ek açıklama : Husūsan eş anlamlıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
bāχusūs: Specialiter, peculiariter, pracipué, praesertim, nominatim, maximé

[Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
bāχusūs: be-tahsīs.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, textstudio.com' dan alıntıdır.




25 Kasım 2025 Salı

BİR KELİME = HABASET




Habaset : (Arapça) 1. (isim) ► Kötülük.

2. (isim, eskimiş) ► Alçaklık.

"Senin ne habasetlere kadir olduğunu ben bilirim." - Reşat Nuri Güntekin


* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça χbs̠ kökünden gelen χabās̠a(t) خباثة “kötülük, habis olma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça χabus̠a خَبُثَ “kötü idi” fiilinin faˁāla(t) vezninde masdarıdır.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Hoca Sa'deddin Ef., Tacü't-Tevârih, 1574]
χabāṣet-i bātınesi [içinin kötülüğü]

[Mustafa Âlî, Künhi'l Ahbar, 1599]
χabāṣetiyie iki kavm olupdurur mümtāz / Birisi tāyife-i Çebnidür anuŋ, biri Lāz






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.




23 Kasım 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 9






(Biri hakkında konuşan iki kişi)


- O inançlı mıydı?

- Ona sordun mu?

- Evet, ama sanki inançla işi olmaz gibi bir tavır sergiledi.

(Diğeri gülümsedi) 

- O bir melâmîydi.

- O ne demek?

- İnancını sadece kendine saklayan ve yaşayan biri demek. Melamilik aramak, sorgulamak, anlamaya çalışmaktır. Kişi doğduğunda kendini anlamak için gözlemlemeye, sormaya başlar. Bu sorgulama kendini ve görünen varlığın hakikatini anlamak içindir.

- İlk defa duydum.

- Halkın arasında kendilerini gizlemeyi tercih ederler. Öyle ki, onlara çok yakın olanlar bile melâmî olduklarını bilmiyorlardır. Bu kimliklerini, sadece kendilerine mânen yakın gördükleri insanlara, uygun gördükleri zamanda söylerler. Yani melâmîlikte tüm mânevî bağlar doğrudan Allah ile kurulur, kimseye herhangi bir gösteriş yapmazlar. Dini duyguların her türlü istismarına karşıdırlar. Üyelerinden finansal destek ve para yardımı talebinde bulunan cemaatlere karşı, hiçbir peygamberin görevini yaparken ümmetinden ücret talep etmediğini, ilgili ayeti okuyup, hatırlatırlar.

- Sorgulamak ve sorgulamakta serbest olmak ne kadar anlamlı. Şimdi ise cemaatlere kendilerini kaptırmış, hiçbir şeyi düşünmeden, sorgulamadan teslim olmuş insanlar, ibadet ettiklerini sanıyorlar.

- Maalesef öyle.






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




21 Kasım 2025 Cuma

BİR KELİME = HAMASET




Hamaset : (Arapça) 1. (isim, eskimiş) Yiğitlik, kahramanlık, cesaret.

"Bir hamaset destanı."

2. (isim, eskimiş) Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım.


* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça ḥms kökünden gelen ḥamāsa(t) حماسة “(dinde ve kavgada) şeci ve cesur olma, fanatizm” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḥamisa حمس “şeci ve tavizsiz idi” fiilinin faˁāla(t) vezninde masdarıdır.

Benzer sözcükler : hamasi

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

[Meninski, Thesaurus, 1680]
hamāset: Vehementem & constantem esse (in religione).






{ಠ,ಠ} 
|)__) 
-”-”-



not: görsel, internetten alıntıdır.



18 Kasım 2025 Salı

BİR KELİME = ŞARAMPOL





Şarampol : (isim, Macarca) Karayollarının kenarında yol düzeyinden aşağıda kalan bölüm.

"Şarampole yuvarlandım." - Ahmet Ümit


* * * * *

Kelime Kökeni :

Macarca sorompó “kazıklardan oluşan çit, parmaklık” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Orta Aşağı Almanca schrancpaum “çit kazığı” sözcüğünden alıntıdır.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“parmaklık” [Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
χandak kenārınca cümle kalın direkler ile şarampo taˁbir etdikleri parmaklık çevürmişlerdür

[Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmani, 1876]
şarampoy شرانپوی: Palanga ve kale varoşunun kazık ağaç kakılarak yapılan barūsu





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, dreamstime.com' dan alıntıdır.




16 Kasım 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 8





- Kum kaldırma!

- Ne?

- Kum kaldırma dedim.

- Denizde miyiz yahu, ne anlamsız laf..

- Başka türlü söylesem dikkatini çekmezdi.

- Pöh.. başka türlü nasıl söylerdin peki?

- Ortalığı karıştırma.

- Haydaa.. yahu nasıl karıştırıyorum ki?

- Offff! Sözlerinle, bakışlarınla, beden dilinle bir mikser gibisin yahu! Herkese, her duruma, her olaya bir sözün var söylenecek. Yeter! 

- .....

- Oldu mu şimdi? Bu kadar lafı işitmek gerekli miydi yani?!





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, dreamstime.com' dan alıntıdır.




14 Kasım 2025 Cuma

BİR KELİME = ARKETİP




Arketip : (isim, Fransızca) ► Kök örnek, bir nesnenin bilinen ilk ve en özgün biçimi.


* * * * *

Kelime Kökeni : 

İngilizce archetype “prototip, Jung psikolojisinde bir kavram” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca arχétypos ἀρχέτυπος “model, ilk nümune” sözcüğünden alıntıdır.

Daha fazla bilgi için arkaik kelimesini incelediğimizde, Fransızca archaïque “en eskiye ilişkin” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca arχaïkós αρχαïκός “en eskiye ait, ilkel” sözcüğünden alıntıdır. Eski Yunanca sözcük Eski Yunanca árχaîos άρχαῖος “ilk, en eski (sıfat)” sözcüğünden +ik° ekiyle türetilmiştir. Bu sözcük Eski Yunanca arχḗ αρχή “başlangıç (isim)” sözcüğünden türetilmiştir.



Tespit edilen en eski Türkçe kaynak :

[Milliyet - gazete, 1987]
'Bedrettin Üzerine Şiirler'in, deyim yerindeyse, arketipsel bir konumu vardır.'







{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




11 Kasım 2025 Salı

BİR KELİME = KARİNE




Karine : (isim, Arapça) Karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına, çözümlenmesine yarayan ipucu.

"Karine ile anladığımıza göre işi biz yapacağız."

* * * * *

Birleşik Fiil veya Kalıp Söz olarak kullanımı :

Karine ile anmak : Sözün gelişinden çıkarmak.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Karine1

Arapça ḳrn kökünden gelen ḳarīna(t) “1. eş, zevc, 2. eşleşme, mantıki bağlantı, delil” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ḳarana “çift koştu, eşleştirdi” fiilinin faˁīla(t) vezninde sıfatı dişilidir. Arapça fiil Arapça ḳarn “boynuz” sözcüğü ile eş kökenlidir.

Ek açıklama : 1990′larda beliren masumiyet karinesi deyiminde sözcük “varsayım, presumption” anlamında kullanılmıştır.

Benzer sözcükler : masumiyet karinesi

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Meninski, Thesaurus, 1680]
ḳarīnet: (...) Conjectura [tahmin, yakınsama]. ḳarīne ile: takrīben. ḳarīne ile aŋlamak: Conjectare, conjecturâ assequi [tahmin etmek, tahminen değerlendirmek]


Karine2

İtalyanca carina “gemi gövdesi” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince carina “1. ceviz kabuğu, her çeşit sert kabuk, 2. gemi gövdesi” sözcüğünden evrilmiştir. Latince sözcük Hintavrupa Anadili yazılı örneği bulunmayan *ḱerh₂- (*ḱer-) “sert” biçiminden evrilmiştir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler:

[Evliya Çelebi, Seyahatname, 1665]
Beç kapusu tarafı kadırganın başında karinası gibidir.






{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: gif, tenor.com' dan alıntıdır.




9 Kasım 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 7




Barın kapısından içeri girdi. Belli belirsiz caz müziği çalıyordu. Saçları kıvır kıvır genç içerden getirdiği temiz bardakları yerlerine koyarken göz ucuyla ona baktı, selâm verip bir şey ister mi diye sordu. Taburenin kenarına ayağını koyarak, kendini yukarı çekip, oturdu. "Bir filtre kahve alayım lütfen" dedi. Kahvenin kokusu, dumanından önce geldi, büyük bir yudum aldı.

Buraya gelerek büyük risk almıştı. Tedaviler, terapiler, ilaçlarla devam ettiği bir dönemin içindeyken, birden kendini ateşin ortasına atması gerektiğini düşünüp buraya gelmişti. Alkolden uzak durması gerekiyordu, biliyordu ama kendince alkole yakın olarak, uzak durmayı denemek onun fıtratına daha uygun geliyordu. Mekanın her yerine sinmiş alkol kokusunu, kahvenin dumanına sararak içine çekiyorken, nefsine işkence ve terbiyeyi aynı anda öğretiyordu.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, freepik.com​' dan alıntıdır.





7 Kasım 2025 Cuma

BİR KELİME = BUKAĞI




Bukağı : 1. (isim, eskimiş) Ağır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka.

      "Bukağılı Baba'nın başı ucunda düşman zindanında taşıdığı bukağılar vardı." - Yahya Kemal Beyatlı

2. (isim, eskimiş) ► Köstek.


Birleşik Fiil olarak kullanımı :

Bukağı Vurmak : Bukağı takmak.

      "Sonra hayvanın karnı altından bukağı vurup boğazına ip takarak esir edip yedeğe aldılar." - Ebubekir Subaşı


* * * * *

Kelime Kökeni :

Eski Türkçe bukaġu “hayvanlara vurulan köstek, pranga” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Türkçe buka “boğa” sözcüğünden Eski Türkçe +AgU ekiyle türetilmiştir.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak :

Eski Türkçe: [Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
bukaġu [[hırsızlara vurulan pranga]]




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.




4 Kasım 2025 Salı

BİR KELİME = MİHNET




Mihnet : (isim, Arapça) ► Sıkıntı.

"Her mihnet kabulüm yeter ki / Gün eksilmesin penceremden" - Cahit Sıtkı Tarancı


Birleşik Fiil olarak kullanımı :

Mihnet çekmek : Sıkıntılı bir duruma katlanmak, sıkıntı çekmek.

* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça mḥn kökünden gelen miḥna(t)  “zorluk, zahmet, sınav” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça maḥana “sınadı, imtihan etti” fiilinin fiˁla(t) vezninde ism-i merresidir. 
(NOT: Arapça fiil Aramice-Süryanice ve İbranice maḥneh מַחְנֶה “İsrailoğullarının çölde kırk yıl çektiği çile” sözcüğü ile eş kökenlidir.)
İmtihan kelimesi de aynı kökten gelmektedir.


Tespit edilen en eski Türkçe kaynak :

[Kutadgu Bilig, 1069]
balā miḥnat emgek [bela, zahmet, zorluk]

[Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
ikilik miḥnet-dürür bellü bilüŋ




Kelime,  blogger Arzu Sarıyer tarafından önerilmiştir. Yayına katkılarından dolayı teşekkürler.




{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: görsel, internetten alıntıdır.





2 Kasım 2025 Pazar

ÜSTÜNKÖRÜ - 6



"Annelik köpeklik! Annelik köpeklik!" diye söylene söylene sokakta yürüyordu kadın. Sağından, solundan, arkasından yürüyen yaşlı kadınlar başlarını sallayarak katıldıklarını gösteriyor, gençler kadının söylediklerine gülüyor, diğer insanlar anlamsızca bakıp geçiyorlardı. Kimileri de "kafayı sıyırmış herhalde" diye düşünüyorlardı.

Oysa hepsi hayatlarından beş dakika ayırıp, kendi annelerinin özverileriyle ilgili biraz düşünselerdi, söylene söylene yürüyen kadını belki de anlayabileceklerdi. Bir anne çocuğu için her şeyden vazgeçebilirdi. En çok da kendinden. 

İşte son noktasına kadar sömürülen kadın, en sonunda sokaklarda doğurduğu çocuğun annesi gibi değil de köpeği gibi hissettiğini haykırıyordu ama bu haykırış kendineydi ve duyması için de yüksek sesle söylenip duruyordu.





{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-





not: görsel, dreamstime.com' dan alıntıdır.





31 Ekim 2025 Cuma

BİR KELİME = VÂKIF (2)




Vâkıf : (Arapça) 1. (sıfat) Bilen, farkında olan.

"Demirci anladı, ses çıkarmadı, duvardan üç beş halka aldı, sanatına vâkıf bir adam sükûnetiyle değneğe taktı." - Memduh Şevket Esendal

2. (sıfat, eskimiş) Bir şeyi vakıf durumuna getiren.



Birleşik Fiil olarak kullanımı :

Vâkıf olmak : Bilmek, öğrenmek.

"Bu dünya ahvaline pek vâkıf olmayan cahillerin gönlünde de aynı üzüntü ve merak var." - Peyami Safa


* * * * *

Kelime Kökeni :

Arapça wḳf kökünden gelen wāḳif  "1. vakfeden, 2. bir konuyla ilgili olan, haberdar” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça waḳafa fiilinin fāˁil vezninde etken fiil sıfatıdır.

Tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler :

“haberdar” [Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
çünki ḥālden vāḳıf ola yoldaşum









{ಠ,ಠ}
 |)__) 
-”-”-




not: gif, internetten alıntıdır.